ŞEHİT İBRAHİM HOCA’NIN Abisi ile…
Şehit İbrahim Hoca'nın abisi Hacı Halil Kızmaz ile Ocak ayı şehitlerinden olan İbrahim Hoca'nın şehadetine binaen bir röportaj yapmak istiyorduk. Adana’da kendisiyle görüşmek nasip oldu. Şehidimizi de rahmetle yad edip sorularımızı sorduk. Anlatımında hüzünlü anlar yaşadığımız Şehit İbrahim Hoca’mıza ait kesitlerle siz değerli okurlarımız için bu röportaj gerçekleştirdik. Unutulmaz şehitlerimizden olan Mamoste İbrahim Hoca’mızı rahmetle tekrar yad ediyoruz.
Önce Hacı Halil Kızmaz kimdir diye soralım?
Bismillah. Ben Temmuz 1946'da doğmuşum. On üç kardeşiz. Köyde yaşadım. 19 yaşında evlendim ve askerlik dönüşü 1968’de Adana'ya yerleştim. Bir fabrikada 1976'ya kadar çalıştım. Daha sonra İskenderun Demir Çelik Fabrikası'na girdim. Oradan emekli oldum. İstanbul'da on yıl kaldım. Yine Adana'ya döndüm. 7 erkek 3 kız çocuğum var.
Hacı abi, Şehit İbrahim Hoca kaçıncı kardeşti?
İbrahim Hoca, üçüncü kardeşimizdi. En büyüğü benim. Benden sonra İsmail, ondan sonra İbrahim Hoca.
Peki, Hoca hakkında aklınıza ne geliyor ne söyleyebilirsiniz?
Hocayla beraber, köydeydik. O zaman köyümüzde okul yoktu. Babam onu Gercüş’e yani ilçedeki okula götürdü. Kışları çok soğuk olur, yollar kapanırdı. O şartlarda Hoca okulu bitirdi. O zaman bir imamımız vardı. Hoca Kur'an okumaya gitti. 6 ayda Kur'an'ı bitirdi. Hoca, okumayı çok seviyordu. İlkokuldan sonra babam Diyarbakır Ergani'ye Öğretmen Okulu’nun imtihanlarına götürdü. Hoca, Ergani'de İmam Hatib’i bitirdi. 1974'te ilk öğretmenliğe başladı. Muş’un Malazgirt Karakaya köyündeydi. Orada bir sene kaldıktan sonra Mardin'in Nusaybin ilçesinin Tilminar köyüne gitti. Orada da 6-7 sene kaldı. Yani 80'lere kadar oradaydı.
O yıllarda kimlerle tanıştı?
Bu köydeyken çok kimse ile tanıştı. O zaman hepsi Milli Selamet'in çevresiydi. O köyde dayılarımız var. Tabii orada Hocaya sahip çıktılar. Okulda iki öğretmen vardı. Öbürü zaten PKK fikrindeydi. Devamlı Hocayı tehdit ediyordu. Ama Hoca hiç bunlardan çekinmiyordu. Devamlı gençlerle beraberdi. Orda bir İmam vardı. Hoca ona normal ders veriyordu. O da Hocaya dini ders veriyordu. Yani Hoca kendini yetiştirdi orada. Hem İmamdan faydalanıyordu hem İmama fayda veriyordu. Talebelere kitap götürüp veriyordu. Tabi kendi parasıyla şehirden alıyordu.
80'de biliyorsun ihtilal oldu. Evren darbe yapınca, tabii işler değişti. Milli Selamet’teki tanıştığı insanların kimi siyasetçi kimi doktor kimi tüccardı. 81-82 yılında Belediye Başkanlığına Milli Selamet’in teklifine rağmen şartlar gereği, bağımsız aday oldu ama seçilemedi. Seçim çalışmalarında bir defasında karşı tarafın adayıyla karşılaşıyorlar. Adam, “Hoca” diyor,” siz Müslümansanız gidin camiye namazınızı kılın. Sizin siyasette ne işiniz var? Müslüman siyasete karışmaz. Yalan işi” diye bayağı konuşuyor. Rahmetli İbrahim Hoca diyor “Söyleyeyim mi niye biz siyaset yapıyoruz? Biz Müslümanız ama sizin dediğiniz şekilde Müslümanlar değiliz. Biz eli tokmaklı Müslümanız.” Adam hemen kalkıp gidiyor oradan.
Orada öğretmenliği kaç yıl sürdü ve şehadet olayına varana kadar süreç nasıl gelişti?
