İnsan, sosyal bir varlıktır ve hayatını başkalarıyla kurduğu ilişkiler çerçevesinde sürdürür. Adına aile, akrabalık, komşuluk, arkadaşlık, iş ve eğitim denilen bu sosyal çevre aynı zamanda insanların ilişki ve iletişim alanıdır. Bu ilişki ve iletişimler genellikle büyük ve gösterişli davranışlarla olur; ama değer ve güven daha çok küçük ama anlamlı tutumlarla belirlenir.
Bazen bir selam, samimi bir tebessüm, tatlı ve gönül alan bir söz veya mütevazı bir davranış, insanlar arasında güven ve yakınlık oluşturabilir. Selam, tevazu ve güler yüz gibi güzel davranışlar sadece birer adap kuralı değildir. Bunlar aynı zamanda insanların birbirleriyle olan ilişkilerini güzelleştiren ahlaki değerlerdir.
İslam, kâmil manada hayatın her alanına nüfuz eden ve kurallar belirleyen bir hayat nizamıdır. Bu nizamda küçük ve büyük, zerre ve küre meşru, helal ve doğru her şey dünya hayatının huzuru ve ahiret saadeti içindir. Selam, tevazu ve tebessüm küçük ve sade birer davranış gibi gözükse de mana, etkileşim ve derinlik yönüyle insan ilişkilerinde özel bir yere sahiptir.
“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisâ Suresi: 86) ayeti selam vermeyi, sıradan bir söz olmaktan çıkarıp bunu karşılıklı bir iyi temenni, saygı ve kardeşlik gösterisine dönüştürür. Bir mümin, birine “Selâmün aleyküm” derse aslında ona hal diliyle diyor ki “Ben Müslüman bir insanım, bana güvenin ve benden size zarar gelmez.” Yine selam, bu bağlamda bir kimlik, inanç, barış, esenlik ve güven ilanıdır. Buna karşılık “Ve aleyküm selâm” demek ise bu güzel ve hayırlı temenniyi karşılıksız bırakmamaktır.
Kur’an-ı Kerim, selamlaşmayı yalnızca karşılaşılınca yapılacak bir iş olarak görmez; aynı zamanda selamı özel hayatın ve toplumsal nezaketin bir parçası olarak kabul eder. Bu vesileyle başkasının evine girerken izin alınması ve ev halkına selam verilmesini emreder; çünkü selam, kişisel mahremiyet, varlık ve huzura da duyulan bir saygı ifadesidir:
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selâm vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.” (Nûr Suresi: 27)
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bir hadiste şöyle buyurur: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey göstereyim mi? Aranızda selamı yayınız!” (Müslim, Îmân, 93).
Selamlaşmayı teşvik eden bu hadis-i şerif, bize selamın insanlar arasındaki sevgi bağını güçlendirdiğini bildirdiği gibi kardeşliği güçlendiren önemli bir uygulama olduğunu dile getirir. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) selam verme konusunda insanları yaş, cins ve statülerine göre ayırmamış; karşılaştığı herkese selam vermiş, çocukları da bu iletişimin dışında bırakmamıştır (Bkz. Buhârî, İsti’zân, 15; Müslim, Selâm, 15). Bu yüce tutum, çocukların toplum içinde dikkate alınması ve değerli görülmesi açısından son derece önemlidir. Bir çocuğa, kimsesize veya yoksunluk yaşayan birine selam vermek, onun varlığını fark etmek ve ona toplumun değerli bir ferdi olduğunu hissettirmektir.
Selam vermek, aslında karşıdaki kişiye doğru ilk güzel ve doğru adımı atmak demektir. Böyle bir yöneliş; makam, yaş, eğitim, makam, mevki veya sosyal statünün kişiyi başkalarından üstün görmesine izin vermez. Selamlaşma, “Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokça övünüp duran hiç kimseyi sevmez.” (Lokmân Suresi: 18, 19) ayeti bağlamında kibri kıran, bencilliği gideren önemli bir etken olduğu gibi tevazu ile doğrudan ilişkili bir kazanımdır. Bu bakımdan selam, tevazunun günlük hayattaki en sade göstergelerinden biridir. Bir amirin memuruna, bir patronun işçisine, bir öğretmenin öğrencisine, bir büyüğün küçüğüne veya makam mevki sahibi birinin avam birine selam vermesi, insanların birbirlerini makamlarına göre değil insan yönüyle değerlendirdiklerini gösteren güzel bir davranıştır. Gerçek tevazu, insanın kendisini küçültmesi değildir; başkalarını küçümsememesidir.
