Gazze’deki durum, Ekim 2023’te başlayan büyük çatışmaların ardından Ocak 2026 itibariyle tarihin en karmaşık ve sancılı dönemlerinden birini yaşıyor. Kâğıt üzerinde bir ateşkes anlaşması mevcut olsa da sahadaki gerçeklik barıştan çok "belirsiz bir bekleyiş" ve "düşük yoğunluklu çatışma" hali olarak tanımlanıyor. Daha doğrusu terör rejimi israilin anlaşmayı ihlal ederek tek taraflı katliam ve saldırıları şeklinde devam ediyor.
Bu yazımızda, Gazze’deki güncel durumu, ateşkes anlaşmasının detaylarını, bölgesel aktörlerin rollerini ve önümüzdeki sürece dair olası senaryoları tüm boyutlarıyla ele alacağız:
1. Ateşkes Anlaşması: Terör rejiminin tehdidi altında ilerleyen bir süreç
Ekim 2025’te imzalanan ve "Kalıcı İstikrar Planı" olarak adlandırılan 20 maddelik anlaşma, kapsamlı bir belge olma özelliğini taşıyor. Ancak bu belgenin uygulanması, teorideki kadar pürüzsüz ilerlemiyor. Özellikle Trump'ın Venezuela ve İran konusundaki haydutça ve küstahça tavrı, Gazze konusunda da şimdiye kadar ortaya koyduğu tavırdan daha kötüsüne evrilebileceği konusunda ciddi bir endişe oluşturmaktadır. Zira güç zehirlenmesi yaşayan ABD, beklenmedik tek taraflı adımlar atabilir ve diğer garantör ülkeleri de kendi yol haritasına uymaya mecbur edebilir. Somaliland konusunda siyonistlerin attığı adımlar ve bu adımları ABD'nin desteklemesi; Filistinlilerin, Somaliland'a sürgünü konusunda büyük bir endişe oluşturmaktadır.
Anlaşmanın Temel Dayanakları:
Anlaşma üç ana aşamadan oluşmaktadır:
* Birinci Aşama (Güven Tesisi): İlk aşamada kadın, çocuk ve yaşlı rehinelerin serbest bırakılması karşılığında işgalci israilin yerleşim alanlarından çekilmesi öngörülüyordu. Bu aşama %80 oranında tamamlanmış olsa da her iki tarafın birbirini "güven sarsıcı hareketler" ile suçlaması, süreci yavaşlattı. Özellikle siyonistlerin sarı hattı daraltmaya çalışması, işgal edilen yerleri tahkim etmesi ve her gün artan soykırım saldırıları Terör rejiminin ne kadar güvensiz ve hain olduğunu göstermektedir.
* İkinci Aşama (Tam Çekilme): Şu an içinde bulunduğumuz tıkanıklık noktası tam olarak burası. Anlaşma, işgalci israilin Gazze’nin tamamından (Netzarim ve Philadelphia Koridorları dahil) çekilmesini şart koşuyor. Ancak terör rejimi, güvenlik gerekçesiyle Philadelphia Koridoru’nda teknolojik bir gözetim hattı kurmakta diretiyor. Dahası çekilmesi gereken yerlerde üs kuruyor ve çeşitli sözde bakanları vasıtasıyla buralardan asla çekilmeyeceğini belirtiyor. Gazze'de işgal edilen yerlere yerleşimci denilen terörist ve hırsızları yerleştirme hazırlığı yaptığına dair haberler gelmektedir.
* Üçüncü Aşama (Yeniden İnşa): Bu aşama, Gazze’nin silahsızlandırılmış bir bölge haline getirilmesini ve uluslararası yardımlarla 10 yıl sürecek bir imar seferberliğini kapsıyor.
