Ruhun arındırıldığı ve kulluğun yeniden inşa edildiği mübarek Ramazan’a bir kez daha ulaşmış bulunuyoruz. Mübarek Ramazan ayı dinimizin en çok değer verdiği zaman dilimlerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni içinde barındırdığı bu ay, geçirdiğimiz sert bir kıştan sonra bize eşsiz rahmet mevsiminin serinliğini yaşatıyor. Allah Teâla her birimizin hayatında derin izler ve hatıralar bırakan bu ayı bize bir lütuf olarak bir kez daha bahşetmiştir.
Ramazan, yalnızca aç ve susuz kalmak değil, nefsi terbiye etmek, kalbi yumuşatmak ve Allah’a yakınlaşmak için eşsiz bir fırsattır. Maddeler halinde Ramazan’ın güzelliklerini birbirimize hatırlatalım:
- Takva motorumuzda bir değişiklik olur. Çünkü oruç, kişiyi Allah’ın rızasını her an hatırda tutmaya yöneltir ve takvayı kalbe yerleştirir. Böylece bir ay hal ve hareketlerimizde değişiklikler olur.
- Açlık ve susuzlukla nefsimizin arzularını dizginler, sabır ve otokontrolü öğrenir, irademizi kontrol altına almayı öğreniriz.
- Açlık çekici kafamıza vurunca, empati yaparak uyanan merhamet duygumuzla muhtaçların halini daha iyi anlar, paylaşmamız gerektiğini bir daha anlarız.
- Kur’an-ı Kerim ile kopan bağımızı, ipimizi yine bağlarız. Çünkü bu ayın bir özelliği de Kur’an, tilavet, tefekkür ayı oluşudur.
- Günahlarımızı sildirme imkânına sahip olduğumuz bir aydır da bu ay. Faziletine inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek tutulan Ramazan orucu, geçmiş günahların affına vesile olur. (Buhari, iman 28, Savm 6; Müslim, Sıyâm 203, Musafirun 175)
- Kötü alışkanlıklarımızı terk etme fırsatı da sunar mübarek Ramazan ayı. Sigara, dedikodu, yalan, dolandırıcılık gibi…
- Son derece zayıflamış aile, komşu ve akrabalarımızla bağlarımızı güçlendirme fırsatını da sunar. İftar ve sahur sofraları bu bağları güçlendirmek için yardımcı unsurlardır.
- Teravih namazları ve mukabeleler, camiye gelen Müslüman kardeşlerimizle kontak kurma fırsatını verir ama ne yazık ki namazımızı kılıp apar topar eve kaçarken bu fırsatı da kaçırıyoruz. Kardeşlik bağlarımızı güçlendirmek için sahip olduğumuz bir fırsatı berhava ediyoruz.
- Sadaka ve infak kültürünün bizde yer edinmesi için Ramazan tık tık tık diye kafamıza vurur.
- Kalpler Allah’ı anmakla huzur bulduğuna göre Allah kalbimizi huzura kavuşturma fırsatını da bize sunar. Çok önemli bir nokta da şudur ki bu kazanımların Ramazan’dan sonra da devam ettirilmesidir. Kurtuluşa erecek olanlar bahsettiğimiz Ramazan ruhunu kendi ruhuna monte edecek olanlardır. Peki, bu güzellikleri ömür boyu sürdürebilmek için neler yapmalıyız?
a-Öncelikle niyetimizi yenilemeli, kafada işi bitirmeli, abdest tazeler gibi imanımızı tazelemeli ve Ramazan’da kazandığımız şuurla hayatımıza devam etmeliyiz.
b-Namaz, oruç, tilavet gibi ibadetleri düzenli hale getirmeli, özellikle beş vakit namazı, cemaatle kılmaya özen göstermeliyiz. Ramazan’da yakaladığımız şuuru günlük hayatımıza taşımalıyız.
c-Ramazan’da terk ettiğimiz kötü alışkanlıklara kesinlikle geri dönmemeli, bu kararlılığı şeytanın vesveselerine karşı korumalıyız. Ama şu bir gerçek ki alışkanlıkları terk etmek o kadar da kolay değildir. Allah’tan yardım istenerek bu da başarılabilir.
d-Düzenli zikir, tesbih ve dua ile kalbi canlı tutmalı/tutmalıyız. Elde ettiğimiz manevi sermayeyi heba etmemeliyiz.
e-İlim meclislerine, haftalık dini sohbetlere katılmalı, Kur’an’ı anlamaya yönelik çalışmalar yapmalı ve çevremizde bizi iyiliğe teşvik eden salih dostlar edinmeli, kötü arkadaş çevremiz varsa yavaş yavaş onları terk etmeliyiz.
f-Sadaka ve infakı yıl boyunca sürdürmeli, fakirlere yardım etmeyi bir yaşam tarzı haline getirmeliyiz. Gerçekten de şu stresli dünyada iyilik yapmak, fakirlere yardım etmek, bir sadaka vermek kadar güzel bir terapi yoktur.
Şunu da özellikle belirtmek gerekir ki ibadetler bir zaman, bir ay, bir mevsimle sınırlı değildir. Dinimizin emir ve yasakları, mevsimi geçince bir kenara bırakılan elbiseler gibi değildir. Yüce Allah, “Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et” (Hicr-99) buyurarak ömrün tamamını ibadetle geçirmemizi emretmiştir. Vücudumuz nasıl sürekli gıdaya muhtaçsa, ruhumuz da sürekli manevi gıdaya, yani ibadete ihtiyaç duyar. Haftada bir defa veya sadece Ramazan ayında yapılan ibadetlerle bu ihtiyacın karşılanacağını söyleyemeyiz.
Peygamberimizin, “Amellerin en sevimlisi Allah katında az da olsa devamlı olanıdır” (Buhari iman 32) hadisi, sürekliliğin önemine işaret eder. Ramazan’da kazandığımız güzel huyları ve ibadetleri hayatımızın tamamına yaymak hem dünya saadetimizin hem de ahiret kurtuluşumuzun anahtarıdır.
Şu acı bir gerçek ki, Ramazan’da gösterdiğimiz hassasiyet ve özeni, diğer aylarda aynı şekilde devam ettiremiyoruz. Ramazan bitince yelkenleri indiriyoruz. Cenneti garantilemiş bir havaya giriyoruz. Bu durum hem üzücü hem de düşündürücüdür. Ramazan’da terk edilen günahlara bayramdan sonra geri dönmek, elde edilen manevi kazanımları büyük ölçüde heba etmek demektir. Oysa Allah’a kullukta asıl olan, az önce dediğimiz gibi istikrar ve devamlılıktır. Kötülüklerden uzak durmak belirli bir zamana mahsus değildir. Ramazan, bizim için bir “manevi eğitim kampı” gibidir. On bir ay boyunca dünyaya dalarak kirlenen kalbi temizler, gaflete düşen ruhu uyandırır. Bu ayda kazanılan güzel hasletleri ömür boyu sürdürebilirsek büyük bir başarı elde eder, kurtuluşa erenler grubuna ilhak olmuş oluruz.
Sonuç olarak, hepimiz iyiliğin ne olduğunu biliyoruz. İyi olmaya çalışalım, iyi olduktan sonra da iyi kalmaya devam edelim.