Tebük'ten Günümüze: Rehavet, Atalet, Gayret ve Aile Bilinci
Her dönemin kendine has mücadele alanları vardır: bazen askeri, bazen siyasi, bazen de kültürel... Bugün de insanlık ve ümmet adına pek çok alanda mücadele sürüyor ancak şu an üzerinde en çok durulması gereken mücadele alanlarından biri ailedir.
Kuşkusuz aile, sadece aynı evi paylaşan insanların oluşturduğu bir evdeşlik değildir. Aile; insan dediğimiz müstesna varlığın yetiştiği; sevginin, merhametin, aidiyetin, güvenin ve değerlerin nesilden nesile aktarıldığı en kadim mekteptir. Bir toplumun geleceği, büyük ölçüde ailelerinin selameti ve sağlamlığıyla şekillenir.
Ne yazık ki günümüzde aile kurumu görünür saldırıların yanı sıra çok sessiz ve sinsi saldırıların da altındadır. Bununla beraber yoğun çalışma temposu, dijital dünyanın istilası, bireyselleşme eğilimleri ve sürekli ertelenen sorumluluklar, aileyi hayatın merkezinden uzaklaştırmaktadır.
Aslında burada asıl mesele aileye karşı sevgiyi, ilgiyi, sorumlulukları reddetmek değildir elbette. Asıl mesele, aileyi hayatın merkezinden uzaklaştıran bir eksen kaymasıdır. Bu da haliyle bir rehavet, atalet ortamı oluşturmakta ve ailemiz konusundaki gayretleri aşındırmaktadır. Oysa dört bir koldan aile kurumuna karşı yapılan küresel saldırılar ve bunun yanı sıra günümüzde aileleri türlü çıkmazlara düşüren imtihanlar varken bu durum, acilen bir toparlanmayı ve özel bir mücadeleyi gerektirmektedir. Bugün aile, ümmet için son kale ve çok yoğunlaşmamız gereken bir mücadele cephesidir.
Meseleye bu denklem üzerinden baktığımızda ve bilhassa iman eden müminlerin gayretlerini uyandıracak bir teşbih üzerinden daha açık ve net okuyabilmek için ailelerimiz ile ilgili imtihanın bir Tebük imtihanı olduğunu ifade edebiliriz.
Tebük, "Zorluk Seferi" (Gazvetü’l-Usre) olarak anılsa da sadece askerî bir sefer değildi. "Aynı zamanda sorumluluk ile rehavetin, gayret ile mazeretin, sadakat ile ihmalin birbirinden ayrıştığı büyük bir imtihandı." Üstelik Kur'an'ın anlattığı tablo üzerinden baktığımızda, oldukça önemli ve belirleyici bir hakikat ile karşılaşırız: Tebük'te geri kalanların tamamı kötü insanlar değildi. İçlerinde Bedir ehli olan, samimi müminler de vardı. Ancak rehavet, atalet, ihmal ve daha başka çeşitli sebeplerden dolayı geri kalmışlardı. Bu durum bize şunu söyler: İnsan bazen en büyük hatalarını büyük yanlışlarla değil, küçük ihmallerle de yapabilmektedir.
Bugün aile hayatında ortaya çıkan pek çok problem ve kriz de benzer süreçlerle ortaya çıkmaktadır. Mesela evlilikte ilişkiler bir anda zayıflamaz. Bir çocuk bir günde ailesinden soğumaz. Bir genç bir gecede aidiyet krizine düşüp ailesinden uzaklaşmaz. Önce sohbetler azalır. Sonra paylaşımlar azalır. Sonra birlikte geçirilen zaman azalır. Sonra ortak hedefler kaybolur. Ve zamanla aile üyeleri aynı evde yaşamalarına rağmen birbirlerinin hayatlarına yabancılaşmaya başlar. Öncelikler değişir, herkes kendi kabuğuna çekilir. "Biz" silinir, koca bir "ben" tüm aileyi kıskacı altına alır.
İşte buna ailede eksen kayması diyebiliriz. Aile büsbütün hayatın dışında bırakılmaz fakat hayatın merkezinde de tutulamaz. Böylece insanın en kıymetli yatırımı olması gereken alan, çoğu zaman en çok ertelediği alana dönüşüverir. Ne hazindir ki daha iyi bir gelecek hazırlamak için çalışan insan, geleceği birlikte yaşayacağı insanları ihmal ettiğini ve dolayısıyla aslında geleceğinin altını mütemadiyen oyduğunu fark edememektedir.
