İlah, insan, kulluk ve yaşam tarzı…
İnsan, neyi veya kimi İlah/Rab olarak kabul ederse kulluk ve tapınma da ona göre olur. Bu da yaşam tarzını belirler. Hayat, neye ve kime göre şekillenirse kulluk da onun üzerine bina edilir. İslam’ın hayat tarzı, kulluk biçimi ve İlah anlayışı tevhid inancı olarak karşımıza çıkar.
Tevhid, yalnızca “ALLAH BİRDİR” demekten ibaret değildir.
Tevhid, insanın inancından düşüncesine, aile hayatından ticaretine, işinden komşuluk ilişkilerine kadar hayatının her alanında ALLAH’I merkeze almasıdır.
Tevhidi bakış, yaşam alanında yer alan her türlü işte Allah’u Teâlâ’nın emirlerini mutlak bağlayıcı kabul etmek; bireysel ve toplumsal gidişatı vahye göre anlamlandırmaktır. Siyaset, ekonomi, eğitim ve idare gibi tüm alanlar buna dâhildir. Birey ve toplum, en ideal biçimde nasıl yönetilir bu Kur’an’da emredilmiş. Kur’an-ı Kerim buna dair prensipler belirlemiş ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) siyer ve siretiyle bu tevhidi bakışın hayata nasıl uygulanacağını da göstermiştir.
Mümin için ev ile sokak, cami ile çarşı, ibadet ile çalışma, dünya ile ahiret birbirinden kopuk alanlar değildir. Çünkü mümin, hayatın tamamının Allah’a ait olduğunu bilir ve buna böyle iman eder. Bu hakikat, Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan edilir:
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En‘âm Suresi: 162)
Ayet, bizlere kulluğun sadece belirli ibadet vakitlerine sıkıştırılamayacağını açıkça söyler. Tevhidi bakış, hayatın bütününü kuşatır, yaşamın her alanına nüfuz eder; insanın söz, davranış ve eyleminin bu birlik etrafında gerçekleşmesini ister. Dünyayı her yönü, zemini ve zamanı Allah’ın rızasına göre anlamlandırabilmeyi şart koşar.
Tevhide göre şekillenen bir hayatta, insan her işinde “O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir.” (Hadîd Suresi: 4) ayetinin verdiği dersle Allah’ın kendisini gördüğünün farkında olur ve hayatın merkezine Allah bilinci yerleştirir. Bu bilinç, insanın duygu, düşünce ve yaşam tarzına öyle siner ve insan bu bilinçle öyle içselleşir ki yalnız da olsa, kalabalıklar içinde de olsa davranışlarını tevhidi bağlama göre ortaya koyar.
Hz. Peygamber’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) “İhsan, Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.” (Buhârî, Îmân, 37; Müslim, Îmân, 1) hadisi, tevhidi bilincin ve Allah’ın birliğinin en güzel ifadesidir.
Bir Müslüman, hiç kimsenin olmadığı, onu görmediği, kamera ve ses kayıt cihazlarının bulunmadığı bir ortamda dahi harama bakmıyorsa, harama el uzatmıyorsa, kimseye fark ettirmeden hile yapmıyorsa, sosyal medyada alaycı, rezil, ayrıştırıcı ve haram bir paylaşımı sırf “etkileşim alacak” diye yayınlamıyorsa bir nedene bağlıdır. Bu neden de Allah’a imanın yani tevhidi düşüncenin getirdiği İlahi huzur, nazar ve makama karşı edebini bilmek, sınırları aşmamaktır.
Tevhidi bilinç, insanı doğruluk, hak, adalet, merhamet, sevgi, güven ve yardımlaşma gibi nice güzel hasletle mümin bir şahsiyete dönüştürür. Aynı zamanda onu, başkalarına karşı elinden ve dilinden emin olunan bir liman ve bir sığınak yapar.
Tevhid, insanın görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen, mahrem ve aşikâr her haliyle ve anıyla Allah’ın rızasıyla buluşturur. İnsanın günlük hayatı bu buluşma bilinciyle tevhidi yansımanın bir görünürlüğü olur.
…
İslam, insana dünyadan el etek çekmeyi, münzevi bir hayat yaşamayı değil; dünya nimetleriyle buluşmayı, bunları helal yoldan elde etmeyi ve doğru şeklide, yerde ve zamanda kullanmayı öğretir. Mümin rızkı için çalışır, tedbir alır ve gayret gösterir. Bütün bunları yaparken kalbini sebeplere değil, sebeplerin sahibi olan Allah’a bağlar.
“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.” (Hûd Süresi: 6)
Bu ayet, rızık konusunda insanı tembellik ve dilenciliğe değil, rızık konusunda Allah’a güvenmeye çağırır. Nitekim Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem) tevekkülü anlatırken kuşların rızık arayışını örnek olarak verir; çalışma ve çaba olmadan tevekkülün olamayacağını söyler; çünkü insan için maddi ya da manevi, çok veya az, dünya yahut ahirette ancak çalıştığı, kazandığı kadar karşılık vardır.
Tevhid, sadece dile pelesenk olan bir kabul değildir.
