Sahabeler; Peygamberi görmüş, ona iman etmiş, O’nun ikliminde yetişen vahyin ilk muhatapları, Kur’an’ın ilk yürüyen ve konuşan ayetleri ve bu hal üzerine vefat etmiş kimselerdir.
Hanım sahabelerin hayatı insanın toplumsal yaşamının tüm alanlarında bir model olmalarını sağlamıştır. Onları insani boyutta tanımak, muazzam ruhsal ve davranış süreçlerini anlamaktır. Onların hayatı; Allah’a, hayata, varlığa, insana, topluma, tarihe, Risalete, dünya ve ahirete karşı sorumluluklarının/davranışlarının sürecidir. Hanım sahabedeki yiğitlik, asalet alanının zirvesinde aşık, arif ve huşu içinde bir kul olan varlık sürecidir. Onlar peygamberin öğretileriyle insan yetiştirmeyi derin bir sorumluluğun süreci olarak kavradılar.
Sahabe hanımlar, birer kadın ve bizzat şahit ve rehberdirler. Nasıl bir hayat sürdürmek isteyen ve nasıl olması gerektiğini arayan her kadın için bir model ve semboldürler. Nübüvvet güneşinin ilk parladığı yıllarda kadın sahabeler içtimai değişim ve bilinçlenme sürecinde kadının hem eğitim hem de içtimai yapının inşasında ne denli kritik bir role sahip olduğunu net bir biçimde idrak etmiştir.
Çocuk ilk altı yılına kadar şahsiyetinin oluşmasında kadın/anne en önemli rolü üstlenir. Eğitim açısından kadının bütün toplumun eğitmeni olduğu anlaşılmıştır. Kadını ihmal eden, ona ikinci planda yer veren hareketin köklü toplumsal dönüşümü gerçekleştirmesi nasıl beklenebilir? Nitekim İslami tebliğe gönül vermiş hanım sahabe, çocuklarını ilim ve eğitimle yetiştirme konusunda son derece titiz davranmışlardır. Bunun en önemli sebeplerinden biri, İslam’ın tebliğ ve sorumluluğunun, bilgi ve kültürle donanmış fertler eliyle çok daha etkili şekilde yerine getirilebileceğine olan inançlarıdır. Bu niteliklere sahip fertler İslam’ın yüce değerlerini toplumun her kesimine daha derinlikli ve ikna edici bir biçimde ulaştırabilirler.
Peygamber Efendimizin öğretileriyle eğitilen kadın: Hz. Fatıma
İslam tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri hiç şüphesiz Hz. Fatıma’dır. Vahyin ışığında aldığı eğitimle İslam’ın kadınlara verdiği değeri ve ahlaki üstünlüğü temsil eden örnek şahsiyetiyle, Peygamberimiz (Aleyhissalatu Vesselam)’ın öğretileriyle şekillenen kişiliği ve İslam’daki yeriyle Müslüman kadınlar için rol model olmuştur. Peygamberimiz (Aleyhissalatu Vesselam)’ın Hz. Fatıma’yı “kalbimin meyvesi” olarak tanımlaması, sevmesi bu sevginin onu ayrıcalıklı kılmasından ziyade, sorumluluklarını artırmıştır. Peygamberimiz onu sürekli tevazuya, sabra ve Allah’a teslimiyete yönlendirmiştir. Hz. Fatıma zorluklar içinde büyümüş lüks ve dünyalık nimetlerden uzak bir hayat sürmüştür. Zenginliğe ulaşabileceği birçok fırsat olmasına rağmen sade ve mütevazı bir yaşamı tercih etmiştir. Hz. Fatıma iffeti, edebi, sabrı aile yaşantısıyla İslam ahlakının timsalidir, çocuklarını da aynı ahlakla yetiştirmiştir.
Eğitim ve terbiyede ideal toplumun göstergesi olan Hz. Fatıma ideal insan için edebi bir model ve örnek bir kadındır. Bu yüce kadını özellikle beşeriyet tarihinde her zaman var olan cehalete karşı mücadelesinde daha iyi anlamak mümkündür.
Hz. Aişe’nin fazileti ve örnekliği
Hz. Aişe yalnız fıkıh ve hadis alanlarında uzman değil, aynı zamanda Arap edebiyatı ve tıp konularında da büyük bir birikime sahip idi. Bu özellikleriyle büyük müçtehitlerden birisi olarak kabul görülmesi, kendisinden ilim öğrenilen, görüşüne başvurulan bir şahsiyet olarak onu tarihe geçirmiştir. Hz. Peygamberin hanımları içtimai ve ferdi anlamda, dini anlama ve rivayet etme konusunda birçok zeki ve başarılı erkeğin ulaşamadığı bir düzeye ulaşmışlardır. Yukarıda zikrettiğimiz Hz. Aişe örneğinde olduğu gibi kız çocuklarının eğitimi kaliteli ve ileri düzeye ulaşmalıdır. Bu düzey kız çocuklarının okul eğitiminin yanı sıra kaliteli bir medrese eğitiminden geçmeleri gerektiğini gözler önüne sermektedir.