Tevbe Suresi'nin Tebük üzerinden verdiği önemli mesajlardan biri de burada karşımıza çıkar: İnsan bazen yaptığı yanlışlardan dolayı değil; yapması gerekenleri ertelediği için veya doğru olarak bildiklerini yaparken belli yerlere odaklanıp aslında en çok ihtimam göstermesi gereken yerleri görmeyerek, ihmal ederek kaybetmeye başlar.
"Bu yüzden bugün ailelerimizin ihtiyaç duyduğu şey; rehavetten gayrete, ataletten sorumluluğa, ihmalden ihtimama ve eksen kaymasından aileyi yeniden konumlandırmaya yönelmektir."
Yeniden konumlandırmak; aileyi yeniden merkeze almak demektir. Öncelikleri gözden geçirmek demektir. Birlikte geçirilen zamanı artırmak, ihtiyacı karşılayacak şekilde daha kaliteli hale getirmek demektir. Eşler arasındaki bağı güçlendirmek demektir. Çocuklarla yeniden hem bedensel hem ruhsal temas kurmak demektir. Evin manevi iklimini canlandırmak demektir.
Yazımızın bu kısmında, Tevbe Suresi'nin dikkat çeken en çarpıcı sahnelerinden bir bölümü olan Tebük Seferi'nden geri kalan Ka'b b. Mâlik ve iki arkadaşının yaşadığı elli günlük muhasebe sürecine bakmak ve aile sistemi perspektifinden çıkarımlar yapmak istiyoruz.
Bu sahabeler münafık değildi elbette ve hatta Bedir’e katılan samimi müminlerdi. Ancak bir anlık rehavet ve erteleme onları görev ve sorumluluklarından geri bırakmıştı. Ancak burada meselenin farklı bir boyutu daha vardı: Onlara karşı nasıl bir tutum ve davranış sergilendi?
Öncelikle yapılan hata görmezden gelinmedi fakat burada amaç onları aşağılamak, dışlamak ya da kaybetmek de değildi. Yaşanan süreç, sorumluluk bilincini yeniden inşa eden ilahî bir terbiye süreciydi. Teşbihte hata olmaz; bir nevi aile sistemi onlara psikolojik ve sosyolojik olarak bir yaptırım uyguladı ancak bu geçici ve inşa hedefli bir terbiye süreciydi. Nitekim zaafları ile yüzleştiler, hatalarını kabul ettiler, samimi tevbeleri kabul edildi ve yeniden müminlerin arasındaki yerlerini aldılar.
Bu tablo aileler için de önemli mesajlar vermektedir. Aile sistemi içinde yapılan yanlışlar ne görmezden gelinmeli ne de kontrolsüzce, öfke ve kırgınlıkla kalıcı yaralara dönüştürülmelidir. Sağlıklı ve selametli olan; hatanın sorumluluğunu hatırlatan bir karşılık görmesi, fakat bu karşılığın acımasız bir cezalandırma değil; fark ettirmeye, telafiye ve ilişkileri onarmaya hizmet etmesidir. Çünkü bir hata sonrasında amaç, hata yapanı büsbütün silmek, kaybetmek değil; birlikte çözüm, tedavi, telafi yolları arayarak ilişkiyi yeniden toparlamanın yollarını bulmak, zayıflayan bağları kuvvetlendirmek ve aile olarak kalabilmektir.
Büyüklerin veciz ifadesiyle; düşmez, kalkmaz ancak Allah’tır. Hatasız kul olmaz. Neticede aile; sevginin ve saygının ortadan kalktığı, hata yapanın fütursuzca hesaba çekildiği bir mahkeme değil; yanlışların anlayışla konuşulabildiği, sorumluluğun üstlenildiği ve güvenin yeniden inşa edildiği bir merhamet ve tedavi ocağıdır.
Ka'b b. Mâlik’in imtihanının bir başka dikkat çekici yönü ise bu muhasebe süreci devam ederken Şam'daki Gassân Meliki'nden gelen mektuptur. Mektupta özetle, "Duyduk ki arkadaşın sana değer vermiyor. Bize gel, sana sahip çıkalım." deniliyordu. Bu, sadece siyasî bir davet değil elbette; insanın en kırılgan anını sinsice hedef alan bir aidiyet çağrısıydı. Ka'b bunun da ayrı bir imtihan olduğunu fark etti ve mektubu yakarak bu çağrıyı reddetti.