O süreçte Hoca, Diyarbakır'daki kardeşlere gidip geliyordu. Oradaki Müslümanlarla görüşüyor, daha çok insana bu davayı ulaştırmak istiyordu. Bu niyetle “Düşünce Kitapevi”ni arkadaşlarıyla beraber açtı. Öğrenciler gelir, emaneten kitap alır, okur, geri getirirlerdi. Sonra yine ortaklaşa toptan gıda dükkânı açtı. Köylülere satış yapıyordu, fakat Hoca devamlı tehdit de ediliyordu. Hoca çok çalışkandı, korkusuzdu. Onlardan korkmuyordu. Sık sık Diyarbakır'a otobüsle gidip gelmeye devam ediyordu.
Kızıltepe'de o zaman Irak'tan gelen oradaki Kürtler vardı. Özal zamanıydı. Hoca devamlı bunların içine gidip geliyordu. “Ağabey” diyordu, “İçlerinde çok iyi Müslümanlar var”. Onlara da devamlı gitti. Onlardan istifade etti. Yani onlarla beraber buraya gelenlerin içinde alimler de vardı. Onlarla görüşüyordu. Hoca, ben Hatay Dörtyol’da otururken buraya ziyaretimize de geliyordu. Şehit olmadan önce babamı Dörtyol’a yolladı. Gözünde sorun vardı. Ameliyat edecektik. Sabahleyin biri bize telefon açtı. “Hoca’nın evine roket atmışlar” dedi.
Ben hemen Hoca’ya telefon açtım. Sordum ama hala olayı söylemiyordu. Evinin arkasından roket atmışlar. Üst katta bir Amasyalı öğretmen oturuyormuş. Roket evin saçağına değip odaya girmiş ve odadaki elbiselerin arasında duvarda gömülü kalmış, patlamamış. Kimseye de bir şey olmamış. Bunun gibi olaylar oluyordu.
Yıl kaçtı?
Yıl 92 idi. Bu olay üzerine “Hocam” dedim “Sen tedbirini al. Benle babam da yarın geleceğiz”. “Tamam” dedi ve “İsmail ağabeyime de söyle hakkını helal etsin” diye ekledi. Akşam otobüse bindik. Yeni emekli olmuştum. Sabahleyin Nusaybin’e vardık. Hoca’ya gittik. Atılan o roketin saçağa değen şarapnel parçaları vardı. Olayı anlatırken “Ağabey” dedi. “Bize Allah'ın yardımı olmazsa biz bir şey yapamayız.”
Teslimiyet sahibi biriydi. Patlamamış roketi gösterdi, gülüştük. Ona “Mekke dönemi gibi bir dönem içindesiniz” deyince “Ağabey” dedi “Biz şu anda fiili bir cihadın içindeyiz. Aynen böyle. Biz PKK'lılardan korkmuyoruz. Vallahi hükümetten olmasa şimdi çıkar, dört saatte Nusaybin’i temizleriz.” “Peki Hocam” dedim “Buradan tayinini istesen...” Baktım güldüğünü gördüm. “Ağabey” dedi. “Nasıl, tayinimi niye isteyeyim ki? Hem burada kardeşlerimiz var. Bunlar ne olacak?” Onları da düşünüyordu. Çünkü bu dava kendi nefsi meselesi değildi. Biraz zorlayınca “Ben tayinimi istedim” dedi. “Nereye?” deyince “Ahirete...” dedi.
Neyse oturduk böyle. İçimden dedim ki “Vallahi Hoca artık gidecek”. O gün sabah namazı kıldık. Günlerden Cuma idi. Sabahleyin beraber okula kadar gittik. Yürüme mesafesinde 200 metre evinden uzaktı. Cuma namazına gidecektik. Güvenlikten dolayı gelemeyeceğini söyledi. Bizimle cumaya gelen bir arkadaşının çocuğundan da dua istedi.
Orada olduğumuz günlerde akşamları sohbet ediyor ve oturuyorduk. Ona Gercüş’e gideceğimi söyledim. Emeklilik tazminatım çıkmıştı. Bana oradan Batman’a gideceksem araç borcu olduğunu söyledi. Araç almıştı kampanya ile. Onu da ödeyecektim.
O akşam yine nöbetleşe Hoca’nın evinde damda durduk. PKK’lılar sokakta görülür görünmez ya kaçıyor ya da geçiyoruz diyorlardı. “Abi, biz bu insanlardan korkmuyoruz. Korkak insanlardır. Keşke mertçe karşımıza gelseler. Ya arkadan vuracaklar ya da gizli bir tuzak kuracaklar. Karşımıza çıkacak kadar yürekleri yok.” demişti bir gün önce. O gün Hoca okula bırakılınca almak için kimse gidememiş. Takdir öyle oldu. Saat 11.00 gibi anam okulun oraya gidiyor. Her şey normal görünüyor. Eve dönüyor. Saat 11. 20. Silah sesleri geliyor.
