Ahlakın Yeniden İnşası
Ahlak, bireylerin toplum içinde uymaları gereken manevi değerler, huylar, doğru ve yanlış davranışların bütünüdür. İnsanın iyi veya kötü olarak vasıflandırılmasına yol açan iradeli davranışlar ve karakter yapısını ifade eder. Kültürel, dini veya kişisel deneyimlerle şekillenen bu ilkeler, insanın insanlar ile olan ilişkilerini, insanın diğer canlılar ile olan münasebetlerini ve insanın Rabbi ile olan bağını düzenler.
İslam ahlakı sadece bireysel erdemlere değil, toplumsal düzenin sağlanmasına da yöneliktir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder.” (Nahl, 90) ayeti, İslam ahlakının toplumsal boyutuna işaret etmektedir. Ayrıca tarih boyunca gönderilen peygamberler, insanları kötü davranışlardan uzaklaştırmak, erdemli tutumları yaygınlaştırmak ve toplumsal hayatı ahlakî bir zemine oturtmak amacıyla rehberlik etmişlerdir. Bu yönüyle ahlak, sadece bireysel bir erdemler bütünü değil, aynı zamanda toplumsal düzenin korunmasında belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bundan dolayı ahlak; toplumu ilgilendiren siyaset, ekonomi ve aile gibi alanlarla doğrudan ilişkilidir.
Hz. Peygamber (Sallahu Aleyhi Vessellem) önceki peygamberlerin tebliğ ettiği temel ilkeleri tamamlayıcı bir misyonla gönderilmiş; iman, ibadet, hukuk ve toplumsal ilişkiler alanında olduğu gibi ahlakın da kemale erdirilmesini hedeflemiştir. Onun örnekliği, ahlakın teorik bir ilke olmaktan çıkarak pratik hayatta somutlaşmasını sağlamış ve birey-toplum ilişkilerinde denge kurucu bir rol üstlenmiştir. Hz. Peygamber (Sallahu Aleyhi Vessellem) ahlakı; insan hayatının sadece belirli bir dönemi için değil insan hayatının tamamında tezahür etmesini sağlamıştır.
İslam’da insanın Allah’a karşı sorumlulukları iman ve ibadet esaslarıyla çerçevelenmiştir. Bu esaslar ilk bakışta daha çok dini yükümlülükler olarak görülse de özünde güçlü bir ahlakî boyut taşımaktadır. Zira ibadetler, bireyin sadece Allah ile olan ilişkisini düzenlemekle kalmaz, aynı zamanda onun karakterini şekillendirir ve İslamî erdemleri geliştirmesine katkı sağlar.
İman ve ibadet esaslarını yerine getiren insan, bununla ahlakî görev ve sorumluluklarını kolayca gerçekleştirebilecek güzel bir karakter yapısı kazanır. Onun için de insanın ahlakî eğitiminde, "Allah'a karşı görevler" içinde görülen iman ve ibadet esasları son derece büyük rol oynarlar. İslâm’ın bütün emir ve yasakları, insanı kötü davranışlardan uzaklaştırmayı ve güzel ahlaka yönlendirmeyi amaçlar. Bu çerçevede İslâm’da iman ile ahlak, birbirinden ayrı düşünülemez. Dolayısıyla iyi bir Müslüman, aynı zamanda güzel ahlak sahibi olmalıdır. Güzel ahlaka ulaşabilmek için ise öncelikle güçlü ve olgun bir imana sahip olmak gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (Sallahu Aleyhi Vessellem) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “İman bakımından Mü’minlerin en olgunu, ahlakı en güzel olanıdır…” (Tirmizî, Rida, 11)
Ancak insanı güzel ahlak sahibi kılmak için yalnızca teorik bilgilerle verilen bir eğitim yeterli değildir. Bunun için gerekli olan, teori kadar pratiğe de önem veren köklü bir eğitim, uzun süreli bir çaba ve sürekli bir uygulamadır. Bu unsurların tamamı İslâm ahlâkında mevcuttur.
İslâm’ın iman ve ibadet esasları, söz konusu nitelikteki bir ahlâk eğitiminin sağlam altyapısını oluşturmaktadır. Ahlakta esas olan, onun yaşantıya dönüşmesidir. Bireyin ahlakî değerleri hayatına aktarabilmesi için hem ruhsal hem de bedensel sağlığını koruması gerekmektedir. Bu nedenle insan hem bedensel hem de ruhsal yetilerine zarar veren sarhoş edici ve uyuşturucu her türlü maddeden uzak durması gerektiği gibi sanal medya vb. alanlara temkinli yaklaşmalı, cinsellik ve şiddet içeren oyun ve sitelerden uzak durmalıdır. Özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi sanal dünyanın bu dürtülerinden muhafaza edebilmek için daha ciddi yaptırımlara başvurulmalıdır. Örneğin dikkatli internet kullanımı ve sanal medya ahlakı gibi eğitimler verilmelidir. Son zamanlarda internet fıkhı, medya ahlakı, dijitalizm gibi temalarda kimi kitaplar yazılmış ve bizler de bu tarz eserlerin okunmasını aile fertleri için elzem görmekteyiz. Çünkü son zamanlarda okullarda yaşanan şiddet olaylarının tekrarının yaşanmaması için kötü ahlak, İslamî terbiye modeli ile ıslah edilmelidir.
