Biliyor musunuz, henüz vahiy gelmeden önce, içinde bulunduğumuz şu günlerde Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz durmadan Hira'ya çıkıyor ve orada günlerce kalıyordu, Hira'da geceliyordu.
Hiç düşündünüz mü, onu bu şekilde Hira'ya çıkaran şey neydi? İlk vahyin geldiği geceyi, Hz. Muhammed (Aleyhisselam)'ın rasûl olduğu geceyi, dünyada İslam Dini diye bir dinin başladığı geceyi idrak edeceğiz. Yeryüzünün bu en muhteşem olayı işte Hira dağında, bugünlerde Hira mağarasında gerçekleşiyordu.
Evet, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) niçin çıkıyordu Hira'ya, neydi onu Hira'ya çıkaran şey? Piknik yapmak için mi çıkıyordu, odun toplamak için mi, koyun gütmek veya ot yolmak için mi çıkıyordu? Veya eşiyle yaptığı münakaşadan başı ağrıdığı için mi(haşa)?
İslam tarihini detaylı bir şekilde ve biraz da dikkatlice okuduğumuzda göreceğiz ki, Rasûlullah'ı (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Hira'ya çıkaran bir derdi vardı, bir sancısı, bir kaygısı vardı. O yeryüzüne ve Mekke'ye hiç kimsenin bakmadığı bir şekilde bakıyor ve hiç kimsenin görmediği bir şeyler görüyordu. Hiçbir şeyin yerli yerinde olmadığını, insanlar tarafından bütün dengelerin alt üst edildiğini görüyordu. Birilerinin hiçbir şey olmamış gibi, ortada garipsenecek hiçbir durum yokmuş gibi hayatlarını sürdürüp gitmelerinin aksine Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) insanlığın, zulmün ve çarpıklığın zirvesini yaşadığını görüyordu.
Hiçbir hakkın hak sahibine teslim edilmediği bir dünyada yaşadığını biliyordu. Adı yerin dibine batasıcaların adlarının dillerden düşürülmediğini, adı dillerden, kalplerden ve beyinlerden bir an olsun eksik edilmemesi gereken O Yüceler Yücesinin adının unutulduğu bir dünya seyredip duruyordu.
İnsanların kendi aralarında da zulmün egemen olduğunu, mazlumların en kötü dönemlerini yaşadığını, zalimlerin zulmün zirvesine çıkmış olduklarını acı acı seyrediyordu.
Bütün bu seyrettikleri karşısında sessiz kalmaya müsaade etmeyen bir kalbi vardı Allah Rasûlünün. Yerinde durdurmayan, yatışmaz bir yüreğe sahipti. Hiçbir şeyle fit olmayan, mutmain olmayan tertemiz bir vicdanı vardı.
Yani sürüp gitmekte olan bu hayata O’nun itirazı vardı, söyleyeceği şeyleri vardı. Vicdanı, tefekkürü ve iz'anı ayağa kalkmıştı ve kesinlikle oturacak gibi, sükûnet bulacak gibi değildi.
İşte bütün bunlar O’nu yerinde durdurmuyordu, özellikle son zamanlarda sık sık Hira'ya çıkarıyordu. Çünkü orada kendisine "Yaratan Rabbinin adıyla oku!" denilecek ve düğmeye basılacaktı.
Diyorum ki, bizim de Hira gecelerimiz olmalıdır, bizi de Hira'ya çıkaracak sancılarımız olmalıdır, bizim de görebileceğimiz bir şeyler olmalıdır.
Yüreğinde kendisini Hira'ya doğru iten sancı taşımayanlar, bugün yeryüzündeki zulmün bütün çeşitlerini bilip farkında olmayanlar, "Yaratan Rabbinin adıyla oku!" fermanını kesinlikle anlayamayacaklardır. Hira gecelerini yaşamayanlar, Kadir gecesinin kadrini bilemeyeceklerdir.
Daha bu fırsatı kaçırmamışsak yapabilecek kimse için bugünlerde çok şey yapılır. Bizi Hira'ya çıkaracak kaygıyla, sancıyla donanabilmemiz için henüz fırsat geçmiş değil. Geliniz, Kadir Gecesi öncesi biz de bir Hira geceleri yaşayalım, bizim de bir Hira dönemimiz olsun.
Son on gün her şeyden çekilme, Allah’a yönelme vakti!
Nasıl ki Ramazan on bir ayın sultanı ise, Ramazan günlerinin sultanı da girmekte olduğumuz şu son on gündür. Müslümanlar bunu iyi anlamalıdırlar. Sadece içerisinde Kadir Gecesi bulunma ihtimalinden dolayı değil, gündüzleriyle birlikte son on gün, hayatın en büyük fırsatıdır.