Tevhid, malın ve imkânların kime ait olduğunu bilmektir.
Tevhidi bakış, insana rızıkla ilgili BİR’in sunduğu bir çerçeve sunar:
Çalış, helali gözet; kazandığını kendin, ailen ve yarınların için sarf et, malını nice ihtiyaçlar ve ihtiyaç sahipleri uğruna Allah yolunda infak et, mala temellük etme, israf ve cimrilikten sakın, çalışanın hakkını eksiksiz ve zamanında ver; faiz, tefe ve istifçilik gibi haram yollara tevessül etme!
…
Tevhidî bakış, evimizin kapısından içeri girdiği gibi aile ilişkileri de olumlu, hayırlı, doğru, güzel ve mutluluk eksenli değişir. İslam’a göre; anne-baba, eş veya çocuk ilişkisi yalnızca sorumluluk bağlamında gelişmez; bu sevgi, hürmet ve merhamet ilişkisinde aynı zamanda Allah’ın bize emanet ettiği kimseler kabulü vardır.
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum Suresi 21)
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” (Tirmizî, Menâkıb, 63) gibi birçok ayet-i kerime ve hadis-i şerif bu hakikati dile getirir.
Aile içindeki dindarlık, sadece namaz, oruç, zikir ve kurbanla ölçülemez, ölçülmemelidir.
Evde kırıcı olmamak, eşinin emeğini takdir etmek, çocuğunu aşağılamadan eğitmek, yaşlanan anne-babaya merhametle yaklaşmak gibi aileyi ayakta tutan ve aile fertlerini birbirine bağlayan birçok haslet de bu kulluğun birer parçasıdır.
Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ideal bir eş, ideal bir baba ve ideal bir akraba idi.
O; aile fertlerine ve akrabalarına karşı yumuşak ve anlayışlı davranır, onları değerli kılar, onların gönlünü hoş eder, onlara sevgisini belli eder, onları takdir eder, incitmez, küçümsemez; onlara karşı kaba ve katı yürekli davranmaz ve merhamet ederdi.
…
Müslüman; söz, tutum, davranış ve işlerinde TEVHİDİ bakışla bir standart oluşturur ve oluşturmalıdır. Bu bağlamda tevhid, insanı bencillikten kurtarır. Onu biz bilinciyle Allah’a kulluğa yöneltir. O’na kul olan kişi, “Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl Suresi: 90) ayeti gereğince O’nun kullarına karşı da sorumluluğunu bilir.
Aile ilişkileri, akrabalık dairesi, komşuluk hukuku ve arkadaşlık çerçevesi gibi tüm yakınlıklar Tevhidi bakışla günlük hayatta son derece somut karşılıklar bulur ve bulmalıdır.
Yaşlı birine yardım etmek, hastalanan bir yakınını ziyaret etmek, bir muhtaca el uzatmak, sokakta gördüğü bir eziyete kayıtsız kalmamak ve çokça toplumsal katkılar tevhidî hayatın birer tezahürüdür.
Hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemez. Bazen hastalık, maddi sıkıntı, iş kaybı, zindan, yoksunluk, ayrılık veya başarısızlık gibi birçok etmen insanı sarsabilir. Tevhidî bakış burada da insan için önemli bir dayanak olur. Çünkü bu bakışla mümin insan bilir ki dünya imtihan yurdudur, her şey sebeplere bağlı ilerler; fakat kaderi ve sonucu elinde tutan mutlak güç sahibi Allah’tır:
“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi: 216)
Hz. Peygamber’in Taif’te yaşadığı ağır sıkıntılar karşısında Allah’a yönelmesi, zorluk karşısında kulun nasıl davranacağını gösteren çarpıcı bir örnektir. O, uğradığı eziyetler karşısında intikamı değil, hidayeti istemiştir. Bu tavır, bize tevhidin insanın öfkesini, ümidini ve kararlarını nasıl şekillendirdiğini gösterir.
Tevhidî bakış, hayatı dünyadan koparmak olmadığı gibi ahirete endekslemek de değildir. Dünya ve ahiret dengesini Allah’ın rızası doğrultusunda kurmaktır.
Sabah işe giderken besmele çekmek, ekmeğini helalinden kazanmak, ailesine güzel davranmak, kul hakkından sakınmak, komşusunu gözetmek, sıkıntı anında sabretmek ve nimet karşısında şükretmek gibi günlük işler bile halis bir niyetle ibadete dönüşebilir.
Mesele sadece hayatımızda ne yaptığımız değil, yaptıklarımızı kimin için yaptığımızdır.
Tevhidî hayat, insanın her gün kendisine şu soruyu yöneltmesidir:
“Bu sözüm, bu kararım, bu kazancım, bu davranışım ve bu yönelişim Allah’ın razı olacağı bir hayatın parçası mıdır, değil midir?”
Bu soru samimiyetle cevaplanırsa Kur’an ve Sünnet, günlük hayatın her alanını nurlandıran bir hidayet rehberine dönüşür.
Çünkü mümin bilir ki gerçek özgürlük, insanların beğenisinden veya dünyanın alkışından kurtulup yalnızca Allah’a kul olabilmektir.