Huzur arıyorsanız saatinize bakın!
İnsan hayatı çoğu zaman üç temel ruh hali arasında gidip gelir: Depresyon, kaygı ve huzur. Depresyonda olan kişi geçmişin yükünü omuzlarında taşır. Yaşadığı pişmanlıklar, kayıplar ve hatalar zihnini meşgul eder. Depresyondaki insan genellikle geçmişte yaşar. Yaşadığı hataları, kaçırdığı fırsatları, kayıpları ve pişmanlıkları sürekli zihninde tekrar eder. Kaygılı insan ise henüz yaşanmamış olayların endişesiyle geleceğin belirsizliğinde kaybolur. Gelecekte yaşar. Henüz gerçekleşmemiş olayların korkusunu yaşar, belirsizliklerden korkar ve sürekli kötü senaryolar üretir.
Oysa gerçek huzur ne geçmişe takılı kalmakta ne de geleceğin belirsizliği içinde kaybolmaktadır. Huzur, içinde bulunulan anı yaşayabilmektir.
Yukarıda okuduklarınızın özeti olabilecek bir iki cümleyi WhatsApp’ta durumumda paylaşmıştım. Bir arkadaş “Carpe Diem” diye bir not ile bana cevap yazmıştı. Hiçbir şey anlamamıştım. Klavye hatası mıydı? Yazım hatası mıydı? Anlamamıştım. Meğerse bu iki kelime de benim özetimin özetinin özü imiş. “Günü yakala, anı yaşa” demekmiş.
Roma döneminin ünlü şairi Horatius bir eserinde kullanmış bu sözü. "Carpe Diem", yani "Günü Yakala". Horatius, zamanın durmaksızın akıp gittiğini ve geleceğin hiçbir zaman tam anlamıyla bilinemeyeceğini hatırlatarak, insanın sahip olduğu tek gerçek zamanın "şimdi" olduğunu vurgulayıp içinde bulunduğumuz zamanın önemini ve tadını çıkarmamız gerektiğini belirtmiş.
"Carpe Diem" yani günü yaşa, günü yakala derken "yarını düşünmeden yaşamak", "sorumsuzca vur patlasın çal oynasın diye eğlenmek" “Nasıl olsa hayat kısa, istediğini yap” veya "Anı yaşamak adına her şeyi yapmak" şeklinde anlaşılmamalıdır. Zaten sözün sahibi de bunu kast etmemektedir.
Onun demek istediği şu; geleceğin kontrol edilemeyeceğini kabul edin ve sizi sürekli yoran gelecek kaygısını azaltın. Kaygıyı hayat biçimi haline getirmek, insanı yıpratır.
Çünkü insanın geleceğe dair yaptığı sayısız plan ve kurduğu senaryoların büyük bölümü hiçbir zaman gerçekleşmez.
Hal böyle olunca zihnimiz, henüz yaşanmamış olaylar için kaygılanarak bugünün huzurunu tüketiyor. Elbette ki geleceği yok sayamayız. Geleceğin belirsizliğinde kaybolup günümüzü heba etmemeliyiz, diyoruz.
Bizimkisi “Carpe Diem" derken geçmişi inkâr edin, yok sayın da demiyor. Geçmişten ders alın ancak yaşanmış olaylar habire zihninizi meşgul etmesin, bu durum psikolojinizi bozar, depresif bir ruh haline sokar, diyor. Değiştirilemeyecek olanı kabullenin ve bugüne odaklanın diyor bizimkisi.
Gerçekten bu formülü uygulayabilen iç huzuru sağlar. Hayatın en büyük amaçlarından biri iç huzuru yakalamak değil midir?
Bu konuda yazıp Üstad Bediuzzaman’ı yad etmemek olmaz. O da şöyle der:
“Kardeşim, geçmiş sıkıntılı yüz günün, şimdi sürurlu yüz gün hükmündedir. Onları düşünüp şekvâ etme. Onlara bakıp şükret. Gelecek günler ise, madem daha gelmemişler; Rabbin olan Rahmânü’r-Rahîmin rahmetine itimad edip, dövülmeden ağlama, hiçten korkma, ademe vücut rengi verme. Bu saati düşün. Sendeki sabır kuvveti bu saate kâfi gelir. Geçmiş gitmiştir, gelecek ise henüz gelmemiştir; insanın elindeki tek sermaye içinde bulunduğu andır. Madem geçmiş musibetlerin elemleri gitmiş, sevapları kalmış; gelecek musibetler ise daha gelmemiş. Öyleyse sabrı sağa sola dağıtmayıp, yalnız içinde bulunduğun saate karşı kullan."
Kısacası biz bu meseleden şunu anladık: Sorumsuzca yaşamayacağız, bilinçli yaşayacağız. Geçmişten ders alacağız geçmişe takılmayacağız. Gelecek için makul planlar yapacağız. Geçmişin pişmanlıklarında boğulmayacağız, geleceğin kaygılarını sırtımıza bindirmeyeceğiz. İçinde bulunduğumuz anın değerini bileceğiz.
Gerçek şu ki; elimizdeki sermayen ne dündür ne de yarın. Elimizde sadece bugün var. Sermayemizi koruyalım diyoruz.