Bir Müslümanın kendisini tamamen Rabbine vermesi, Rabbine adaması, ibadet ve tefekkürle yoğunlaşması gereken günlerdir. Zaten hepimizin bildiği gibi Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Ramazan’ın son on gününü itikâfta geçirirdi. Yani mescide çekilirdi, dünyadan tam anlamıyla sıyrılırdı.
Son on günde yaptığı ibadeti yılın hiçbir vaktinde yapmazdı. Bulunduğumuz yerde bu sünneti yeniden diriltmeliyiz ve yaygınlaştırmalıyız. Elhamdülillah, son zamanlarda Müslümanların itikafa yöneldiğini görüyoruz ve bununla seviniyoruz. Mescidlere çekilerek itikafa giremeyenlerimiz hiç değilse kendisine buna yakın, itikafa benzer bir program yapmalıdırlar, güçleri yettiği kadar bu on günü Rablerine ayırmalıdırlar.
Bugün Müslümanlar şiddetle buna muhtaçtırlar. Yani hiç değilse Ramazan’ın son on gününde dünyadan, dünyevileşmeden sıyrılmalıdırlar. Zihinlerini, hafızalarını dünyanın şamatasından ve gürültüsünden arındırmalıdırlar.
İçinde bulunduğumuz günlerin şu seviyesiz siyasi tartışmalarından kendilerini kurtarmalıdırlar, bütün kirli seslere karşı on günlüğüne de olsa kulaklarını tıkamalı, bütün kirli görüntülere geçici de olsa gözlerini kapatmalıdırlar. Bunun için Müslümanlar kendilerini birazcık olsun zorlamalıdırlar. Çalışanlar izin kullanacaksa bugünlerde kullanmalıdır izinlerini.
Bu en mükemmel günleri basit koşuşturmalarla, mecburi olmayan seyahatlerle, bayram hazırlıklarıyla, bayram öncesi alış-verişlerle heba etmemelidirler. Yorucu işlerine mümkün olduğu kadar on gün ara vermelidirler, bayram sonuna bırakmalıdırlar.
Bunun için evimizin odalarından birini tamamen Rabbimize tahsis edelim, Hz. Meryem gibi oraya çekilelim. On günlüğüne de olsa dış dünya ile irtibatımızı keselim veya asgariye indirelim, işlerimizi ve görüşmelerimizi bayram sonuna erteleyelim. Her şeyden kesilip, her şeyden el etek çekip Rabbimize ibadete odaklanalım.
Bu son on günde neler yapmalıyız? Kur’an-ı Kerim’i elimizden düşürmemeliyiz, gücümüzün yettiği kadar, yorgun düşünceye kadar okumalıyız, Sonra Kur’an üzerinde mütalaa yapmalıyız, düşünmeliyiz, merak ettiğimiz noktalarda meallere ve tefsirlere bakmalıyız. Küçük bir İslam tarihi bitirmeliyiz veya İslam tarihinden önemli bölümleri okumalıyız.
Farz namazlarımızı her zamankinden farklı, özenerek, ta’dili erkanına riayet ederek ve mümkün olduğunca uzatarak kılmalıyız. Rabbimizi zikretmeliyiz, tesbih etmeliyiz. Çokça tövbe ve istiğfarda bulunmalıyız. Yani Allah Teala ile sıcak bir bağlantı kurmalıyız, aramızdaki uzaklığı ve soğukluğu yok etmeliyiz. Son on günde hep O’nunla olmalıyız ve bunu fiiliyata geçirmeliyiz. Ve bu yakınlığı sağladığımız anda Rabbimize bol bol dua etmeliyiz. Kendimiz için dua etmeliyiz, güzel bir Müslüman olabilmemiz için her şeyi istemeliyiz. Yuvamızdakilerin hidayeti ve ıslahı için samimi olarak Rabbimize yalvarmalıyız. Yavrularımızın, kardeşlerimizin ve birlikte yaşadığımız kişilerin her birinin İslam davası için seviyeli birer Müslüman olmaları için ısrarlı bir şekilde Rabbimize dua etmeliyiz. İslam âleminin içerisinde bulunduğu acı durumdan kurtulması için bol bol dua etmeliyiz. “Bana dua et” diyen kardeşlerimizi hatırlamalıyız, onlara dua etmeliyiz. Kısacası, haydin şu on günümüz bizim için bambaşka bir on gün olsun.