Kur’ân-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak, ümmî olan Mekke Arap toplumuna başıboş yaratılmadıklarını ve bir vazifelerinin olduğunu hatırlatmak için “suden” kelimesini kullanır: “İnsanoğlu kendisinin başıboş(suden) bırakılacağını mı sanır?” Kıyamet Suresi, 36. Ayet Ayette geçen “suden” kelimesi; serbest bırakılan, yuları çekilmeyen veya başıboş salınan hayvanlar için kullanılır. Nitekim Arap kültüründe başıboş gezen, yuları veya çobanı olmayan develer için bu kökten türetilen ifadeler kullanılır.
İslam, bu hayat karmaşası içinde insanın başıboş bırakılmadığını anlatmak, ona varoluş amacını hatırlatmak, atacağı her adımı anlamlandırmak ve hayvanlar gibi başıboş olmadığını bildirmek için ilahî bir kılavuz sunmuştur. Bu kılavuz Kur’an’dır. İlahi bir sanat eseri olan insanın kullanma kılavuzu niteliğindeki Kur’an’ın gayesi, "insan" olarak doğan kişinin "insanca" ölebilmesini sağlamaktır. Çünkü her doğan insan, insanca ölemiyor. Ayeti Kerime: “Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz.” buyuruyor. “Sureten” insan doğduğu gibi ölebilir ama “sireten” her insan, insan olarak ölmüyor. Kur’an, insanın hem “sureten” hem de “sireten” ölebilmesini sağlayacak yegane kitaptır.
Kur’an’ın bunu gerçekleştirebilmesinin yolu, kendisini ve onun açıklayıcısı olan Sünnet’i hayatın merkezine yerleştirmekten geçer. Hayatın merkezine Kur’an’ı yerleştirmek, onun ayetlerini sadece mukaddes birer ezber nesnesi veya mezar başında okunacak metinler olarak görmemek demektir. Onu; anbean kararlarımıza, ahlakımıza, ticaretimize ve aile hayatımıza yön veren canlı bir hitap kabul etmektir. Sünnet-i Seniyye ise bu ilahi hitabın pratik hayata dökülmüş somut modeli, Kur’an’ın yaşayan tefsiridir. Hz. Peygamber’in (Sallahu Aleyhi Vesellem) sünneti olmadan Kur'an'ı hayatın merkezine oturtmak soyut bir iddiadan öteye geçemez. Takva bilinci, işte bu iki kaynağı (Sakaleyn) hayatın merkezine alarak her adımda ilahi rızayı gözetme hassasiyetidir. Bu da şekilsel olarak değil takva şuuruyla yapılmalıdır.
Kök anlamı itibarıyla “korunmak, sakınmak, bilinçli bir mesafeyle titizlik göstermek” manalarına gelen takva; ıstılahta Allah’ın emirlerine sarılıp yasaklarından kaçınarak O'nun rızasını gözetme titizliğidir. Takva, teorik bir soyutlama değil, Kur’an ve Sünnet rehberliğinde yaşanan somut bir hayattır. Kur’an-ı Kerim’de takva sahiplerinin özellikleri sayılırken infak edenler, öfkelerini yenenler, insanları affedenler, bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar övülür. Bu ayetler, takvanın toplumsal hayatın, ahlakın ve hukukun tam merkezinde yer aldığını gösterir.
