Sünnet-i Seniyyeden Sızan ve Hz. Peygamberde Tecessüm Eden Madeni Şefkat
Üstat Bediüzzaman, Hz. Peygamber (Aleyhissalatu Vesselam)’ın şefkatini, merhametini ve yumuşak kalpliliğini; getirdiği hükümler, hayat tarzı ve tavsiyeleri ile insanların maddi ve manevi hastalıklarını tedavi eden bir rehber olduğunu şu ifadelerle vurgulamaktadır.
“فان تولو / “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa” ayetiyle der ki: Ey insanlar, ey Müslümanlar! Böyle hadsiz şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfaatiniz için bütün kuvvetini sarf eden ve manevi yaralarınız için kemal-i şefkatle getirdiği ahkam ve Sünnet-i Seniyye’siyle tedavi edip merhem vuran şefkatperver bir zatın bedihi şefkatini inkâr etmek ve gözle görünen re’fetini ittiham etmek derecesinde O’nun Sünnet’inden ve tebliğ ettiği ahkamdan yüzlerinizi çevirmek ne kadar vicdansızlık ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz.”
Hz. Peygamber (Aleyhissalatu Vesselam) de görünen şefkat, merhamet ve yumuşak kalplilik Allah’ın sonsuz rahmetinin bir tecellisidir.
Arapça bir kelime olan re’fet, “şefkat, merhamet ve yumuşak kalplilik” anlamına gelmektedir. Gönülden kopan bir istekle şefkat gösterme, sıkıntıları ortadan kaldırmayı ifade eder. Kur’an’ın doğru anlaşılması için çalışmış olan büyük İslam alimleri re’fetin rahmetten daha güçlü bir şefkat duygusunu ifade ettiğini belirtirler. Çünkü re’fet daha derin bir acıma, hassasiyet ve yumuşaklık içerir. İslami yazılarda önemli bir anlam taşır.
Hz. Peygamber (Aleyhissalatu Vesselam)’in kurduğu medeniyet, varlığa sinmiş olan acı ve sızıyı dindirmenin en başarılı pratiğidir.
Re’fet Peygamber Efendimiz (Aleyhissalatu Vesselam)’in ümmetine olan düşkünlüğünü ve şefkatini tarif ederken önemlidir. Hz. Peygamber (Aleyhissalatu Vesselam)’ın şefkati re’fet seviyesinde bir incelik ve yoğunluk taşımıştır.
Peygamberimiz (Aleyhissalatu Vesselam)’de bulunan nihayetsiz re’fet tüm insanlığa olan sevgisi, ümmeti için duyduğu derin endişe, O’ndaki merhamet ve şefkatte somutlaşır.
Öyle bir rahmetsin ki buluttan da cömertsin
Bulut verirken ağlar sen verirken tebessüm edersin
Yağan buluttan yağmurla beraber yeryüzü yeşerir; Peygamber (Aleyhissalatu Vesselam)’ın dilinden dökülen o güzel cümlelerle beraber hayat yeşerir, insanın hayatı ölümsüzleşir, insan ebedi cenneti kazanır. “Size hayat veren şeylere çağırdığı zaman Allah ve Resulüne icabet edin” (Enfal, 24) Allah ve Resulünün çağrısı insana hayat verir. Canlandırır, hayatı ölümsüzleştirir, ebedi hale getirir.
Hayatın sonunda cennet yoksa yaşamanın bir anlamı yoktur. Yaşamış olduğumuz her gün, her saat, her dakika, her saniye bizim için takdir edilen sona, yaptıklarımızın ve yapamadıklarımızın hesabını vereceğimiz güne yaklaştırıyor.
Bediüzzaman, Peygamber Efendimiz (Aleyhissalatu Vesselam)’da açıkça görülen ve herkes tarafından fark edilen şefkat ve merhameti inkâr etmeyi, O’nu iftiralarla suçlamayı O’nun getirdiği ilahi hükümlere ve yaşam tarzına sırt çevirmeyi, vicdansızlık ve akılsızlık olarak tanımlar.
“Ve ey şefkatli Resul ve ey re’fetli Nebi! Eğer senin bu azim şefkatini ve büyük re’fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler, merak etme! Semavatın ve Arz’ın askerleri emri altında olan kuşatıcı arş-ı azimin altında Saltanat-ı Rububiyeti hükmeden ZAT-I Zülcelal sana kafidir. Hakiki itaatkâr taifeleri, senin etrafında toplattırır, seni onlara dinlettirir, senin ahkamını onlara kabul ettirir!”
Ümmeti için her türlü fedakarlığı yapan Hz. Peygamber (Aleyhissalatu Vesselam)’ı görmezden gelmek ya da suçlamak büyük bir vicdansızlıktır. O’nun Sünnet’i, tebliğ ettiği ahkam, insanların dünya ve ahiret mutluluğu için bir ilaçtır. Bunlardan yüz çevirmek, kişinin faydasına olan şeyleri reddetmek, şefkate karşı nankörlük ve akılsızlıktır.
“Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa”
Peygamber Efendimiz (Aleyhissalatu Vesselam) getirdiği ahkama insanların uymayıp ondan uzaklaşmaları durumunda üzülmemesi gerektiğini buyuran ALLAH, O’nun görevinin tebliği olduğunu, kabul ettirme zorunluluğu olmadığını anlatılır.
Göklerin ve yeryüzünün orduları Allah’ın emrindedir, büyük arşın sahibi olan Allah sonsuz kudret sahibidir. O peygamberini destekler. Peygamber yalnız değildir. Allah, O’nu her durumda koruyup güçlendirir. İnsanlar Allah Resulünden (Aleyhissalatu Vesselam) yüz çevirirse bile Allah gerçek müminleri peygamberimizin çevresinde toplayacaktır. Müminler O’nun getirdiği hükümlere uyacak, medeniyet kuracak ve O’na gönülden bağlı olacaklardır.
İnsanların nankörlüğü Peygamber Efendimiz(Aleyhissalatu Vesselam)’in vazifesinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Başarı ALLAH’ın iradesine bağlıdır. ALLAH mutlak hakimiyet sahibidir ve Peygamberine olan yardımı kesindir. Peygamberimiz (Aleyhissalatu Vesselam)’a ve getirdiği ahkama teslim olan gerçek müminler ALLAH’ın yardımıyla peygamberimiz (Aleyhissalatu Vesselam) etrafında birleşmişlerdir.
“Şeriat-ı Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediye’de hiçbir mesele yoktur ki müteaddit hikmetleri bulunmasın. Bu fakir, bütün kusur ve aczimle beraber bunu iddia ediyorum ve bu davanın ispatına hazırım.”
Nedir şeriat-ı Muhammedîye, nedir İslam hukuku ve ahlak sistemi? Peki ya sünnet-i Ahmediye nedir? Peygamber (Aleyhissalatu Vesselam)’ın hayat tarzı. İçinde yaşadığımız zaman dilimi sözü edilen hükümlerin hiçbirinin hikmetsiz olmadığının delilleri ile doludur. Her meselesi insanın hem ferdi hem içtimai hayatına hayat suyu taşır.
Üstadın bu yaklaşımı, İslam’ın hükümlerine eleştirel bakanlara sünnetin hikmetlerini ve faydalarını anlamalarını sağlayacak bir kapı açar aynı zamanda. Müslümanlara da şeriat ve sünnete daha derin bir anlayış ve saygıyla yaklaşmalarını öğütler.
“Hem şimdiye kadar yazılan yetmiş seksen Risale-i Nuriye, Sünnet-i Ahmediye ve şeriat-ı Muhammediyye meselelerinin ne kadar hikmetli ve hakikatli olduğuna yetmiş seksen şahid-i sadık hükmüne geçmiştir. Eğer bu mevzua dair iktidar olsa yazılsa yetmiş değil belki yedi bin risale o hikmetleri bitiremeyecek.”
Bediüzzaman Said Nursi eserlerine atıfta bulunarak İslam’ın esaslarının Sünnet-İ Seniyye ve Şeriat-ı Muhammediyye’yi açıklamada ne kadar hikmetli ve derin olduğunu vurgulamaktadır. Yetmiş seksen risalenin, bu hakikatleri ifade eden birer “sadık şahit” olduğunu belirtir. Ayrıca İslam’ın hikmetlerini anlatmaya dair ne kadar eser yazılsa da bu meselelerin tükenmeyecek kadar geniş ve derin olduğunu ifade eder.
Bu konu, Risale-i nur eserlerinde sıkça görülür ve İslam’ın hikmetlerine dair sonsuz derinlikleri anlamaya çalışmanın bir görev olduğunu hatırlatır. Risale-i Nur; İslam’ın esasları, şeriat-ı Muhammediyye ve Sünnet-i Ahmediye’nin günümüzdeki şahididir. Risale-i Nurlar dizisinin bu hakikatlerin tamamını kuşatmadığını belirten Bediüzzaman bunların sürekli derinleşebilecek ve genişleyebilecek bir ufuk olduğuna da işaret eder.
“Mesail-i şeriat ile Sünnet-i Seniyye düsturları, ruhi hastalıklarda, hususan içtimai hastalıklarda gayet faydalı birer ilaç olduğunu ve onların yerini başka felsefi ve hikmetli meseleler tutmadığını, bil müşahede kendim hissettiğimi ve başkalarına da bir derece risalelerde hissettirdiğimi ilan ediyorum. Bu davamda tereddüt edenler Risale-i Nur eczalarına müracaat edip baksınlar.”