Önceki bölümde anlattığımız konuya bazı cümlelerin analizi ile devam edelim:
“Benim hayatımla alakadar ve mazi kabrine giren zihayat mahlukatın heyet-i mecmuasının cenaze-i manevisi başında bir mezar taşı hükmündeyim”
Üstat geçmişte yaşamış tüm canlıların artık “mazi kabrine” girdiğini ve kendisinin onların manevi cenazesi başında bir mezar taşı olduğunu ifade ediyor. Bu, ferdin geçmişle olan bağını ve tüm yaşanmışlıkların ölümlü olduğunu vurgular. Mezar taşı geçmişin tanığı ve onun geçiciliğinin bir sembolüdür.
“Küre-i arz mezaristanında nev-i beşerin hayatıyla alakadar enva-ı zihayatın heyet-i mecmuasının mazi mezarına defnedilen azim cenazesinin başında bulunan, mezar taşı olan bu asrın yüzünde çabuk silinecek bir nokta ve çabuk ölecek bir karıncayım”
Burada yeryüzü bir mezarlık olarak betimlenmiş; tüm canlılar bu mezarlığa gömülmüş büyük bir cenaze olarak tasvir edilmiştir.
İnsan, bu büyük tarih ve yaşam döngüsünde sadece küçük bir nokta, geçici bir varlıktır. “Karınca” benzetmesiyle, insanın kainattaki küçüklüğü ve geçiciliği vurgulanır.
“Kâinatın kıyamet vaktinde ölmesi muhakkaku’l vuku olduğu için, nazarımda vaki hükmüne geçti.” Kâinatın da bir canlı gibi ölümü olduğunu anlatır. Kıyamet kâinatın “büyük cenazesi” olarak tasvir edilir. Kendi ölümü ile kâinatın ölümü arasında bir bağ kurarak bu bütün insanlığı ilgilendiren yok oluşun kişisel olarak da deneyimlenebileceğini düşünür. Bu hem ferdi hem de kozmik geçiciliği derin bir bilinç olarak hissettirir.
Bu metin bir yandan rabıta-i mevt kavramını işlerken diğer yandan ölümün ferdiliğini ve tüm insanları ilgilendiren boyutlarına dair derin bir tefekkür sunmaktadır. Metnin sonunda geçen فان تؤلؤا “eğer senden yüz çevirirlerse…” ayeti, ALLAH’ın hükümlerine teslimiyeti vurgular ve ölümle yüzleşmenin ilahi bir bilinç gerektirdiğini hatırlatır.
Ölüm, fanilik ve ebediyet üzerine derin bir tefekkürü ve iman ile manevi sıkıntılardan nasıl kurtulduğunu anlattığı etkileyici bir metindir. Bu, yalnızca ferdi bir deneyim değil, aynı zamanda herkesin hayatında karşılaşabileceği, kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gittiğini, dünyaya neden geldiğini, hedeflerini, değerlerini kaygılarını bu sorularına karşı imanın sunduğu teselliyi dile getiren bir metindir.
Bütün insanlık tarihi, yeryüzü mezarlığında büyük cenazeler, insan ve insanı ilgilendiren her şeyin ölümünü simgeleyen geçici bir varlık olarak çabuk silinecek bir nokta ve ölecek bir karınca gibi olan insan.
Kâinatın bir gün kıyametle sona ereceği gerçeği üstadın gözünde bir hakikat olarak belirir. Kâinatın ölümü ile kendi ölümünü iç içe hisseder ve bu ona derin bir dehşet verir.
Bu dehşet ve yalnızlık anında Kur’an’dan gelen teselli ve huzur ise şöyledir;
“Eğer senden yüz çevirirlerse de ki o yüce arşın Rabbidir.”
Bu ayet üstadın içinde bulunduğu karanlık ruh haline ışık olur.
Bu ayet, ona ALLAH’a tevekkül etmenin ve yalnız O’na dayanmanın gayet emniyetli ve selametli bir gemi gibi koruma ve manevi bir güvenlik duygusu sağlar.