İslâm ahlakı, toplumsal düzeyde aşırılıklardan uzak, dengeli ve uyumlu bir hayat tarzını esas alır. Kur’ân-ı Kerîm’de, adalet sıfatından yoksun olan kişi dilsiz, aciz ve hiçbir işe yaramayan bir köleye benzetilerek, böyle bir kimsenin adalet erdemini kazanmış ve doğru yolu bulmuş kişiyle bir tutulamayacağı ifade edilmiştir (Nahl, 75-76). Bu durum, adaletin bir kemal sıfatı olduğuna işaret etmektedir.
İslâm’da insanın kazanması hedeflenen tüm ahlakî davranışlar genel olarak “fazilet” ve “hayır” kavramlarıyla ifade edilirken, bunlardan kaçınılması gereken fiiller “rezilet” ve “şer” olarak adlandırılır. Her Müslüman, “hayır” olarak kabul edilen güzel davranışları öğrenmek ve bunları hayatında uygulamakla yükümlü olduğu gibi, “şer” olarak nitelenen davranışlardan da uzak durmak zorundadır. Bu sebeple iyi ile kötüyü dengeli ve doğru bir şekilde ayırt edebilmesi gerekir. Ayrıca bir şeyin güzelliği veya çirkinliği, çoğu zaman zıddıyla karşılaştırıldığında daha net bir şekilde anlaşılmaktadır. Bundan dolayı “fazilet ve rezilet” veya “hayır ve şer” kavramları birlikte kullanılmıştır.
İslâm’da ahlakın temel kaynağı Kur’an ve Sünnet’tir. İslâm aşiretçilik, kabile rekabeti ve putperestlikten kaynaklanan aşırılıkları reddederek yerine hilm, şefkat, adalet, dürüstlük ve merhamet gibi evrensel ahlak ilkelerini koymuştur. Bu sayede insanın enerjisi başkalarına karşı çatışmaya değil, nefsini terbiye etmeye yönlendirilmiştir. Kur’an-ı Kerîm, insanı hem yüksek bir ruhî yapıya sahip hem de beşerî yönü olan çift boyutlu bir varlık olarak tanımlar. Ona iyilik ve kötülük eğilimleri birlikte verilmiş, kurtuluşun ise nefsi arındırmaya bağlı olduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle İslâm ahlakı, insanın iç dünyasını dengelemeyi ve doğru davranışları hayatına yansıtmasını hedefler.
Ne var ki günümüzde özellikle eğitim alanında belirgin bir ahlaki çözülme ve değer erozyonu gözlemlenmektedir. Ancak bu durum yalnızca eğitim kurumlarıyla sınırlı olmayıp, toplumun genelinde hayatın farklı alanlarına yayılan daha geniş bir ahlaki kriz görünümü arz etmektedir. Ahlaki değerlerin zayıfladığı, etik ilkelerin geri plana itildiği ve aile kurumunun işlevselliğinin giderek azaldığı bir ortamda, toplumsal yapının çeşitli yönlerden kırılgan hale geldiği görülmektedir. Bu süreçte, siyasi ve kurumsal yapıların çoğu zaman ekonomik ve teknik meseleleri öncelemesi, sosyal ve ahlaki boyutun ihmal edilmesine yol açabilmektedir. Bunun sonucunda özellikle eğitim camiasında zaman zaman şiddet içerikli olaylar gündeme gelmekte ve bu durum toplumsal kaygıları artırmaktadır.
Örneğin Şanlıurfa ve Kahramanmaraş gibi illerde yaşanan bazı olaylar, yalnızca bireysel davranışlar üzerinden değil, aynı zamanda bu bireylerin yetiştikleri sosyal çevre, aile yapısı ve eğitim süreçleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Çünkü bireyin davranışlarını belirleyen en önemli faktörlerden biri; aldığı terbiye ve içinde bulunduğu sosyo-kültürel ortamdır. Bu bağlamda hem aile hem de devlet mekanizmaları tarafından yeterince desteklenmeyen sorumluluk alanlarının, toplum içerisinde olumsuz sonuçlar doğurduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ahlaki problemlerin çözümü, yalnızca bireysel düzeyde değil; aile, eğitim sistemi ve devlet politikalarının birlikte ele alınmasını gerektiren bütüncül bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Yani ahlakın yeniden inşası için güç birliğiyle tüm kurumlar ortak hareket etmelidir.