Yazar ve Mütercim VAHDETTİN İNCE ile…
Kıymetli okurlar! Dünyanın Gazze soykırımı karşısında ölüm sessizliğine büründüğü son iki yıllık süreci, değerli yazarımız Vahdettin İnce Hocamızla konuştuk. Kısa ve anlamlı röportajımızdan istifade edilmesi dileğiyle…
Vahdettin İnce kimdir?
1961 yılında Van-Erciş Pêrtax (Dinlence) köyünde Heyderan aşiretinin Şêxhesenan koluna mensup bir ailede dünyaya gelmişim.
İlkokulu bu köyde okudum. Aynı sene köyde klasik dini eğitim veren medreseye de devam ettim. Okulda Türkçeyi, medresede Arapçayı öğrenmeye başladım. Erciş’te ortaokula gittim. Liseyi Muş İmam-Hatip lisesinde okudum devlet parasız yatılı olarak.
1981 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Dilleri ve Edebiyatları bölümüne girdim. 1985’te mezun olduktan sonra İstanbul’da çevirmenlik yapmaya başladım. Kürdinsan, Kürdüm OHAL’de Türküm, Kürtleri bekleyen tehlike, Çevirmen, Kürtler kimdir, Sarı gül desenli kırmızı fistan ve Yolcîtî adlı yedi kitabım yayınlandı.
-İki yıla yakındır işgalci israil Gazze’de soykırım uyguluyor; dünya ise sessiz. Neler söylemek istersiniz hocam?
Bismillahirrahmanirrahim
Kaos ve kriz zamanların ne yaptığını bilenler karlı çıkarlar. Maalesef yüzyıllardır ne yaptığını bilen tek taraf olarak Batı medeniyeti, bölgemize dair yeni bir planı devreye sokuyor. İlk Skys Picote’un çerçevesini değiştirmeden içeriğini yeniden dizayn etmeyi öngören bir plan. Bu planın fiili uygulayıcısı eskiden olduğu gibi Batılı ülkeler değil. Bu sefer İsrail planın uygulayıcısı konumuna yükseltiliyor.
Müslüman ülkelerin susmasını nasıl yorumlarsınız hocam?
Müslüman ülkeler, genelde Müslümanlar herhangi bir projeksiyona sahip görünmüyorlar. Bu yüzden ne yaptığını bilen Batı planı adım adım ilerliyor. Müslümanlar ise sadece atılan her adıma, şayet kendi (dar kapsamlı milli) çıkarlarıyla örtüşmüyorsa tepki gösterebiliyorlar ve bir şekilde yatıştırıldıktan sonra bir dahaki adıma kadar sessizliğe gömülüyorlar. Müslümanların bu hali İsrail’in bölgenin hakimi, jandarması, hatta ağabeyi olarak ön plana çıkmasını kolaylaştırıyor. Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan gibi beşeri, tarihi, sosyolojik, kültürel derinliğe sahip ve bölgeye liderlik yapacak potansiyele sahip ülkelerin varlığına rağmen.
-İnsan hakları, çocuk ve kadın hakları, demokrasinin beşiği gibi ifadelerin kaynağı olduğunu belirten batının suskunluğunu, hatta işgalci rejimin katliamlarına ortaklıklarını nasıl değerlendirmeliyiz?
Batı seyrediyor. Çünkü planı saat gibi işliyor. Planın tıkandığını hissettiği anda bütün gücüyle devreye giriyor, yolu açıyor. Deniz filolarıyla denizlerimizde, hava filolarıyla havamızda, radarlarıyla en mahrem yerlerimizde cevelan ediyor. Batı uyumuyor, uyuyan biziz.
Sizce işgalci israilin İran’a saldırmasından sonra genişleme arzusu devam edecek mi?
Batı medeniyeti, birinci Syks Picote anlaşmasını yüzyıl kadar kendi gücüyle götürdü. Artık bölgede fiilen çatışmalara girmek istemiyor. Bir vatana, toprağa ihtiyacı olan israili kullanıyor. 7 Ekim olaylarından sonra gördüğümüz manzara israilin keyfiyet ve kemiyet olarak büyütülüp bölgenin lideri haline getirilmesi ve böylece Batı medeniyetinin hakimiyetinin bir yüzyıl daha sürdürülmesidir.
-Soykırım yapan bu rejime karşı dur diyebilmek hangi yolla mümkün olabilir?
Potansiyel olarak dur diyecek, dedirtecek her şey var. Tarihi birikim, coğrafi konum, beşeri güç ve dini motivasyon mevcut. Ancak irade eksik. Diğer bir ifadeyle ne yaptığını bilen bir güç yok. O yüzden bütün itirazlar retorikten öteye geçmiyor, geçemez. Çünkü muhtemel güçlerin hepsi, bugünler için, çok önceden Batı medeniyetinin ağlarına düşmüşlerdir ve bu durumu kurtuluş, özgürlük, medenileşme olarak bellemişlerdir. Mevcut güçlerden umudum yok.
Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istesiniz?
Kendimiz olmak zorundayız. Kendimize dönmek mecburiyetindeyiz. Birbirimizle didişmekten, mezheplerimizi mıncıklamaktan, ırklarımızla övünmekten zinhar kaçınmakla yükümlüyüz. Aksi takdirde en az bir yüzyıl srail’in hakimiyeti altında zelil zelil yaşayacağız.