Her işte olduğu gibi siyasi gelişmelere göre alınacak tavrın ölçüsü; Allah'ın kitabı ve Resulullah'ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sünneti olmalıdır.
Bu iki kaynak merkeze temel ölçü olarak alındıktan sonra, Müslümanların vahdet ve ittihatları çerçevesinde zamanın ruhunu yakalayabilmek gerekir.
İslam'ın temel ilke ve prensipleri yolumuzun aydınlatıcıları olmalıdır.
Özellikle konjonktür denilen kelimenin adeta din edindiği ve neredeyse tek geçerli ölçü olarak kabul edildiği günümüzde, İslam'ın temel ilke ve prensipleri çerçevesinde bir bakışı esas almak, savrulmama adına hayati bir öneme sahiptir.
Müslümanlar, hayatın herhangi bir alanında Allah'ın kitabına ve Resulullah'ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sünnetine uyup da küresel ve bölgesel siyasette sadece kendi şahsi ve ulusal menfaatlerini esas alamaz. Yine halkı Müslüman olan devletlerin yöneticileri; zalimler, kâfirler ve emperyalistler ile işbirliği ve stratejik ortaklık yapıp diğer bir Müslüman ülkeyi düşman olarak göremez. İslam Ümmeti'nin vahdetini zedeleyen bir politik çizgi takip edemez. Halkı Müslüman olan ülkeler, Haçlı ve Siyonist blokun kültürel, ekonomik, siyasi ve askeri işgallerinde koçbaşı ve mızrak ucu olarak kullanılamaz. Bir Müslüman ülkenin başka bir Müslüman ülkeye savaş açması uygun değildir. Bunun İslam dairesi içinde makul bir izahı olamaz. Müslüman ülkelerden bazıları birbirlerine farklı kulvarlarda rakip olabilirler, ama asla düşman olamazlar. Kendi aralarındaki ihtilafları çözme konusunda tek yöntem, diplomasi ve müzakere olmalıdır. Müslüman halklardan herhangi birisine yönelen bir tehdit tüm Müslümanlara yönelmiş kabul edilmeli ve bu tehdit ile mücadele edilmelidir.
Tarihte Moğol ve Haçlı istilasına maruz kalmış İslam Ümmeti, tefrikaya düştüğü zaman zilleti; vahdete yöneldiği zaman ise izzeti yaşamıştır.
O dönemde bazı yöneticiler, İslam zeminini terk edip gaflet, dalalet ve ihanet içerisine girmiş ve büyük bir felaket ve yıkıma sebep olmuşlardır.
Malesef günümüzde de zayıf ve köle karakterli bazı yöneticiler aynı hataya düşüp İslam Ümmeti'ni büyük bir zaafa uğratmakta ve işgale açık hale getirmektedir.
Mümin, siyasi gelişmeleri takip eder, siyasete yön verir ama bunu yaparken, siyasi gelişmelere göre imanını, ahlakını, adalet anlayışını ve doğrularını değiştirmez. Çünkü Müslüman’ın temel ölçüsü siyasi konjonktür değil, Allah'ın kitabı ve Resûlullah'ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sünnetidir.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide, 8)
Bu ayet, siyasi tavrımız açısından son derece önemli bir ölçü ortaya koymaktadır. Bir siyasi partiye, lidere, gruba veya düşünceye yakın olmak, bizi yanlışa karşı körleştirmemeli; aynı şekilde rekabet içerisinde olduğumuz kişi, kurum ve toplulukların yaptığı doğruyu inkâr etmeye de götürmemelidir.
Siyasi gelişmelere göre tavır belirlerken aşağıdaki düsturlar Müslüman için temel esas olmalıdır:
1.Ölçümüz; Siyasi Menfaat Değil, Haktır; Tarafımız Adalet Olmalıdır.
Günümüzde siyasi tartışmalar çoğu zaman “Bizim taraf ne diyor” sorusu üzerinden yürütülmektedir. Oysa Müslümanın sorması gereken ilk soru: “Allah'ın rızasına uygun olan nedir” olmalıdır.
