İçimizde, “Bize sadece Kur’an yeter!” diyen bir ses varsa o ses bize kesinlikle doğruyu söylüyordur. Çünkü Kitap bize diyor ki;
“Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En‘âm 38)
“Sana bu kitabı her şeyin açıklayıcısı olarak indirdik.” (Nahl 89)
Yani gerçekten de bize sadece Kur'an yeter! Hemen dediğini yapıyor, gidip O’na büyük bir muhabbetle sarılıyoruz. Tam o esnada O Kitap, kulağımızı açıp açık bir şekilde bize sesleniyor ve diyor ki;
"Andolsun Allah'ın Resûlünde sizin için -Allah'ı ve âhireti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için- (uyulacak) en güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 33/21).
"Hayır, Rabb'in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olamazlar." (Nisâ, 65).
Yani hiçbir şeyi eksik bırakmadığı için bize yeten Kur'an; kendisini veya hayatın anlamını anlamadığımız, aramızda anlaşamadığımız konularda hakem kılacağımız bir Peygamberin Sünnet-i Seniyye’sine içimizde bir burukluk hissetmeden teslim olmamız emrini bizzat kendisi veriyor. Böylece de hiçbir şey eksik bırakılmamış oluyor.
Kur'an bize, “en güzel şekilde size örnek olacak birini size gönderdim” demişse bu elbette örnek alınması gereken kişi olarak emredilmiş peygamberin, örnek alınacak hayatının, davranışlarının ve sözlerinin ayrıntılı şekilde bilinmesi ve hayata tatbiki zorunluluğu doğacaktır. Yani Kur'an'a göre, Sünnet-i Seniyye'yi, yaşamımızın merkezindeki ışıklardan biri haline getirme mecburiyetimiz vardır.
Ama eğer içimizde, “Bize sadece Kur’an yeter!” diyen ses bizden, “Peygamberimizi hayatımızın örnekliğinden çıkarıp tebliğ mesleğinin emeklisi kılmamızı” istiyorsa bu, zihnimizde Kur'an’ın bir kısmını da emekliye ayıracak mantığın duvarlarının örülmeye başlandığını gösteriyor. Çünkü mantıksal silsile zorunlu sonuçlar doğuracaktır. Mesela: “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa 80) ayetini bugün fiili olarak uygulama şansımız (Sünnet-i Seniyye olmadan) var mı? Yani Kur'an'ın önemli bir kısmında Peygamberin yaşamına vurgu vardır. Sünnet-i Seniyye'ye muhalefetin sonraki adımının mantıksal zorunluluğu, bu gibi ayetlerin de içinde olduğu Kur'an'ın kimi kısımlarının tarihsel bir zamana özgü kılınması olacaktır. Sonra peygamber hayatından ayetlerin nüzul sebepleri kaldırılacak, Peygamberlik sadece tebliğ eden (postacı) sınırına sıkıştırılıp, tebyin eden (açıklayan) kısmından arındırılacaktır. Teorinin pratiğe dönüşmüş şekli olan Kur'an ayetlerinin nüzul sebepleri silinecek ve İslam ekolü hermetik, ezoterik mecralara itilecektir. Her taraf kaosla dolu farklı yorumlamalar, tevillerle sarılacak ve en sonunda bir kısmını veya tamamını inkar gelecektir. Maalesef bunlar tecrübe edilmiş süreçlerdir.
Öyleyse neden hala içimizdeki bazı tiz sesler, Sünnet-i Seniyye’ye muhalefet ihtiyacı duyuyorlar?