Bugün bu hadise, aile sistemi açısından yine önemli bir hakikati hatırlatmaktadır: Aile; fertlerinin aidiyet, güven, ilgi ve değer görme ihtiyacını karşılayan ilk ve en temel yapıdır. Ancak aile içinde eksen kayması yaşandığında, iletişim zayıfladığında, ortak zamanlar azaldığında ve duygusal bağlar gevşediğinde ortaya çıkan boşluk uzun süre devam etmez. Aidiyetin zayıfladığı yere başka aidiyetler, ilginin eksildiği yere başka ilgiler ve anlamın kaybolduğu yere başka anlam teklifleri gelir.
Belki de bugünün Gassân mektupları; sosyal medya arkadaşlıklarından, dijital ağlarda varlık bulan hayatlardan, bağımlılıklardan, zararlı arkadaş çevrelerinden, sanal ilişkilerden ya da "Seni biz anlıyoruz, seni biz kabul ediyoruz." diyen yanlış aidiyetlerden gelmektedir. Bu yüzden mesele sadece aile fertlerini dış tehditlerden korumak değildir. Asıl mesele, aileyi; hiçbir Gassân mektubunun cazip görünmeyeceği kadar güçlü bir aidiyet, güven ve merhamet iklimine dönüştürebilmektir.
Çünkü insan yalnızca bilgiyle, ilgiyle değil, aidiyetle de yaşar. Aile üyelerinin birbirini gerçekten samimice gördüğü, dinlediği, değer verdiği ve birlikte anlam ürettiği bir aile ortamında dışarıdan gelen çağrılar cazibesini büyük ölçüde kaybeder. Tevbe Suresi'nin bu kıssa üzerinden öğrettiği en önemli derslerden biri de budur: Samimi bir yüzleşme, doğru bir muhasebe ve içten bir dönüş; ilişkileri koparmak için değil, daha sağlam bir zeminde yeniden inşa etmek içindir.
Tam da bu nedenle yaz mevsimi önemli bir fırsat sunmaktadır. Yaz, kapitalist sistemin empoze ettiği gibi bir “tatil” mevsimi değildir. Yaz aslında, yorucu geçen bir dönemin ardından aile bağlarının bakım mevsimidir. Yıl boyunca ihmal edilen ilişkilerin güçlendirildiği, ertelenen sohbetlerin yapıldığı, birlikte yeni hatıraların üretildiği özel bir zaman dilimi olmaya namzettir.
Nasıl ki bir bahçe düzenli bakım görmediğinde kurur ve zayıflarsa, aile bağları da ilgi ve emek görmediğinde zayıflamaya başlar. Yaz ayları ise o bağı yeniden sulamak, yeniden canlandırmak ve yeniden güçlendirmek için önemli bir fırsattır.
Bu süreçte; aile meclisleri oluşturmak, eşlere ve diğer aile bireylerine özel zaman ayırmak, dijital detoks saatleri belirlemek, birlikte ibadet etmek, birlikte okumak, birlikte gezmek ve birlikte hatıra üretmek belki küçük gibi görünen ama büyük güzellikler doğuran adımlardır.
Tevbe Suresi'nin son bölümlerinde yer alan çağrı bugün de bütün canlılığıyla önümüzde durmaktadır: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun." Sadakat yalnızca sözde değil, önceliklerde de kendini gösterir. Hayatımızda neyi merkeze koyduğumuz, neye zaman ayırdığımız ve neyi korumak için emek verdiğimiz aslında neye bağlı olduğumuzu da ortaya koymaktadır.
Tebük'te bazıları yola çıktı, bazıları geri kaldı. Ancak samimi olanlar geri kaldıkları yerde çakılıp kalmadılar. Muhasebe ettiler, hatalarını fark ettiler, yönlerini yeniden belirlediler ve yeniden ayağa kalktılar.
Bugün aile konusunda bizler de çeşitli ihmaller yaşamış olabiliriz. Zaman zaman önceliklerimizi kaybetmiş, ailemizi merkezin dışına itmiş olabiliriz. Bunlardan mütevellit büyük problemler, krizler yaşamış olabiliriz. Ancak önemli olan bunun farkına varmak ve yönümüzü yeniden, rızayı ilahi doğrultusunda aileye çevirebilmektir.
Belki de bu yazın en önemli çağrısı budur: Aileyi yeniden merkeze almak... Rehavetten gayrete, ataletten sorumluluğa, ihmalden ihtimama geçmek... Ve hayatımızdaki eksen kaymasını düzelterek aileyi yeniden hak ettiği yere konumlandırmak...
Çünkü güçlü bağları olan; ilişkileri sağlıklı, mutlu, huzurlu aileler asla tesadüfen oluşmaz; emekle, ilgiyle, ihtimamla, sabırla ve bilinçli bir gayretle inşa edilir.
Bildane Kurtaran
Aile Danışmanı