Bu kâmil kâinatın, her biri muhteşem olan sayısız yapı taşları bulunmakta. Kesret/çokluk olan bu yapı, içerisindeki eşsiz ahengiyle bir ve beraber olmak ile birleşerek tevhide delalet eder. Tevhid hakikati ile her bir kesret artık tek bir cami olur. Külli bir Bir olur.
İnsan yaratılış açısından beşer ve hem de Yaratıcı'ya muhatap oluşu açısından da sayısız asılların birleşmesiyle meydana getirilmiş, kesretlerin tevhide dönüşmüş halidir.
Milyon harflerden müteşekkil bu kitab-ı kâinat ile milyon harflerden oluşmuş kitab-ı insan, hayatın zaruri bir neticesi olarak hakikat-ı tevhid için halk edilmiştir. Hayatın idamesi ve dünyanın yaşanabilir olması için var olan tüm kesretlerin bir nizam ve düstur içinde birbirleriyle alakadar olması gerekir ve buna tevhid denilir.
Kamil kâinatın ve muhteşem insanın bir ve beraber oluşu, muntazam ve kusursuz birliği yani tevhidi, her yönüyle Malik-i Hakiki olan Cenab-ı Hakkın kesin bir şekilde Vahid ve Ehed olduğunu ispatlar ve ilan eder. Ehl-i aklın inkâr edilemez derecede kabulünü gerektirir. İnsan hem fiziksel hem zihinsel ve hem de fikirsel manada bu birliğin koruması altında hayat sürebilir ve sürmüştür. Aksi durumda yaşanamaz bir hale ve çıkılamaz bir çıkmaza düşmüştür.
Aynı minvalde İslam literatüründe, Kelime-i Tevhid olan La İlahe İllallah, bu manada Esma-i İlahiyenin her bir ism-i celalini de kapsar. Allah(Celle Celaluh)’tan başka İlah yoktur. O’ndan başka Şafi, Malik, Kadir, Hay yoktur… Tek bir Esma-i İlahiyeyi bu tevhid hakikatinden uzaklaştırmak veya yok saymak nizam-ı asliyeyi bozar ve Tevhidin zıttı olan şirki oluşturur. Şirk yani kesret ayrılık ve aykırılık netice verdiğinden evvela insanın sonra da kâinatın nizam ve intizamını bozarak kaos ve infiale neden olur. Çağımızda olagelen tüm kargaşa ve acıların, fikri bozukluk ve psikolojik çöküşlerin asli nedeni Tevhid hakikatini anlayamama, kavrayamamadır.
Şirkten beri, tevhid ile iç içe devam ettirilmek istenen hayatın tecellisi için insanın bedenen, aklen, kalben ve vicdanen bu hakikate tam ve kusursuz teslim olması gerekir. Öyleyse Tevhid aslında bir inanç, bir düşünce sisteminin çok çok ötesinde bir gerçektir. Hayatın özü, ta kendisidir. Allah (Azze ve Celle)’nin ahadiyet ve vahdaniyetine mutlak manada iman etmek ve bu doğrultuda hayatın her alanını kapsayan bir vazgeçilemez olduğunun idrakinde olmak.
İnsanlığın zuhuru ve korunması için elzem olan Tevhid, İslam’ın en temel esası, Kuran-ı Kerim'n ruhu, sünnet-i seniyyenin asıl gayesi ve görevlendirilmiş tüm peygamberlerin çağrısı, daveti olmuştur. Bu nedenledir ki bahşedilmiş hayatın asıl gayesi ve en güzel neticesi sadece ve sadece Tevhidtir. Hayatın her anını ve her parçasını kulluk ve ibadet ile dolduran en mükemmel, en eşsiz birer hazine-i İlahiyedir.
İbadet ve kullukta, itaat ve sevgide, havf ve recada sadece ve sadece Cenab-ı Hakkı hak sahibi bilmek ve bu düstur ile yaşamı muazzamlaştırmak…
Fail-i Mutlak, Hâkim-i Mutlak, ve Rezzak-ı Mutlak olan Rabbi Rahmanı birlemek.
“Öldürdüğünüz zaman siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, atan Allah’tı. Ve bu müminler için bir imtihandı.” (Enfâl, 17) ayet-i kerimesinin sırrına erişmek…
Bu girizgâhtan sonra, İslam coğrafyasının ifrat ve tefrit ateşinde cayır cayır yanmasına neden olan fitne ve tefrika yakıtı tevhid hakikatinden uzaklaşmış olmasının cezasıdır denilebilir.
Kin ve kibrin, enaniyet ve adavetin, sömürülebilir ve ihanetin arz-ı endam ettiği Müslüman ülkelerinin asli nedeni tevhitten bihaber kalmasıdır. Tevhid hakikatine hakiki manada önem vermemesidir.
Bir ve birlik oluşturulmadığı müddetçe ecnebi komitelerin fitne ve fesat enjekteleri bitmeyecek ve maalesef ümmet vahdet şuuruna, tevhid bilincine erişemeyecektir.
İslam’ı diğer batıl din ve inançlardan ayıran en büyük alamet-i farikası tevhid dini oluşudur. Tevhidin üç ana cilvesi olan vahdet, eman ve selam yani birlik, güven ve barış ile ancak hayat nizam bulur ve yaşanabilir olur. Bir toplumun birlik, güven ve barış ortamı yok ise o toplum İslam toplumu değildir, İslam toplumu olamamıştır.
Bu nedenledir ki Tevhid hakikatini kavramış her bir Müslümanın, her bir âlimin, her bir aydının bu çağda en büyük ve en mühim vazifesi elbette ki ittihad-ı İslam’dır. Ehl-i İmanın bu vazifesinden daha evla hiçbir vazifesi yoktur ve olamaz da.
Küffarın ve hassaten siyonizmin hile ve desiseleri ile aramıza yaydığı mezhepçilik, meşrepçilik, mealcilik, milliyetçilik vb. tefrika illetleriyle mücadele etmek hayatımızın her alanında ve zamanında en asli vazifemiz olmalıdır.
Tevhidin birer cilvesi olan hayatın münevver ve müreffeh sürdürülmesi için Müslümanların ayrılıktan birliğe, aykırılıktan uyuma yani kesretten tevhide ivedi bir geçiş yapması gereklidir. Yoksa kesret her geçen gün daha çok acı ve kan üretecek. Bitmek bilmeyen düşmanların pençesinde daha çok ezdirecek. İzzet ve şerefin, direnç ve direnişin, gayret ve cihadın manasını yok edip kesret içinde kesret üretecek. Allah muhafaza.
İslam’ın azim bir gayesi olan bu hakikati anlama, kavrama ve yaşama arzusu ve iştiyakıyla sizleri Tevhid sancağının gölgesinde gayur birer mücahid olmaya, naif birer davetçi olmaya ve azimli birer münadi olmaya davet eder ve bu konuda dualarınızda olmayı dilerim.
Hayat tevhid cilvesi, Müslüman tevhid elçisidir.