Elbette içimizdeki her sesi, başka mecralarda kurgulanmış projelerin bilinçli ürünü olarak görmek, kimi zaman rasyonaliteyi kaçırma hastalığını doğurabiliyor. Ama bu, bazı fikirlerin seslerinin, kökleri bizim coğrafyamızda olmayan bazı mecralar tarafından hiç kurgulanmadığı anlamını da taşımıyor. Mesela “akıcılık” akımı. Galiba Sünneti Seniyye’ye muhalefet mantığının birinci sebebi, bilhassa son çağın bir din haline getirdiği “akılcılık” akımının elektriğine kapılmış, özünden iğreti duyan akılların sesidir. Sonuçta uzun soluklu baskıcı eğitim, moderniteye köle olmuş medya aracılığıyla, o aklın tüm direklerinin ve hatlarının çağın materyalist kibri tarafından döşendiğini görmeyen akıllar, zihinlerine enjekte edilmiş aklın, kendi özgür seçimlerinin oluşturduğu akıl olduğu zannına kapılıyorlar. Batının aklına bağlanmış akılcı akımların getirdiği ilk ses, “Agnostisizme”, “Deizme” veya “Ateizme” götürecek hataların hatlarını döşemeye ilk önce Peygambere saldırıyla başlamaktadır.
Tecrübelerden gördük ki içimizdeki o kimi sesler; “insanın iyi ve kötü olanı bilmesi, hayatın anlamını kavraması ve sosyal düzenini inşa etmesi için Peygambere de vahye de ihtiyacı yoktur, akıl başlı başına zaten yeterlidir” menziline ulaşmadan hemen önce, “Kur'an korunmuştur, onun için Sünnet-i Senniye'ye göre akla daha uygundur” diyerek yolculuğa başlarlar. Her zaman ilk hedef peygamberliktir. Çünkü aklı ilahlaştırmak için nakli inkâr gerekir. Nakli inkârın en kısa yolu nakledeni yok etmektir.
Sünnet-i Seniyye, Kur'an'ın tecessüsü ve tecessümüdür. Yani Sünnet-i Seniyye, Kur'an'ın insan bedenine bürünmüş halini iyice görmektir.
Kur'an dinimizin teorisi, Sünnet-i Seniyye ise o teorinin pratiğe dönüşmüş halidir. Yani Kur'an kuram, Sünnet-i Seniyye ise o kuramın mükemmel şekilde çizilmiş modelidir.
Kavramsal kaos günümüz medeniyetinin en bariz çıkmazıdır. Metinlerin anlamlarının oluşumu örnekliklerle somutlaştırılmadığında asıl gayesinin ötesi anlamalara hizmet eder hale getirilebiliyor. Kur’an da kavramlardan oluşur. Kavramlar, anlamlar ağından oluşur. Karşılığı evrende mutlaka somut kılınmalıdır. Yoksa anlam uçucu bir gaz gibi zamanın içinde eriyip gider.
Mekandan ve yaşamdan koparılmış (yani Peygamber'in yaşamından izole edilmiş) kavram (yani Kur’an), uzay boşluğuna sürgün edilmiş hayat gibi olacaktır. Çünkü yaşamsal pratikten ve mekandan koparılmış düşünsel kavramlar, sembollerle, metaforlarla doldurulmuş bir alemde çok boyutlu-çok katmanlı anlamlar arasında sürüklenip duracaktır. Bu da sonsuz yorumlamalar arasında şaşkın ve çaresiz bir düşünsel evren demektir. Çünkü sonsuz yorumlama öncelikle netliği siler. Yani aşırı yorumlama aslında yorumsuzluğa eşittir. Yorumları, güvenirliği ile beraber çokluğun belirsizliğinde boğarak yok eder. İşte Yüce Rabbimiz bize lütfederek bir peygamber göndermiş ve biz onun Sünnet-i Seniyye’si sayesinde (yani bir yaşam pratiği eşliğinde) Kur'an'ın anlamını bir çerçevenin içinde tutma nimetine kavuşmuşuz. Böylece anlam netleşmiş, karanlık aydınlanmış, yol görünmüş ve hayat yolculuğumuzda hayatımız bir anlam kazanmıştır. O’na binlerce kez şükürler olsun!
Öyleyse bu parlak güneşi (Peygamberi, Sünnet-i Seniyye’sini) neden kapatmaya çalışıyoruz. Gelin hep beraber “Peygamber size ne verdiyse onu alın.” (Haşr 7) emrine uyalım, Peygamberimizin Sünnet-i Seniyyesini aklımızın yönünü tayin edecek ışığımız kılalım, anlamsızlık çöllerinde heba olacak bir yolculuktan ziyade en güzel şekilde örneklik yapacak rehberimizin ardı sıra yürüyelim.