Hoca okulun avlu kapısından çıkmış. Çıkınca yanında bir öğrenci de varmış. Dışarıda dört tarafta pusu kurmuşlar. Ateş etmişler. Sağ arka tarafında 17-18 kurşun yarası vardı. Yanındaki 12 yaşında olan kız çocuğu da vuruldu. Hoca silahını çekmiş. Bir veya iki mermi sıkmış. Hatta denildi ki hoca onlardan birini vurmuş. Yakın bir köyde ölmüş. Tabi kesin değildi. Anam olayın ardından “Gittim, baktım ki Hoca yerde yatıyor.” dedi. Hocayı hastaneye kaldırmışlar. Hastanede vefat etmiş.
Biz Batman’a vardığımızda aynı saatteydi. Bir tanıdığı ziyaret ettik. Akşam bacanağın evine vardığımızda “Neredesiniz, size ulaşamadık” dediler endişeyle. “Hayırdır” deyince “İbrahim Hoca yaralanmış” dediler. Anlamıştık zaten. Hemen araçla geri döndük. Nasıl geldik bilmiyorum. Yollar o yıllarda tehlikeliydi. Defin işlerine yetişemedik. Hoca’yı defnetmişlerdi.
Hoca 18 senelik öğretmendi. Vefat ettiğinde de dünyalığı yoktu. Tüm malını gençler ve camiası için harcıyordu. Taziyede halk hep “Hoca gençleri etrafına topluyor; harçlık veriyor, kitap okutuyordu. Biz bu Hoca delidir diyorduk. Bugün ise bakıyoruz o gençlerin hepsi burada ve Hoca’nın intikamı için varlar.” diyordu.
Allah Teala şehadetini kabul etsin. Taziye sonrası yaşanan süreç nasıl oldu?
Onu sevmeyenler bile, böyle bir insan öldürülür mi demişlerdi. Her ne kadar ayrı görüşte olsak da bu adam Kürt’tü. Yazıları, şiirleri, konuşmaları Kürtçe idi. Niye bu adamı vurdular, neden? Diye konuşmuşlar. Kendisinin bende orijinal sesi var. Kasetten flaş diske aldık.
Hoca’nın ahlakı hakkında ne diyebiliriz?
Bir ahlak, ancak onun ahlakı kadar güzel olur. Hoca okumayı sabaha dek de sürse severdi. Çocukları çok seviyordu. Hiçbir zaman hiç kimseden çekinmiyor, korkmuyordu. Sinirlendiği zaman da zordu. Hala Hoca’nın evinde Fizilal gibi kitapları var. Bazen baktığımda hep kalemle not düşmüş. O kadar okumayı seviyordu.
Birkaç hatırasıyla bitirelim mi?
Bir gece Hoca okulun yan tarafındaki bahçede ektiği sebzeyi geceleyin sulamış. Yanında da tabancası varmış can güvenliği için. Tabancasına bakmış ve kendi kendine 5-10 kişi de gelse ne yapabilirler ki diye düşünmüş. Gururlanmış. Eve girecekken kapıyı açmış. Bir kedi aniden fırlamış. Aklına ne silahı ne cesareti gelmiş. Hoca bu gurur karşısında “Bu muydu kendini beğenmişliğin” diye nefsini kınamış.
Bir de bir yerde bir davet vardı ve güzel bir sofra kurmuşlar. Bakmış ve “Arkadaşlar, Allah için bu kadar masraf yapmayın. Bunu biraz düşünelim. Yiyelim, ancak bu kadar masraf yapmayalım, israftır” demiş.
Yine bir gün bir arkadaşı ona yakın bir köyde “Nusaybin’de Müslümanlar var, keşke tanışabilseydik” diyen birilerinden bahsetmiş. O da habersiz bir şekilde arkadaşını alıp o köye gitmiş. Kendisini soran adamın evini sora sora bulmuşlar. Adam onları eve almış ancak tanımadığından mesafeli davranmış. İstemeyerek ağırlamış. Meğer onları PKK’lı sanmış. Hatta çocuklarını evin dışında silahlı olarak tutmuş. Konuşmuşlar ama ev sahibi kısa cevaplar veriyormuş. Hoca ona “Nusaybin’de kimi tanıyorsun?” deyince “Orda İbrahim Hoca diye biri varmış, onu gıyaben tanıyorum. İyi bir insanmış” demiş. Arkadaşı demiş ki “İşte bu İbrahim Hoca’dır” deyince adam sevincinden havalara uçmuş. Yeniden döşek sermiş. İzzet ikramda bulunmuş ve bir keçi kesip yemek vermiş. O gece orda kalmışlar.
Biz küçükken ondan büyük olmama rağmen oyunda hepimizi yıkıyordu. Arkadaşlarımız bu adam, pehlivan olacak diyorlardı.
Okuyucularımız adına size teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Şehid Hocamıza Rabbimizden rahmet diliyoruz.
Allah sizden de razı olsun.