Bir Müslüman kendi desteklediği kişi veya siyasi hareket yanlış yaptığında bunu savunmak zorunda değildir. Aynı şekilde karşı olduğu bir kişi doğru bir iş yaptığında, sırf siyasi aidiyetinden dolayı o doğruyu inkâr etmemelidir.
İslam'ın adalet anlayışı tam da burada kendisini gösterir.
Kur'an şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutun.” (Nisâ, 135)
Müslümanın tavrı, siyasi değişimlere göre değil, hak ve adalet ölçüsüne göre belirlenmelidir.
2. Her Habere İnanmamak: Kur'an'ın Haber Ahlakı
Siyaset alanında en fazla dikkat edilmesi gereken özelliklerinden biri de bilgi kirliliğidir.
Kur'an bu konuda çok açık bir prensip koymaktadır:
“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât, 6)
Müslüman;
- Haberin kaynağını araştırmalıdır.
- Kesinleşmemiş bilgileri kesin/gerçek gibi aktarmamalıdır.
- Manipülatif başlıklara dikkat etmelidir.
- Bir kişinin sözünü bağlamından koparmamalıdır.
- Yalan, iftira ve hakaret içeren paylaşımlardan uzak durmalıdır.
- “Herkes paylaşıyor” gerekçesiyle bir bilgiyi doğru kabul etmemelidir.
3. Siyasi Gelişmeler Karşısında Basiretli Olmak
Müslümanın siyasi tavrının temel özelliklerinden biri de basirettir.
Basiret; sadece görmek değil, olayların arkasındaki sebepleri ve muhtemel sonuçları değerlendirebilmektir.
Müslüman olayları değerlendirirken şu soruları sormalıdır:
Bu gelişmenin sebebi nedir?
Kimler bundan fayda sağlayabilir?
Toplum üzerindeki etkisi ne olacaktır?
Mazlumların durumunu nasıl etkiliyor?
İslam Ümmeti'nin vahdetine katkı mı sağlıyor, yoksa ayrışmayı mı artırıyor?
İşte bu sorular, Müslümanın siyasi olaylara daha sağlıklı yaklaşmasını sağlar.
4. Taraftarlık ile İlkesizlik Arasındaki Fark
Siyasette taraftarlık zaman zaman insanın muhakeme kabiliyetini zayıflatabilir.
Kişi kendi siyasi tarafının yaptığı her şeyi doğru, karşı tarafın yaptığı her şeyi yanlış görmeye başlayabilir.
Bu noktada siyasi aidiyet, bir çeşit taassuba dönüşür.
İslam ise taassubu değil, hakkı esas alır.
5. Yöneticilere Karşı Tavrımız Nasıl Olmalı?
İslam, yöneticilere karşı iki aşırı uç tavrı da reddeder:
Bir tarafta yöneticileri mutlak biçimde kutsallaştırmak ve yapılan her şeyi doğru kabul etmek vardır.
Diğer tarafta ise her yöneticiyi, her devlet kurumunu ve her siyasi kararı düşmanlıkla değerlendirmek vardır.
İslam'ın istediği şey adalet ve nasihattir.
Kur'an şöyle buyurur:
"Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 58)
Yönetim bir emanettir.
Makamlara sahip olmak üstünlük değil, ağır bir sorumluluktur.
Yönetici de vatandaş da Allah'ın huzurunda hesap verecektir.
Bu nedenle Müslüman, yöneticilerin doğru icraatlarını takdir etmeli, yanlış gördüğü uygulamaları ise hakaret, iftira ve düşmanlıkla değil; hikmet, delil ve meşru yollarla eleştirmelidir.
6. Fitne Dönemlerinde Daha Fazla Dikkat
Siyasi gerilimlerin yükseldiği dönemlerde Müslümanın sorumluluğu daha da artar.
Çünkü toplumun kolayca bölünebildiği dönemlerde insanlar birbirine karşı kin ve nefret beslemeye başlayabilir.
Kur'an şöyle buyurur:
“Fitne, öldürmekten daha büyük bir günahtır.” (Bakara, 217)
Bu nedenle, siyasi gelişmeler karşısında öfkeyi körükleyen değil; aklı ve sağduyuyu güçlendiren bir dil kullanmak gerekir.
