Siyon(Kudüs ve kutsal topraklar) kelimesine dayanan Siyonizm, Yahudilerin “tarihî yurtlarına dönüşü” hezeyanı manasında kullanılır. Siyonizmin “Politik Siyonizm” ve “Dini Siyonizm” olarak ayrıştırılması esas olarak değil usul olaraktır. Biri diğerinin işlediği cürüm ve cinayetlerin zamansal uyuşmazlığını destekler. Her ikisi de kin-kibir-bencillik üçlüsünün senteziyle oluşmuş gayr-i insani ve gayr-i vicdanidirler.
19. yüzyıl Avrupası’nın milliyetçilik ve sömürgecilik ruhundan doğan Politik Siyonizm, ne pahasına olursa olsun tüm dünya Yahudilerinin “Ulusal Yahudi Devleti” çatısı altında Filistin’de toplanmalarına inanır; politikasını bu minval üzerinde yürütür. Dini Siyonizm’de ise henüz Siyon’a dönüşün vakti gelmemiştir.
Aslında Siyonizm tarih sahnesine çıkarken Filistin bir Osmanlı toprağı idi ve Osmanlılar burayı aldığından bu yana Yahudi varlığını tanımış, zaman zaman göçlerine de maalesef izin vermiştir. Osmanlı tâbiiyetinde bulunan Filistin’deki bu küçük Yahudi topluluğu (Yişuv), yerleşik ve yerli toplumla kaynaşmış Sefarad Yahudileriyle daha sonra izin verilen göçlerle gelen Eşkenaz Yahudilerinden oluşan ve pek azı ticaretle, çoğunluğu dünya Yahudilerinin gelenekleşmiş bağışlarıyla geçinen bir topluluk olarak kalmıştır. Sürekli mağduru oynayan mağrurlar… Mazlumları katlederken bile mazlum olduklarını lanse eden zalimler…
Siyonizmin bu iki usul farkını, Yahudi yasası (Halacha) uzmanı olan Rabbi Joseph, 1989 yılında işgalci israilin Bnei Brak bölgesinde düzenlenen siyasi Siyonizm karşıtı bir toplantıda, Mesih’in gelmesine yakın Yahudilerin oldukça güçlü bir topluluk olacaklarını ve Yahudi olmayanları sürerek putperest Hristiyan kiliselerini yıkmak üzere israil topraklarının fethedileceğini(işgal edileceği), ancak bu Mesih döneminin henüz gelmediğini belirtmiş ve şöyle demiştir:
“Doğrusu, Yahudiler bugün Yahudi olmayanlardan daha güçlü olmadığı gibi, onlardan duydukları korku sebebiyle bu kişileri israil topraklarından sürecek güçleri de yoktur... O halde Tanrı’nın emri şu an için geçerli değildir...”[1]
Dini Siyonizm’e göre Allah Yahudilerden sözde üç söz almıştır:
Yahudiler, Yahudi olmayan kişilere karşı isyan etmemeli.
Mesih gelmeden Siyon’a toplu halde göç edilmemeli.
Mesih’in zamanından önce gelmesi için dua edilmemeli.
Kısaca siyonizmin beslendiği ana besin kaynağı her zaman acımasızlık, cinayet, terör ve anarşi olmuştur. Fitne, fesat, fısku fücur hücrelerine işlemiş adeta.
Herzl, siyona dönüş fikrini Yahudilere yönelik yazdığı bir makalede şöyle dile getirir.
“Sizler toplumdışı bırakılmış insanlarsınız. Daima haklarınızın, mal ve mülklerinizin elinizden alınacağı korkusunu taşırsınız. Sokaklarda hiçbir şey olmazsa dahi, alay konusu olursunuz. Fakirseniz daha fazla acı çekersiniz. Şayet zenginseniz, zenginliğinizi saklamanız gerekir. Saygın bir meslek sahibi olmanıza tolerans gösterilmez. Hele para ile iş yapıyorsanız yedi kat daha fazla aşağılanırsınız... Her şey için olduğu gibi Sosyalizm meselesinden de sorumlu tutulup suçlanırsınız. Bu durum değişmeyecektir... Bir tek çıkış noktası var; o da vaad (!) edilen topraklara dönmektir. O topraklarda kemerli burnumuz ve siyah sakalımızla gülünç olmayacağız... Ve ‘Yahudi!’ lakabı rahatsızlık değil, şeref verecek. Tıpkı Alman, İngiliz ve Fransız’da olduğu gibi.” [2]
Buradan da anlaşılacağı üzere Siyonizm, Yahudilerin aşağılık, ezilmişlik, yetersizlik komplekslerinin birer tezahürü olarak insanlığı ve diğer insanları yok sayan kin-kibir-bencillik üçlüsünden oluşan habis bir urdur. Bu ur, yetersiz ve kişiliksiz oluşlarını bastırmak için taparcasına sarıldıkları para ve güçtür… Yahudilerin her dönem tapındıkları putları işte bu ur olmuştur.
