Câbir (radıyallahu anh)’den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helâk etmiş, onları birbirlerinin haksız yere kanlarını dökmeye, haramlarını helâl saymaya sevketmiştir.” (Müslim: Birr)
Zulüm, bir şeyin gereğini değil de zıddını yapmak, hakkı yerli yerine koymamaktır. Zulüm, başkasının hakkı üzerinde haksız bir tasarrufta bulunmak, herhangi bir konuda haddi aşmaktır. Zulmü işleyene “Zalim” denir.
Haksız yere başkasının malını almak, ırzına, namusuna sataşmak, kanını dökmek gibi uygunsuz davranışlar zulüm olduğu gibi Allah’ın hukukuna tecavüz, emir ve yasaklarına riayet etmemek de zulümdür. “Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür.” (Lokman suresi: 13) “Kafirler zalimlerin ta kendileridir” (Bakara suresi: 254)
Zulüm, adâletin zıddıdır. Adâlet bir fazilet, zulüm ise bir zillet, faziletsizlik, gayr-i ahlâkîlik ve haysiyetsizliktir. İslâm, yeryüzünde adâleti hâkim kılmayı, zulmün her çeşidini ortadan kaldırmayı hedefler. Hadis-i şerifte de geçtiği gibi İslam, mensublarını özenle zulümden sakındırmış, onlara zulmü haram kılmıştır. “Kullarım! Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz” (Müslim: 55-2577)
Zulmün sonu hüsrandır. Zâlim kıyamet gününde karanlıklar içinde kalarak yolunu bulamayacak, zulmünün cezası şiddetli ve dehşetli olacaktır. Zâlimler, dünyada zulmettiklerinin hayatlarını karartmış, onlara dünyayı yaşanmaz hale getirmişlerdir. Şimdi burada hesap gününde karşılaştıkları acıklı ve dehşet verici manzara, mazlumlara yaptıklarının kendi başlarına gelmesinden başka bir şey değildir.
Zulüm, çoğunlukla Allah’tan başka yardımcısı olmayan zayıflara yapılır. Bunu yapanlar ise kalbleri kararmış, Allah korkusundan mahrum kimselerdir. İşte böyle kimselerin kıyamet günündeki cezaları, dünyada yaptıklarının karşılığıdır.
Zâlimle dost olmak ve zulmüne göz yummak da zulümdür. “Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız).” (Hud suresi: 113)
Zulüm ve haksızlık yapanlar, dünyada, bu zulümlerine yardımcı olan bir takım bayağı kişilerbulabilirler. Zulümlerini de belli bir süre devam ettirmeleri mümkün olabilir. Fakat zulüm ebedî olmaz. Âhirette, hesabın görüleceği günde, zâlimlerin ve yardımcılarının ne bir dostu ne de Allah’ın huzurunda kendilerine şefaatçı olacak bir yardımcısı bulunacaktır.
“Zâlimlerin hiçbir dostu ve sözü dinlenecek şefaatçısı yoktur.” (Mü’min sûresi:18)
“Zulmedenlerin yardımcısı olmaz.” (Hac sûresi: 71)
Allah, zâlimleri kıyamet gününde dostsuz ve yardımcısız azap içinde bırakacaktır. Dünyada yaptıkları zulüm ve haksızlıkların cezasını orada çekecekler ve kendilerine merhamet olunmayacaktır. Çünkü onlar, Allah’ın kullarının haklarına tecâvüz etmişler ve Allah’ın emirlerini dinlememişlerdir.
Zalimler bazen dünyada da yaptıkları zulmün cezasına çarptırılırlar. Onların bu hali başkalarına ibret olmaları içindir. Kur’an-ı Kerim bunun örnekleriyle doludur:
“O (Firavun) ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar. Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bak işte, zalimlerin sonu nice oldu!” (Kasas suresi: 39-41)
Ebû Mûsâ el-Eş’arî (radıyallahu anh)’ den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz Allah zâlime mühlet verir. Onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez.” Sonra şu âyet-i kerîmeyi okudu: “Rabbin, zâlim bir kasaba halkını yakalarken işte böyle yakalar. O’nun yakalaması gerçekten çok acı ve çetindir.” (Hûd sûresi:102). (Buhârî: Tefsîr, Müslim: Birr)
Allah Teâlâ, suçluları cezalandırmada acele davranmaz. Onların suçlarından ve zulümlerinden pişmanlık duyup tövbeye yönelmeleri için kendilerine süre tanır. Kâfirler, küfürden imana; zâlimler, zulümden adâlete, âsiler isyandan ibadete yönelebilirler. Bu sebeble Allah Teâlâ cezaları tehir eder, hatta birçoğunu âhirete bırakır. İnsan, ömrünün sonuna kadar tövbe kapısının açık olduğunu bilir de bir gün bu kapıya gelirse, Allah tövbeleri kabul eder ve kullarına son derece merhametle muamele eder. Cenab-ı Hakk’ın mühlet vermesinin anlamı budur. Bu sebeble zâlimlere de rızık verir; onların dünyada yaşamasına, hatta uzun bir ömür sürmesine imkân tanır.
Bu hadis, dünyada mazlumlar için bir teselli kaynağıdır. Kendilerine verilen fırsat ve mühlete kapılıp aldanmasınlar diye, zâlimler için de ciddi bir tehdit teşkil eder. Allah Teâlâ, bu gerçeği şöyle beyan etmektedir:
“Sakın zâlimlerin yaptığından Allah’ı gafil sanma! O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyor” (İbrahim sûresi: 42).
Allah’ın zâlimleri yakalaması onları helâk etmesi, kahretmesi, işlerini bitirmesidir. Kur’an’ın birçok âyetinde, daha önce helâk olan ümmetlerin mâcerası anlatılır. Nuh (aleyhisselâm)’ ın kavmi, Âdve Semûd’un, Lût kavminin, Medyen’in, Nemrud’un ve Nemrud’a inananların âkibetleri ne kadar acı, elem verici ve çetin olmuştur? Bunların her birinin oturduğu ülkeler, şehirler ve kasabalar, içlerindeki zâlimlerle birlikte helâk edilmiştir. Dünyada dolaşan zâlimlere Allah’ın mühlet vermesi, insanları aldatmamalıdır. Allah Teâlâ onların halinden şöyle haber verir:
“İnkâr edenlerin, öyle şehirlerde gezip dolaşması seni aldatmasın. Bu, kısa bir eğlenmeden ibarettir. Az bir zaman sonra varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir barınaktır!” (Âl-i İmrân sûresi: 196-197).
Hulasa:
- Zulüm büyük günahlardandır. Çünkü her zulümde, Allah’ın veya kulların hakkına tecâvüzvardır.
- Zulümden sakınıp kaçınmak, başkalarını da bu yönde uyarmak görevlerimiz arasındadır.
- Zulme sebeb ve vasıta olmak da aynı şekilde günahtır.
- Allah zâlimlere mühlet verir, fırsat tanır, fakat onları neticede cezalandırır.
- Başkalarına ibret olması için, Cenâb-ı Hak bazı zâlimlerin cezasını dünyada verir. Onların yaşadıkları şehirleri, kasabaları helâk eder, tabiî afetler gönderir.
Allah’ım! Başta Gazze ve Filistin olmak üzere bizi ve İslam ümmetini zulmün her çeşidinden ve zalimlerin şerrinden halâs eyle!... Âmîn!...
(Not: Riyazussalihin (8 ciltlik) terceme ve şerhinden istifade edilmiştir.)