Diplomatik Tıkanıklıkların Nedenleri:
Ateşkesin tam kapasiteyle çalışmamasının arkasında iki ana neden yatıyor. Birincisi, HAMAS’ın Gazze içindeki askeri varlığının ne ölçüde sona ereceği;
İkincisi ise; işgalci israilin "sıcak takip" hakkı talep etmesi. Filistin tarafı, işgalcinin her an ve çeşitli bahanelerle saldırı düzenleme yetkisini barındıran bir anlaşmayı "egemenlik ihlali" olarak görüyor. Terör rejimi, ateşkese uymadığı gibi HAMAS ve Direniş gruplarının tam silahsızlanmasını talep ediyor.
Böylesi bir tabloda Filistinliler, ABD ve Siyonistlerin olmayan insafına terk edilmiş olur. Anlaşmanın ağır ihlali durumunda siyonistleri durduracak bir teminat ve yaptırımdan bahsedilmediği halde Filistinlilerin güvenlik ve özgürlüklerinin yegâne teminatı olan silahlar en büyük sorun olarak gösteriliyor.
2. Gazze’de İnsani Durum: Bir Medeniyet Krizi
Ateşkesin silahları kısmen susturmuş olması, Gazze halkının acılarını ve dramını ortadan kaldırmış değil. Ocak 2026 itibariyle bölge, modern tarihin gördüğü en büyük insani trajedilerden birine sahne olmaya devam ediyor. Soykırım yavaşlamış olsa da farklı şekillerde devam ediyor. Terör rejimi israil; konteynerlerin Gazze'ye girmesini engelleyerek mazlum insanların, başta bebekler ve çocuklar olmak üzere soğuktan ölmesine sebebiyet vermektedir.
Sağlık Sistemi ve Salgın Hastalıklar:
Gazze’deki hastanelerin %85’i ya tamamen yıkılmış ya da kullanılamaz halde. Faal olan birkaç hastane ise sadece temel müdahaleleri yapabiliyor. Kış mevsiminin gelişiyle birlikte barınma merkezlerinde zatürre ve bulaşıcı deri hastalıkları salgın boyutuna ulaştı. Temiz suya erişim, kişi başı günlük 2 litrenin altına düşmüş durumda.
Gıda Güvenliği ve Kıtlık Riski:
BM raporlarına göre; Gazze nüfusunun %90’ı gıda güvensizliği ile karşı karşıya. Özellikle Gazze’nin kuzeyine yardımların ulaşması işgalcinin güvenlik kontrolleri nedeniyle haftalarca gecikebiliyor. Bu durum, özellikle çocuklarda kalıcı gelişim bozukluklarına ve açlıktan kaynaklı ölümlere yol açıyor.
Barınma Sorunu:
Gazze’nin konut stokunun %70’inden fazlası yerle bir oldu. 1.5 milyondan fazla insan, derme çatma çadırlarda veya ağır hasarlı binaların kalıntılarında yaşıyor. Kış yağmurları, bu geçici yerleşim alanlarını çamur deryasına çevirerek yaşamı imkansız kılıyor. Çadırlar yetersiz kalıyor. Konteyner girişine müsaade edilmiyor. Soğuktan kaynaklı hastalıklar ve ölümler tam bir felaket boyutunda.
3. Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Rolü:
Gazze meselesi artık sadece işgalci israil ve Filistin arasında bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir satranç tahtasına dönüştü.
Türkiye'nin "Garantörlük" Vizyonu
Türkiye, sürecin başından beri "Bölgesel Garantörlük" modelini savunuyor. 2026 başında gelinen noktada, Türkiye’nin, Gazze’nin kuzeyindeki yeniden inşa faaliyetlerini koordine etmesi ve bir "Uluslararası Barış Gücü" bünyesinde yer alması ciddi şekilde tartışılıyor. Türk Kızılayı ve AFAD, bölgeye en düzenli yardım ulaştıran kurumlar arasında yer alıyor.
Garantör ülkeler, ateşkesin korunması ve insanî yardımı öncelerken; ABD ise garantör ülkeleri HAMAS'ı teslim alma hususunda kendi politikalarının nesnesi hâline getirmek istemektedir.