Bu habisliği, Golda Meir 15 Haziran 1969 tarihinde Sunday Times gazetesine yaptığı açıklamada,
“Filistinliler yoktur. Yani Filistin’de kendilerini Filistinli sayan ve bizim gelerek onları kapı dışarı atıp ülkelerini ellerinden alacağımız bir Filistin halkı yoktur”[3] demiştir. Bu açıklama var olmak için yok etmek gerekir caniliğinin en bariz örneğidir.
Odessalı Yahudi aydını Dr. Yehuda Leib Pinsker’e (1821-1891) göre “Antisemitizm (Yahudi Karşıtlığı), insanların kemiklerine kadar işlemiş olan bir psikolojik hastalıktır.” şeklindeki açıklaması aslında Yahudilik urunun diğer insanlarda doğal olarak oluşturduğu bir tepkinin farklı şekilde itirafı olmuştur.
Tarihinde hiçbir dönem insancıl davranamamış Yahudiler, Siyonizm gereği bulundukları ülkelerde ‘Chovevei Zion’(Siyonu Sevenler) veya ‘Chibbath Zion’(Siyon Sevgisi) adları altında mahalli örgütlenmeler/dernekler kurarak yavaş yavaş Filistin’e sızma(Siyon’a göç) ve orada kolonileşmeye başlamışlardır.
Bu örgütlenmelerin Romanya kolu 1882 yılında Filistin’e ilk göç dalgasını başlatmış ve Galile civarında ‘Rosh-Pina’ ve Hayfa’nın güneyinde ‘Zichron-Yaacov’ adını verdikleri iki koloni kurmuşlardır.
Daha sonra Rusya, Romanya, Polonya, Almanya ve Avusturya ‘Siyonu Sevenler Dernekleri’ 1884 yılında Kattowitc’de yaptıkları kongrede göç faaliyetlerinin hızlandırılmasına karar verdiler. Kararın tatbik edilmesi sonucu 1882-1904 yılları arası 25 bin Rus ve Romanya Yahudi’si Filistin’e göçmüştür.[4]
Hovevei (Hibbat) Siyon (Siyon Severler) adlı grup, artan Rus baskısı karşısında Yahudilerin Filistin’e göç edip yerleşmesi fikrini seslendirmekle kalmayıp siyonizmin doğuşundan önce Filistin’e ilk önemli Yahudi göçünü gerçekleştirerek, dalga dalga devam edecek sistemli bu göç (aliyah) hiç durmamıştır. Bu göçün devamı için ne gerekiyorsa yapmaktan kaçınılmamıştır. Buna Yahudileri katletmek de dâhil…
Siyonizm ve onunla bağlantılı gelişen aliyah hareketiyle birlikte Filistin’e göç eden Yahudilerin karakterleri değişmiş veya gerçek yüzleri ifşa olmuş; bunlar dinî olmaktan ziyade siyasî sâikle hareket eder olmuşlardır.
