Beynim yoğun bir bombardıman altında, ağır travma krampları geçiriyorum. Duygularım akordu bozuk bir sazın telleri gibi karışık sesler çıkarıyor, bipolar teşhisi diyecekken hiçbir mutlu anımın olmadığını fark ediyorum. Bipolarların mutlu anı nakıs kalıyor. Eşek gücüyle deve yükünü sırtlanmış bir haldeyim. Beni ben yapan değerlerin hiçbir değeri yok etrafımda.
Hayat dağdağası içinde huzur ve mutluluğu fedâkarlıkta aradım enayi olma pahasına. Anlaşılma gibi bir derdim yoktu, belki o yüzden çok kez anlaşılmadım, zaten anladığını zannedenler de yanlış anlamıştı. Hem zaten anlama gayreti olan da kendi zaviyesinden olaya bakar. İmtihan çetin, sorular zor, yük tahminimden de ağır, ayaklarım titriyor, biri bir fiske vursa yuvarlanacağım. Belki de bu yüzden kanyonlara bakarken ürperiyorum.
Bir tarafta nankörlük, bir tarafta vefasızlık, beri tarafta gamsızlık, diğer tarafta da bencillik... İnsafsız bir dişlinin tarakları gibi ruhumu kemiriyor. Vefasızlığa karşı vefa libasını giyindim hayatım boyunca, insafsızlığa karşı merhamet, bencilliğe karşı fedakarlıkla bir ömür tükettim. Ömrümü bu şeytani hasletlerle mücadeleye adadım.
İnsanlardaki bencillik, vefasızlık, nankörlük her ne kadar bir süre sonra doğal karşılansa da yakından birinden geldi mi yüreğimi en hassas yerinden kanatır nedense, alabildiğine yoğun yaşar, akılcı yanım yerini bir melankoliye terk eder.
Bütün dünyanın yükünü omuzlamayı seviyorum, ancak bacaklarım titriyor, yürüyemiyorum. En ufak bir dokunuşla yuvarlanacak gibi oluyorum, sendeliyorum, kırılıyorum, yıpranıyorum, kendi kendimi yiyip bitiriyorum; uykularım kaçıyor, yatamıyorum. Voltaire 'Afrika'da tanımadığım bir çocuğun parmağına diken batsa yüreğim kanar' diyor. Kendime baktığımda etrafım diken bahçesi... Yüreğim bunca acıya nasıl dayansın? İnsanlar için feda ettiklerimi Allah için yapsaydım cennetle müjdeleneceğim muhakkaktı, bunu bile bile bunu yapmamak da ayrı bir imtihan. İmtihan içinde imtihan, mutluluğumun intiharı adeta. Yaptığım her fedakarlığın çevremde bir hak olarak algılanması imtihanın kader anı adeta.
Ne zaman sırtımdaki yükü indirsem at gibi yılkıya çıkacağımı biliyorum. Yılkı atı olacağını bile bile bunca eşekliğe ne gerek var, diyor girdap içinde debeleniyorum. Bazen de olmadık yerde kendini tuşlarına basılan bir bankamatik olarak düşünüyorum. İçindeki miktar kadar değerli. Ne zaman şifresini unutan biri gelse bir küfür savurur, ne zaman hesabında parası olmayan biri gelse bir tekme sallar. Dertlerimin demlenmesi için ömrümü tüketmem gerekiyor, son basamağa ramak kaldı, vardım varacağım. İnanın dizlerim tutuyor görünse de beynim en ufak bir virüsle dumura uğrayacak.
Kafayı yemek üzereyim. Biliyorum, tünelden önce son çıkış... Ama her şeye rağmen karanlık tünelden çıkamayacağımı da biliyorum. Zaten filmin ilk sahnesi karanlık başlamamış mıydı? Aydınlat ya Rabbim!