ABD’nin Yeni Orta Doğu Politikası
Washington yönetimi, Gazze’deki savaşı bitirerek Suudi Arabistan ile Siyonist işgal çetesi arasındaki normalleşme sürecini canlandırmak istiyor. Ancak ABD, iç siyasetindeki dengeler ve işgalci israil lobisinin baskısı, Washington’un Tel Aviv üzerindeki etkisini sınırlıyor.
Mısır ve Katar: Kritik Arabulucular
Mısır, Gazze’nin tek nefes borusu olan Refah Sınır Kapısı üzerindeki kontrolüyle kilit rol oynamaya devam ediyor. Katar ise HAMAS ile Batı arasındaki köprü görevini sürdürüyor. Ancak her iki ülke de Terör rejimi israilin Gazze sınırındaki kalıcı askeri varlığına şiddetle karşı çıkıyor.
4. Askeri ve Güvenlik Dinamikleri
Gazze’de ateşkes olsa da "sessiz bir savaş" devam ediyor.
* HAMAS'ın Yeni Pozisyon Alışı: HAMAS, büyük ölçekli saldırılar yerine küçük, mobil birimler halinde varlığını korumaya çalışıyor. Tünel ağlarının bir kısmının hala aktif olduğu ve bu durumun Siyonist ordusunda sürekli bir endişe ve korku oluşturduğu bilinen bir gerçektir.
* İşgalci israilin Yeni Doktrini: israil rejimi, Gazze’yi 3 ana bölgeye ayırarak kontrol etmeyi amaçlayan "Güvenlik Bölgeleri" modeline geçti. Bu model, Filistinlilerin hareket özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtlıyor.
5. Gelecek Senaryoları: 2026 ve Ötesi
Gazze’yi önümüzdeki aylarda ne bekliyor? Masada üç ana senaryo var:
A. İyimser Senaryo
Uluslararası baskılarla işgalci israilin tamamen çekilmesi, teknokrat bir Filistin hükümetinin kurulması ve Gazze’nin bir "serbest ticaret bölgesi" vaadiyle yeniden inşasına başlanması. Bu senaryo, Körfez ülkelerinin milyarlarca dolarlık fon sağlamasına bağlı.
B. Kötümser Senaryo (Düşük Yoğunluklu Kalıcı Savaş):
Ateşkesin tamamen çökmesi, işgalci israilin, Gazze’yi yeniden işgal etmesi ve Direnişin bir şehir gerillası savaşına dönüşmesi. Bu durum, on binlerce yeni sivil kaybı ve bölgesel bir göç dalgası anlamına gelebilir.
C. Mevcut Durumun Devamı
Ne tam savaş ne tam barış. Sınırların kapalı olduğu, yardımların çok az girdiği, her iki tarafın da birbirini yıpratmaya çalıştığı bir "donmuş çatışma" hali. Ne yazık ki mevcut veriler, 2026’nın ilk yarısında bu senaryonun ağır basacağını gösteriyor. Yani soykırım farklı şekillerde uygulanmaya çalışılıyor. Siyonistler her boşluğu dolduruyor ve en hain planları uygulama fırsatlarını kovalıyor.
Sonuç:
Gazze bugün sadece bir toprak parçası değil, uluslararası hukukun ve insanlığın vicdan testidir. 2026 yılı ya Gazze’nin küllerinden doğduğu bir başlangıç ya da tamamen insansızlaştırılmış bir bölgeye dönüşeceği bir son olacaktır. Uluslararası toplumun özellikle de garantör ülkelerin atacağı adımlar, bu sürecin akıbetini belirleyecektir. Anlaşma ihlali durumunda, tüm insanlık ve bölge ülkeleri Gazze'nin yanında durmalıdır. Bu savaşta özgür dünya, insanlık düşmanı siyonistlerin karşısında konumlanmalıdır. Gazze cephesinin düşmesi insanlığın düşmesi demektir.
Özellikle bölge ülkeleri ve halkları açısından tehlike çanlarının çalması demektir.