Müslüman toplumun huzurunu bozacak yalan haberleri yaymamalı, insanları birbirine düşürecek provokasyonlara alet olmamalıdır.
İslam Ümmeti'nin birlik ve kardeşliğini hedef alan her hareket ve söz reddedilmelidir.
8. Mazlumdan Yana Olmak
İslami bakış açısında siyasi tavrın en önemli ölçülerinden biri de mazlumun yanında olmaktır.
Kur'an şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan şahitler olun.” (Mâide, 8)
Müslüman için mazlumun kimliği önemlidir; ancak mazlumun kimliğinden bağımsız olarak zulme karşı çıkmak daha temel bir ilkedir.
Bir Müslüman kendi grubundan bir insan haksızlık yaptığında da onu uyarmalıdır.
Başka bir topluluktan biri haksızlığa uğradığında da onun hakkını savunmalıdır.
Çünkü İslam'ın adaleti; kabile, parti, millet veya coğrafya sınırlarına hapsedilemez.
Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Kardeşin zalim de olsa mazlum da olsa ona yardım et.” (Buhârî, Mezâlim 4; Müslim, Birr 62)
Sahabeler, zalime nasıl yardım edileceğini sorduklarında Efendimiz, zalimin zulmüne engel olmanın ona yardım etmek olduğunu bildirmiştir.
Burada çok önemli bir ölçü vardır:
Zalimi desteklemek, sadece onun yanında savaşmak değildir. Bazen onun yanlışını savunmak da zulme ortak olmaktır.
Eğer Müslüman halklar ve ülkeler arasında bir ihtilaf var ise iki tarafın arasını bulma ya da yargıda bulunma konusunda geçerli ölçü adalet olmalıdır.
9. Siyasi Değişimler Karşısında Umudumuzu Kaybetmemek
Siyasi gelişmeler bazen toplumlarda büyük bir karamsarlığa yol açabilir.
Ekonomik sıkıntılar, savaşlar, siyasi krizler, toplumsal gerilimler ve adaletsizlikler insanlarda “Artık hiçbir şey düzelmez” düşüncesini oluşturabilir.
Oysa Müslüman ümitsizliğe teslim olmaz.
Kur'an şöyle buyurur:
“Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 53)
Sonuç: Siyasi Konjonktür Değişir, İlkeler Değişmez
Dün başka bir siyasi gündem vardı.
Dün dost görünenler bugün rakip olabilir; bugün rakip görünenler yarın aynı masada bulunabilir.
Fakat Müslümanın temel ilkeleri değişmemelidir.
Adalet değişmemelidir.
Doğruluk değişmemelidir.
Emanete riayet değişmemelidir.
Kul hakkı değişmemelidir.
Mazlumdan yana olmak değişmemelidir.
Zulme karşı çıkmak değişmemelidir.
Yalan ve iftiradan uzak durmak değişmemelidir.
Allah'ın rızasını siyasi menfaatlerin önüne koymak değişmemelidir.
İşte Müslümanın siyasi gelişmelere karşı geliştirmesi gereken asıl tavır budur.
Kur'an'ın şu emri, bütün siyasi tartışmaların üzerinde durması gereken temel bir ilkedir:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl, 90)
Öyleyse Müslüman siyasi olayları takip ederken önce kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Benim tavrım Allah'ın razı olacağı bir tavır mı?”
Eğer cevap evetse, siyasi rüzgârlar ne yönde eserse essin insan istikametini koruyabilir.
Çünkü müminin pusulası siyasi konjonktür değil, hakikattir.
Müslüman bir şahsı değil, hakkı merkeze koymalıdır.
Bir siyasi söylemi değil, Kur'an'ın ortaya koyduğu ahlaki ilkeleri esas almalıdır.
Bu nedenle siyasi gelişmeler karşısında Müslümanın en sağlam tavrı şudur:
Haberi araştırmak, gelişmeleri doğru okumak, istişare etmek, adaletten ayrılmamak, mazlumun yanında durmak, zulme ortak olmamak, fitneyi büyütmemek, hakkı söylemek ve bütün bunları Allah'ın rızasını gözeterek yapmaktır.
Müslümanın görevi de değişen şartlar içerisinde değişmeyen hakikati savunabilmektir.