Bingöl Törek Köyünde Camii Medresesinde
Ziya ve Süleyman, yirmili yaşlarda İslami çalışmalar ile buluşur ve hiç gecikmeden davet yoluna koyulurlar. Törek Köyü Camii medresesinde Kur’an-ı Kerim tilavetiyle meşgul oldukları bir esnada İslam düşmanı PKK’nin hain ve alçak saldırısına uğrarlar ve şehid olurlar. Bu olay, 25 Kasım 1993 yılında gerçekleşir. PKK, İslam davasına zarar verme düşüncesiyle kendilerini İslam davasına adayan bu iki genci şehit eder…
Perşembeyi cumaya bağlayan bir akşamdı. Törek Medresesi talebeleri misafirperver bir köylünün davetine icabet ederler. Ziya ve Süleyman ise ibadet ve tilavet niyetiyle medresede kalmayı tercih ederler. Karanlığın her yeri iyice sardığı esnada cami etrafında sinsi gölgeler sessizce belirir. Medresenin penceresinden içeriye bakarlar. Ziya ve Süleyman, Kur’an okumaktadır. Ziya ve Süleyman’ın cesaretini bilen hainler, haince bir plan kurup saldırırlar. Süleyman, saldırıda kafasından kurşun alır. Tekbirler ve Kur’an ayetleri şehadet öncesi dilinde vird olur. Ziya, büyük bir direniş sergiler ve birkaç İslam düşmanını yere serer. Ve az sonra o da hain kurşunların hedefi olur. Ruhunu yeşil kuşun kursağında şehadetle Allah’a teslim eder.
İşte dillere destan, gönüllere sevda ve davetçilere örnek iki şehidin hayatı ve İslami yolda verdikleri mücadeleden kesitler…
ŞEHİD ZİYA, 1967’de Bingöl’de dünyaya gelir. Lise eğitimini bazı sebeplerden yarıda bırakır. Askerlik sonrası bir müddet İstanbul’da kalır. Cahili bir hayatın çıkmazlarında zorlu gelgitler yaşar. Bu günlerde bir ölüm olayına şahit olaması Ziya’yı oldukça etkiler. Dünya’nın faniliği ve ölüm gerçekliği tüm çıplaklığı ile gözlerinin önünde belirir ve zihin dünyasını kaplar. Bu olay, aynı zamanda Ziya’nın hidayetle buluşması ve manen dirilişi olur. O, bu anı şöyle dile getirir:“İrademi nefsin eline verdiğim bir noktada Rabbimin ihsanıyla ve dilemesiyle hidayet çeşmesinden içtim. Benim cahiliye ve günahla iç içe oluşumun misali şudur: Necaset, pislik dolu bir odada yaşayan ve o ana kadar hep o odada kalan, elbette o kokuşmuşluğu zamanla kanıksar. Bir gün odasına bir pencere açılır. O da pencereye koşar. Bakar ki güllük gülistanlık bir yer… Güzel mi güzel, misk kokularıyla cezp ettiren bir manzara… Vakit kaybetmeden çirkef, tiksinti dolu odadan bu cennet emsal mekâna geçer. Bu adamın haline şaşılır mı? Benim de İslam’a gönül verişim böylesi bir algılayışın semeresidir.”
Ziya, İslam fıkhını önemser, özümser. Bu konuda kısa sürede bir fakih kadar fıkha muttali olur. Dava arkadaşları artık ibadi ve ameli konularda fıkıhla ilgili soru ve sorunlarını ona götürür ve sorardı. O da 'İlim ve çözüm, sorumluluk ve dikkat ister’ ilkesiyle meseleleri doğru, sağlıklı ve itidal üzere değerlendirirdi…
ŞEHİD SÜLEYMAN, 1970 yılında Bingöl’de dünyaya gelir. Okul ve gençlik demleri rahat bir hayatın kollarında ve Müslümanca yaşamdan uzak geçer. Süleyman, geçimini inşaatlarda çalışarak sağlamaya çalışır. Bu sebeple gurbet ona yol olur. Süleyman, askerlik vazifesi sonrası Bingöl’e döner. Bu süreçte İslam davası ile tanışır. İlim aşkı ve okuma tutkusu Süleyman’ı çepeçevre sarar. Süleyman, tarih yeniden tekerrür etmesin diye, İslam’ın mücadele karelerini ibret ve hikmetle okurdu. Asım Köksal’ın İslam Tarihi, kısa sürede dikkatle analiz edip bitirdiği bir eser olur. Kur’an’a gönül veren nesiller yetiştirmek sevdasıyla Yenimahalle Camii’nde Kur’an dersi alır ve verir. O, bu camiide tarih noktasında zevkle dinlenen ve olayların ibretini güzelce anlatan bir dil olur. Gözler, her akşam namazından sonra onu arar.