Medrese eğitimi, çöken bir asırda dar bir alana hapsedilen basit işlerle uğraşmaya mahkûm edilmiş olan kadının ufkunun genişlemesi için etkin bir yoldur. İslami açıdan değerlendirdiğimizde kadının eğitim ve öğretiminin sadece belli alanlarda sınırlı tutulmasının hiçbir gerekçesi yoktur. Böyle bir yönlendirmede esas olacak kriter, bireyin yeterliliği ve toplumun ihtiyacıdır. Eğitim sisteminin yapısı ve içeriği, inşa etmek istediğimiz toplum modeline göre belirlenir. Bizler İslami ve insani çerçevede gelişmiş bir medeni toplum inşa etmek istediğimize göre erkeklerin de kadınların da alacakları eğitimin amaç çerçevesinde programlanması gerekmektedir. Bu bağlamda kadının annelik rolü önemli olmakla beraber bu durum onun çeşitli bilim ve kültür alanlarında uzmanlaşmasına engel değildir. Kaldı ki kadın aldığı eğitim sayesinde annelik görevini de en iyi şekilde yapma imkânı bulacaktır. Zaten bu husus mevcut sistemlerde en çok ihmal edilen yönlerden birisidir.
Kendisini geliştirmek, İslam’ın mesajını daha iyi tebliğ edebilmek, bu amaçla kurumlarda daha etkin görev alabilmek ve çocuklarını terbiye etmede başarılı olmak için Müslüman kadının eğitim alması zorunludur.
Müslüman kadın, hareketlerinin olgunlaşması, meselelere çok yönlü bakıp analiz edebilmesi için bakış açısını genişletmeli ve ufkunu geliştirmelidir. Bunu yapabildiği oranda hareketleri ve gelişimi yetkinleşir.
Hanım sahabenin, evleri ve çocuklarının eğitimi ile beraber İslam uğrunda birçok sıkıntıya göğüs germeleri İslami davete hizmet için yapılan fedakarlıktır. Doktor, hemşire, eğitimci vb. vasıflarda çalışan hanım sahabenin bulunması, örneğin Hz. peygamberin ilk eşi Hz. Hatice’nin ticaretle uğraşan zengin bir iş kadını olması yine Hz. Peygamberin eşlerinden Hz. Zeynep bint-i Cahş’ın deri işleyerek satması ve kazandığı geliri sadaka olarak dağıtması, Rufeyde el Eslemiyye’nin İslam’ın ilk hemşiresi kabul edilip yaralı sahabeleri tedavi edip savaşlarda sahra hastanesi kurması, Ümmü Seleme’nin bilgisiyle sahabelere rehberlik edip ev ekonomisi ile ilgilenmesi, Nesibe bint-i Ka’b’ın Uhud savaşında peygamberimizi koruyan cesur savaşçı kadın olması, Esma binti Ebu Bekir’in Peygamber Efendimiz hicret ederken dağa erzak taşıyan “Zatün Nitakayn” (İki Kuşak Sahibi) unvanı alan aynı zamanda ev işleri ve hayvancılıkla uğraşması, Peygamber Efendimizin dadısı Ümmü Eymen’in İslam ordularına destek sağlaması, hayatını İslam’a hizmete adaması, Şifa bint-i Abdullah’ın okuma yazma bilen nadir kadınlardan olması, kadınlara okuma yazma öğretmesi, İslami davetin insanlara ulaştırılması ve Müslüman kadın portresinin topluma örnek bir model olarak sunulması açısından önemlidir. Hatta bu husus, ekonomik ihtiyaçlardan daha öncelikli ve önemlidir. Bu nedenle İslami hareketler açısından bütün Müslüman erkekler ve kadınlar bu durumu kavramalı ve gerekli fedakarlıkları yapmaktan kaçınmamalıdır.
“İleri geçerek öncülüğü kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzel bir şekilde uyanlardan Allah hoşnut olmuştur. Onlar da Allah’tan hoşnutturlar. Allah onlara içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu, en büyük bahtiyarlıktır.” (Tevbe, 100)
İslam cemiyetini gerek şiddet ve baskı anlarında gerekse bolluk ve rehavet dönemlerinde ayakta tutan bu kitle idi. Aslında rehavet ve bolluk ile denenme, şiddet ile tecrübeden çok daha zordur.
Sonuç olarak sahabe efendilerimizin İslam’ın ilk halkasını teşkil eden imanda, ahlakta ve mücadelede en sağlam temelleri atan seçkin şahsiyetlerdir. İslam onların bünyesinde çok sağlam unsurlardan meydana gelen temel üzerine varlık bulmuştur. Asr-ı Saadet döneminde yaşanan fitnelere rağmen geri dönenlerin azlığı, onların imanlarındaki samimiyeti ve sebatı göstermektedir. Cahiliyetten İslam’a geçerek bu zorlu yolu kat eden sahabe hem inanç hem de ahlak bakımından insanlığa örnek olmuşlardır. Bu yönleriyle sahabe nesli her çağda Müslümanlara iman direnci, sadakat ve adanmışlık açısından ilham kaynağı olmaya devam etmektedirler.