Sevgili Peygamberimiz (Sallahu Aleyhi Vesellem) de takvanın kalbi boyutuna dikkat çekerek göğsüne işaret etmiş ve "Takva buradadır" buyurmuştur. Sünnet-i Seniyye, takvanın pratik hayatımıza yansımış halidir. Efendimiz (Sallahu Aleyhi Vesellem) en küçük işlerde dahi Rabbinin gözetimi altında olduğu bilinciyle hareket etmiş, ümmetine de bu hassasiyeti miras bırakmıştır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Sevr Mağarası’nda Hz. Ebûbekir’e söylediği sözlerdir. Korku ve endişenin zirve yaptığı o anda Efendimiz (Sallahu Aleyhi Vesellem), “Üzülme, çünkü Allah bizimledir” (Tövbe Suresi, 40. Ayet) diyerek Yaratıcı ile beraber olma şuurunun somut bir dersini vermiştir. Kur’an’da yer bulan bu hakikat, müminin her an ilahi nazar altında olduğu bilinciyle yaşamasının en eşsiz rehberidir. Takva; dünyayı terk etmek değil, dünyanın içerisindeyken ona teslim olmamaktır. Çarşıda/pazarda ticaret yaparken dürüst kalabilmek, makam ve yetki sahibi iken adaletle hükmedebilmek, aile ilişkilerinde hakkaniyetten ayrılmamaktır. Yani takva, hayatın tam kalbinde, toplumsal hayatın içerisinde yaşarken Allah’ın hudutlarını gözetme titizliğidir. Dağda günahsız kalmak kolaydır; maharet, şehrin gürültüsü, nefsin ve şeytanın telkinleri arasında haktan sapmamaktır.
Modern dünya; insanı hayatın merkezinden uzaklaştıran, onu haz ve hız sarmalına hapseden sayısız cazibe merkezi sunmaktadır. Dijitalleşen, sekülerleşen ve bireyselleşen çağımızda insan zamanı, mekânı ve eylemleri üzerinde ilahi bir denetim olduğunu unutma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Tam da bu noktada, hayatın merkezine Kur’an ve Sünnet’i koyarak takva bilinciyle yaşamak modern insanın sığınağıdır.
Takva bilinciyle yaşamak; pazarda dürüstlükten ödün vermemek, evde merhameti bırakmamak, sokakta adaleti gözetmek ve dijital mahremiyette bile "Allah beni görüyor" şuuruyla hareket etmektir. Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklanmak ve Hz. Peygamber’in (Sallahu Aleyhi Vesellem) sünnetini fitnelere karşı bir kalkan kılmak ancak bu bilinçle mümkündür.
Dünya seyahatinde bedenimiz nasıl maddî azıklara muhtaçsa, ruhumuz ve ebedî hayatımız da manevî azıklara o kadar muhtaçtır. Para, makam, şöhret veya geçici dünya metaları insanı kabrin ötesine taşımaz. İnsanı sırat-ı müstakim üzerinde tutacak, ayak kaymalarından koruyacak, cehennem çukurlarından ve manevî helâklerden kurtaracak tek sağlam azık takvadır. Talak Suresi'nde müjdelendiği gibi: “Kim Allah’tan sakınırsa (takva sahibi olursa), Allah ona bir çıkış yolu açar ve ona ummadığı yerden rızık verir.” (Talak, 2-3)
Bugün bize düşen; Kur’an’ın rahlelerimizden zihinlerimize, zihinlerimizden kalplerimize ve nihayet eylemlerimize inmesini sağlamaktır. Sünnet-i Seniyye’yi sadece ezberlenen birer rivayet değil, yaşanan birer hayat şekli olarak benimsemektir. Fatiha’daki doğru yolu talep eden kulun duasına Bakara suresinin hemen başında Rabbi, "İşte aradığınız hidayet rehberi bu kitaptır" diyerek doğrudan mukabele eder. Ancak bu cevabın en kritik noktası, hidayetin muhatabı olarak "muttakilerin" yani takva sahiplerinin işaret edilmesidir. Kur’an’ın "muttakiler için bir hidayet" olduğu vurgulanır. Bu durum, ilahi kelamın rehberliğinden istifade edebilmenin ilk şartının takva bilinci olduğunu gösterir. Takva, salt bir korku değil; bilakis hayatın her anında kulun Rabbi ile olan bağının bilincinde olma halidir.
Kur'an ve Sünnet eksenli bir hayat, kulun her anını bu bilinçle kuşanması, yani en mukaddes azık olan takva ile donanmasıdır. Hayatın merkezine bu iki kaynağı koymak ve dünya mayın tarlasında imanını salimen ahirete taşımak, müminin en güvenli limanıdır. Rabbimiz, hayatımızı takva bilinciyle süsleyen salih kullarından eylesin.
Bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek, dualarınızda bizleri de unutmamanız dileğiyle, Allah’a emanet olun.