İnzar Dergisi -Erkan Kadga
Secde, Allah'ın rızasını kaybetme korkusuna teslimiyet değil miydi? Korkak Haçlı Emperyalizminin ve onlardan daha korkak Siyonizmin, deniz üstündeki köpük gibi olan güçlerinin korkusu, bu denli ne zaman yüreğinize girdi. Ey seccadlar! Kimin korkusundan, kime doğru ve kimin önünde secde ediyorsunuz siz? Neredesiniz?
Slogan, yol yürürken söylenen marş, mücadeleye aşkın serenatı, eylem halinde olanın imanı, yiğitçe, “geliyoruz” demenin ilanı değil miydi? Ey boşluğa slogan atanlar, durmadan “Gazze'nin yanındayız” diyenler, her tarafa baktık ama Gazze'nin yakınlarında bile göremiyoruz sizi. Neredesiniz?
Dua, hele o dua. Rabbiminiz katındaki terazimiz, zafer temennimiz, tevazu içindeki şehadet hasretimiz, mazlum ve ezilmiş olanlara merhametimiz, elimizden gelen her şeyi yapma halinin sonrası halimiz değil miydi? Dua ederken ne istiyorsunuz siz? “Gidilsin ama bensiz mi” diyorsunuz yoksa? Değilse, hani neredesiniz?
Çünkü petrol çok, etraf çöl, yer dümdüz ve artık asfalt da olmuş yollarınız. Ama hiç bu kadar çok sırtla sarılmamıştı etraf, hiç bu kadar çok secdeye gömülmüş kafa, boşluğa sıkılan kurusıkı slogan ve yorgana bürünmüş dua görmemişti hava, yahu neredesiniz?
Bugün Gazze, vicdanın mihenk taşı, utancın aynasıdır artık. O aynaya bakanların bir kısmı, onu kırmak veya uzaklara sürgün etmek isteyebilir. Ama kalpleri paramparça edenler Gazze'yi parçalayanlar değil, gözlerini Gazze'den kaçıranlardır veya kendilerini kör edercesine gözlerini kapatanlardır. Çünkü Gazze aynadır ve kendisine bakana, korkaklığının, çıkarcılığının, uşaklığının, ihanetinin çirkin yüzünü ve zevku sefa alemi sandığı iğrenç bataklığını gösterir.
Utancın sesi, rengi Gazze kadar Arap olan devletlerin ve adı Kudüs kadar Müslüman olan İslam dünyasının sessizliğinden geliyor. Ki sesi atılan tonluk bombaların gümbürtüsünden çok daha yüksek çıkıyor. Çünkü Müslüman naralarının stadyumlara hapsedildiğini görüyoruz. Orada bomboş bağırışlarını terkedip kalplerinin pusulası ile yüzleşemiyorlar artık. Hatta futbolculara, maç biletlerine verdiklerinin binde birini bile Allah yolunda harcamıyorlar artık.
Gazze'nin yanında değiller ama her gün gözlerinin önünde bebeklerin parçaları gökyüzüne fırlıyor. Ve utançlarının tüccar sesi, “ekonomik ilişkilerimizi zedelememeliyiz” diyor. Anneler küçük bir poşetin içine parçalanan çocuklarının parmaklarını, gözbebeklerini topluyor ama utançlarının uşak sesi, “jeopolitik dengeleri gözetmeliyiz, siyasi iklimi saltanatımızın çıkarı ve zevkimizin devamı için kullanmalıyız” diyor. Evler, hastaneler, okullar, ibadethaneler zaten harap olmuştu. Artık kurulan derme çatma barakalardan, çadırlardan yükseliyor insan parçaları ve utançlarının ırkçı sesi, “Uşaklığımızı yeni bir devlet ile beraber ilan etmenin tam zamanı” diyor.
Vicdan, tuhaf bir kelime. Ki artık bu dünya için bir lüks oldu. Vicdan, mezar taşları kadar soğuk kalplerde dondurulup susturuldu ve artık yumuşak tahtların, ipek kumaşların, petrolle yapılmış sarayların altın varaklı salonlarında yapılan konuşmalarda kullanılan bir süs oldu. Ölü vicdanlarımızın suskunluğu, artık çaresizliğimizin sesi değil, korkaklığımızın dünyaya haykırışı oldu. İtiraf edelim, bu vicdansızca suskunluk, çaresizlik değil, bir terk ediştir, kardeş sırtına saplanan hançerdir, artık bu sessizlik, zalimle aynı safta duruştur.