Selamın ardından gelen bir tebessüm güzel bir iletişimin tamamlayıcı unsurudur. Bazen, etkili kelimeler, veciz cümleler ve edebi bir ifadeyle anlatılamayan bir samimiyet, gösterilemeyen bir sevgi bir selam ve bir tebessümle kitaplar dolusu anlatıma, sinemalar dolusu bir gösterime bedel olur:
“Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için bir sadakadır” (Tirmizî, Birr ve Sıla, 36, 1956).
“Din kardeşini güler yüzle karşılamaktan ibaret bile olsa, hiçbir iyiliği küçümseme.” (Tirmizî, Birr ve Sıla, 45, 1970).
Güler yüzlü olmak, bazen zor zamanlarda bir ilaç gibi fayda verir. Bir insanın sıkıntısını ortadan kaldırmak, onun darlığını gidermek her zaman mümkün olmayabilir. Fakat böylesi anlarda onun hâlini sormak, yanında olduğunu hissettirmek, içten bir tebessümle onu karşılamak, ona birkaç güzel söz söylemek önemli bir destektir. Muhatap olduğumuz kişiler genellikle uzun nasihatlerden ziyade, yumuşak dilli, merhametli, kendisini anlayan ve değer veren birinin varlığını hissetmek, onun yanında olmasını isterler: Bu bağlamda insanların gönlünü kazanmak, sağlıklı bir iletişim, doğru bir üslup ve hikmetli bir tutumla olur:
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet.” (Âl-i İmrân Suresi: 159).
İnsanlık, bugün dünden daha çok selam, tevazu ve güler yüze muhtaçtır; çünkü insanlar, aynı apartmanda yaşadıkları hâlde birbirlerini tanımayabilmekte, aynı iş yerinde çalışan kişiler birbirleriyle yalnızca görevleri çerçevesinde iletişim kurabilmektedir. Dijital iletişim, bir yandan insanları birbirine yaklaştırırken yüz yüze iletişimin sıcaklığını tam aksine azaltmaktadır. Böylesi ortamda umulmayan bir anda bir “Selamünaleyküm” demek, samimi bir şekilde “Nasılsınız?” diye sorabilmek veya sıcak bir tebessümle muhatabına bakmak nice gönlü kazanabilir, incinmişi mutlu edebilir, ötekileştirilene değerli olduğunu hissettirebilir, moral kazandırabilir, motive edebilir ve düşmanlıkları azaltabilir.
Bir çocuğu görmezden gelmemek, bir yaşlının hâlini sormak, bir çalışanın emeğine teşekkür etmek ve hata yapan hikmetle uyarmak günlük hayatın içinde tevazunun ve güzel ahlakın somut birer örneğidir.
Selam, tevazu ve güler yüz, birbirini tamamlayan üç önemli İslami ölçü, insani haslet ve ahlaki değerdir.
Bir selam belki birkaç saniye sürer;
Bir tebessüm belki yalnızca bir anlık bir davranıştır.
Ancak küçük ve sade görülen bu davranışların insanın gönlünde bıraktığı iz çok daha büyük ve değerlidir. Bu bağlamda selam vermek, tebessüm etmek ve mütevazı davranmak, günlük hayatın sıradan birer ayrıntısı değil; insanı güzelleştiren, toplumu birbirine yaklaştıran ve kardeşlik duygusunu güçlendiren birer ahlaki değerdir.
Neticede;
Selam insanları birbirine yaklaştırır,
Tevazu üstünlük duygusunu ortadan kaldırır,
Güler yüz ise iletişime sıcaklık ve samimiyet kazandırır.
Dr. İbrahim DAĞILMA