Peki, Siyonizm dünyanın iki büyük savaşı sürecinde hem nüfus ve hem de toprak bakımından kendilerine uzak bir ülkede bir işgal devleti kurma noktasına nasıl gelmiştir? Dünyanın nefretini üzerlerinde toplamış olmalarına rağmen…
Bu sürecin arkasındaki etkin gücü görmek için siyonizmin köleliğini kendi rızasıyla para ve güç tapıcılığından kabul eden sömürgeci İngiltere’ye bakmak gerekir:
“Londra’nın siyonizmi destekleme kararı emperyalistler arası mücadelede belirsiz olmayan bir hesaplamanın sonucu olduğu gibi ayrıca arkasında Protestan kültüründe Yahudilerin kutsal topraklara geri dönüşünü tasvip eden, uzun geçmişe sahip bir ideolojik anlayış da yatmaktaydı. Bu Hristiyan siyonizmi, Filistin’de Yahudi yerleşimlerinin oluşumu doğrultusunda İngiliz emperyal elitince sağlanan kalkan için esaslı bir dayanak teşkil etti. İngiliz sömürgeci gücü Yahudi kolonileşmesinin mutlak şartı oldu. Siyonizm kendi büyümesi için tamamıyla İngiliz emperyal devletinin elindeki şiddete dayandı. Böylece II. Dünya Savaşı’na kadar İngiliz emperyalizmi Filistinli siyasal toplumun bel kemiğini kırmış, siyonizmin o savaş sonrasındaki zaferine giden yolu açmış bulunuyordu”[5]
Çanakkale cephelerinde bizimle savaşmak için kurulan Siyon Katır Birlikleri, Siyonistlerin bir savaş pratiği olmuştur. Bu gönüllü Siyonist savaşçıların çoğunun 1920’de oluşturulan Yahudi silâhlı terör örgütü Haganah’a katılması ise Siyonist kölesi İngiltere’nin sayesinde olmuştur.
İngiltere’den sonra siyonist hareketin hedefini gerçekleştirmesi ve ardından devlet olarak varlığını sürdürmesi için XX. yüzyıl boyunca en büyük köleliği ABD yapacaktır. Özellikle 21 Eylül 1922 tarihli kongre kararıyla Balfour Bildirgesi metnine benzer ifadelerle Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulmasının yolunu işte bu köleler topluluğu açacak.
Özellikle 1920’lerde başlayan çatışmalara karşı Yişuv’u savunma iddiasıyla kurulan Haganah silâhlı terör örgütü batılı kölelerinin destekleriyle habis bir ur gibi yayılacaktır. Bunu basit farklılıklarıyla ve daha canisi olan 1931’de Irgun, 1940’da Stern gibi vahşi örgütler takip edecektir.
Siyonizmin asıl destekçisi olan bu iki kölenin (İngiliz-Amerikan) birlikteliği oluşturularak tarih sahnesinde en karanlık yerlerini almaya başlamışlardır.
Washington’un Hristiyan bir siyonist olan Truman’ın başkanlığında 1945’te Filistin’e Avrupa’dan 100.000 Yahudi’nin daha göç etmesi sağlanmıştır. Bu süreçte Siyonist köleler Filistin için asla hayata geçmeyecek olan bir “iki milliyetli tek devlet” tavsiyesinde bulunmuş. Bu tavsiyeleri ile uyutulmuş diğer devletlerin uyanması engellenmiştir.
Siyonizmin batılı köleleri sayesinde Filistin’e yaptırılan işgal göçleri nüfusun baskın oranını ele geçirmiştir. Birleşmiş Köleler Cemiyeti ve iki büyük köle olan İngiltere ve ABD sayesinde Siyonist işgal rejimi kurulmuş ve ilk olarak en büyük kölesi tarafından tanınarak beşeri sitemler açısından resmiyet kazanmıştır.
Sonuç olarak günümüzü tarif eden, Birleşmiş Milletler Ajansı’nda uzun yıllar görev yapan John Davis’in şu çarpıcı tespiti kayda değerdir: “Dünya kamuoyu, hatta zaman içinde muhtemelen israil halkı, siyonizmi mevcut çatışmanın ana sebebi olarak görme noktasına gelecek, böylece israil’in gerçekleştireceği de-siyonizasyon barışın nihaî temeli olacaktır.” [6]
Evet, dünya siyonizmsiz daha yaşanabilir bir yer olacağını artık öğrenmiş durumdadır. Siyonizmin gönüllü ve zorunlu köleleri konumunda bulunan tüm devletler de bunu bilmektedir. Siyonizmin yok oluşu insanlık için artık vazgeçilemez olmuştur.
[1] (İsrail de Yahudi Fundamentalizmi/ sh:55-56).
[2] (Original Sins sh:38).
[3] (Siyonizm Dosyası sh:48).
[4] ( Original Sins sh:40)
[5] (Anderson, sy. 10 [2001], s. 7-9).
[6] (The Evasive Peace, s. 112).