Ayetin dolaylı anlamı üstadın ruhunda huzuru sağlar. Kur’an’da yalnızca doğrudan hükümlerle değil aynı zamanda dolaylı anlamlarıyla da insanın manevi hayatına dokunduğunu gösterir.
Üstat bireysel ve toplumsal geçicilik karşısında yalnızlık ve çaresizlik hissine kapılırken ALLAH’a tevekkül ve imanla bu duygulardan kurtulmanın yolunu bulmuştur. Geçmişin tanığı, yeryüzünün faniliği, ayetin sağladığı manevi koruma ve güvenlik, hadsiz bir deniz olan sonsuzluk ve insanın bu sonsuzluğa yolculuğu. Fanilik karşısında insanın acizliğine rağmen imanın sunduğu teselliyi güçlü bir şekilde dile getiren etkileyici bir tasavvufi anlatım. Varlık aleminin faniliği karşısında Kur’an’dan aldığı teselliyi ifade ettiği derin bir tefekkür örneği. Bireysel, toplumsal ve evrensel boyutlarda olan üç fanilik gerçeğini ALLAH’a tevekkül ederek anlamlandırmak.
Resulü Ekrem Aleyhissalatu vesselama doğrudan hitabı, “Eğer insanlar senin mesajına sırt çevirirse Kur’an’ı ve sünneti dinlemezse merak etme ALLAH sana yeterlidir” güçlü bir mesajdır. ALLAH’ın mutlak hakimiyet ve saltanatı altında hiçbir asi onun sınırlarından kaçamaz; hiçbir yardım isteyen de desteksiz kalmaz. Bu ayet Peygamber Efendimizin yalnızlığına teselli vermiş, O’nun şahsında insanlığı özellikle inananlara güven kaynağı olduğu mesajını vermektedir.
Ayet, Üstad tarafından bireysel ve evrensel bir bakış açısıyla yorumlanmış ve bu yorum herkesin hayatında karşılaşabileceği fanilik ve ayrılık gibi varoluşsal korkulara hitap edecek kadar genişletilmiştir.
Evet, tüm varlıklar fena yoluna gidiyor gibi görünse, sevdikleriniz ve canlılar ölüm yolunda gidiyor gibi ayrılıyorsa, dünya mezaristan gibi size yalnızlık ve dehşet hissettiriyorsa, insanlar gaflet ve dalalet içinde karanlığa dalıyorsa, bu durum karşısında ALLAH’ın varlığına ve yeterliliğine güven duyulmalıdır. Çünkü ölenler yokluğa gitmez; ALLAH’ın başka diyarlarına ve alemlerine gönderilir.
ALLAH ölenler yerine yeni vazifedarları yaratır ve gönderir. Fanilik, ilahi hikmetin yenilenmesi ve vazife değişimidir. ALLAH sonsuz mülkü ve kudretiyle, her türlü eksiklikten münezzehtir. Bu bakış, yok oluş korkusunu hikmetli bir düzene güven duymaya dönüştürür. Bu süreç fanilik içinde bir silkinme ve yenilenme olarak görülmelidir.
Bu ayetin getirdiği teselli ile başka bir anlam kazanır. Cenazeler artık bir yok ve anlamsız değil, hikmetli bir seyahat, görev değişimi ve ilahi bir düzenin parçasıdır.
ALLAH kâinatı sonsuz hikmeti, rahmeti ve kudreti ile düzenler ve hareket ettirir. Bu onun işlerindeki eksiksizliğinin delillerindendir.
ALLAH’ın varlığı ve kudreti her acıya karşı kafidir: ALLAH’a tevekkül eden için kayıp yoktur. Ölen, zail olan anlamını yitirmez. Kur’an, varoluşsal korkuları olan insanın ölüm, fanilik yalnızlık gibi duygulara karşı ALLAH’a tevekkül ederek nasıl bir teselli ve güven bulabileceğini açıklamaktadır. Kur’an, hem evrensel hem ferdi anlamda insanın ihtiyaçlarına hitap eder.
Madem ALLAH var her şey var. Bu feraset insanın tüm kaygılarını gidermekte ve ona hem dünya hem ahiret için bir huzur kaynağı sunmaktadır.