Şehit Süleyman Berdibek, Cenab-ı Hakk’ın yardım ve inayeti ile hidayete kavuşunca yeni ve farklı bir Süleyman olur. Namazını kılan, orucunu tutan, beş vakit namazını camide cemaatle eda eden, büyüklere saygılı ve küçüklere şefkatli, toplumda saygın bir Süleyman... Süleyman, cami çalışmaları sayesinde öğrendiğini diğer insanlara aktarır.
Süleyman’ın İslam davasıyla tanışması bir yakınının dilinden şöyle anlatılır:“Süleyman 1992’de askerden geldiği zaman İslami bir yaşantısı yoktu. Benim işyerime cahili kasetler getirir ve çalmamı söylerdi. Ben de kendisine ilahi kasetleri dinletirdim, o da dinlemez ve giderdi. Sonra bir gün bir merakla gelip ilahi kasetlerini dinledi ilahi kasetlerini dinleyerek İslam’a ilgi duymaya başladı. 3-5 ay sonra namaza başladı. Ve tamamen değişti, gece namazlarını ve vakit namazlarını hiç kaçırmazdı.Süleyman geçimini genellikle boyacılıkla yapardı. Boyacılık yaptığı dönemlerde bir vakit namazını kaçırmıştı, gelip bana bir daha çalışmayacağını söyledi, namazını kaçırdığı için… Vakit namazlarını genellikle camide kılardı özellikle de sabah namazlarını... Şehid olduğu zaman Kur’an dersi verdiği caminin imamı yanımıza gelip Süleyman’ın çok iyi biri olduğunu ve oturduğu yeri göstererek: ‘Bir melek oradan uçtu!’ dedi.Süleyman, ilim öğrenmek için civar bir köyde medreseye gideceğini söyledi. Birkaç ay kaldıktan sonra tekrar eve geldi. Bir gün Süleyman yanıma gelerek, 'seninle çarşıya gidelim’ dedi ve kendisi ile çarşıya gittik. Süleyman, telaşla birini arıyor gibiydi. Bu telaşlı halini görünce ona ne olduğunu sordum. Süleyman bana birini aradığını söyledi. ‘Kimi arıyorsun?’ dedim. O da: ‘Yaşlı bir adamı arıyorum.’ dedi. ‘Niye arıyorsun?’ dedim. O da bana:‘Az önce ben yukarı gelirken bir yaşlı adam omzuma vurdu ve ben arkamı döndüğümde bana: 'Şehadetin mübarek olsun!’ dedi. Ben de önüme bakıp güldüm, tekrar arkamı dönüp baktığımda yaşlı adamın olmadığını gördüm, şimdi onu arıyorum işte!’ dedi.Bu olaydan sonra bir gün benim dükkânıma geldi ve oturdu. Çarşıda işim olduğu için kendisinden dükkâna bakmasını rica ettim. Beni kırmadı fakat bana: ‘Çabuk gel, medreseye gideceğim!’ dedi. Ben de biraz gecikince o da bana: ‘Çok geciktin, arabayı kaçıracağım.’ dedi. Ben de: ‘Hakkını helal et!’ dedim. O da: ‘Helal olsun!’ dedi. Benimle vedalaşıp: ‘Belki bir daha görüşemeyebiliriz!’ dedi ve gözleri doldu. Bir hafta geçtikten sonra arkadaşı Ziya ile şehid oldu.”
Ölüm tefekkürü, Ziya ve Süleyman’ın yürüyen ayağı, kabir endişesi haşyet ve takvayla çarpan kalpleri olur. İki şehadet adayı, abdest ve misvakı oldukça önemser, bedeni temizliği manevi paklığa götüren adım sayarlardı. Namazda ise ruhları, bedenini terk edip huşuyla yücelere secde miracıyla yükselirdi. İkisi de dava denizinde aşk dalgasının ihlaslı birer damlasıydılar.
Şehid Süleyman ve Ziya’nın cahiliye hayatını terk edip İslam ile tanışmaları onları tanıyanlara asr-ı saadeti hatırlatırdı. Çünkü herbir arkadaşları onların İslami yaşamı adeta bir sahabe gibi yaşadıklarına tanıklık ederdi.
İki güzel dost ve mümin gönül; elde ettiği ilmi amele dönüştürme ve anlatma konusunda ciddi gayretler gösterir. Ve bu konuda kendilerini geliştirmek için Törek Köyü Medresesi’ne giderler. İki aya yakın bir süre ilim eğitimine devam eden iki ilim talibi 25 Kasım 1993 günü, gece geç saatlerde köye baskın yapan bir grup PKK mensubunun açtığı ateş sonucu şehit olup Hakk’ın rahmetine kavuşurlar.’