Utanmıyoruz da. Batı'nın vicdansız iktidarlarının vahşi hegemonyasına gönüllü köle olmuş, sıfatları kral veya sultan ama kendileri uşak olan iktidarlar, korkudan sesli harfler bile kullanamıyorlar. Sadece sessiz harflerle kurdukları cümlelerin çarptığı ses telleri, korkak titreşimlerle tiril tiril. Boğazlarını tıkıyor. Korku, sessizlikten beslenir. Büyür ve en son ihanetin cızırtılı frekansıyla halkların yüreğine yayılır. Böylece artık Müslüman haklar da zilletin sessizliğiyle örtünür. Sokaklar sakin ama kahve satan mekanlar hınca hınç doldurulmuş. Oradan, yürüyen bir kaç kişiye kenardan bakan kindar gözlerin bir kısmı da sorarsan kendine Müslümanım diyordur.
Utanmıyoruz da. Az miktarda ses veren vicdan, maalesef az bir miktar ses çıkarmalarına izin verilen Batı halklarından geliyor. Bu da kendilerine “Müslümanım” diyenler için, tarihin kalbine kazılan ve silinmez bir utanç oluyor. Ama hala utanmıyoruz. Sadece toplanıp dağılan, birkaç nutuk cümlesi savuran devletler, ölüden beter sessizliklerine, “arka planda yürütülen diplomasi” veya “diplomatik denge politikası” diyorlar. Aslında o krallar, sultanlar ve liderler vicdanlarını tahtlarının altına süpürüyorlar, onlara itaat ede ede onlara benzeyen halklarımız ise vicdanlarını, alışveriş listesinden bile çıkarıyorlar. Doğrusu tahtlarının altındaki halıların çekilmesi korkusunun kölesi olmuş iktidarlar, bomba seslerinin ardından yükselen çığlıklara kulaklarını tıkayan halklar, “Ben bir Müslümanım” derken, Dünyadaki Müslümanları çoğaltmıyorlar; aksine, varlıklarıyla sadece İslam'ın adını kirletiyorlar.
Oysa Gazze, artık imanımızın nabzıdır. Gazze, vicdanın yankısıdır. Toprağı sulayan çocuk kanıyla yeşermedi ise kuru vicdanımız, beşiğini arayan annelerin feryadı, zaten hardal tanesi kadar kalmış imanımız tarafından duyulmadı ise, iyi biliniz ki mühür görevini gayet iyi yapmıştır. Oysa uyandırmak için yeterince uyarıldık. Gazze'nin başına düşen her bomba, onurumuza inen birer ayet idi. Ama biz ona iman etmedik. Çünkü iman, diriliş ve direniştir. Sustuk, ki bu suskunluk, imanını gömenlerin mezarına dökülen kuru tozdan topraktır. Oysa Gazze, onurumuza yağan yağmur, dökülen bereketti.
Siz bilirsiniz, gelmeyin isterseniz. Kabe'nin Rabbine andolsun ki biz zaten kazandık.
Gelmezseniz, bu bereketli topraklara Rabbim yeni tohumlar ekecektir. O tohumlardan yeşeren filizler, sizin için, “Niçin sustular? Neden bu kadar çok korkaktılar?” diye soracaklardır.
Yeterince sustunuz, eğer daha da susarsanız, tarih de sizin adınız anıldığında susacak ve bahanelerinizi adı Yahya Sinwar, Muhammed Dayf olan yıldızlar üzerinden okuyup sizi kahredecektir. Çünkü tarihle ölümsüzleşen hakk, korkakların değil kahramanca savaşanların geriye bıraktığı mirastır. Korkaklar ise her zaman müflis olandır. Çünkü iman, onur, ilke, erdem ve mücadele yönünden fakir hayatlarının değeri, her zaman yok ederinde bir değerde olacaktır.
“Eğer emrolunduğunuz bu savaşa topluca çıkmazsanız, Allah sizi çok acıklı bir azaba uğratır ve yerinize (itaat eden) başka bir kavim getirir. Siz de savaşa çıkmadığınızdan dolayı O'na zerrece zarar veremezsiniz. Çünkü Allah, her şeye gücü yetendir.” (Tevbe Suresi, 39. ayet)