Ebû Saîd el-Hudrî(radıyallahu anh)’den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle (buğz ederek) düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân 78. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)
İyiliği emir ve kötülükten nehiy görevi, her Müslüman mükellefi kapsayıcı niteliktedir. İslâm âlimleri, genel anlamda olmak üzere, kötülükleri el ile değiştirmenin yöneticilerin, dil ile değiştirmenin âlimlerin; kalb ile (buğz ederek) değiştirmenin de bunlara güç yetiremeyen zayıfların, avamın görevi olduğunu söylerler. Böylece, her seviyedeki Müslümana düşen bir vazifenin bulunduğu ortaya çıkmış olur. Bununla beraber, her seviyedeki insan, bunların hangisine güç yetirirse onu yerine getirmekle mükelleftir.
Müslümanlar, bu görevleri yerine getirecek bir yapıyı kurmak zorundadırlar. Çünkü, İslâmî hassasiyetlere sahip bir yönetim kadrosunu, doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü öğretip öğütleyecek ilim erbabını ve bu hususlarda duyarlı bir halkı yetiştirmedikçe, vazifelerini yapmış sayılmazlar. “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran: 104)
Hadis-i şerifte zikredilen münker umumidir. Münkerin tüm çeşitlerini kapsamaktadır. Ancak günümüzde özellikle son iki yılda sadece Müslümanları değil tüm insanlığı dehşete düşüren, emsali görülmemiş bir vahşet, bir soykırım işlenmektedir. Bu vahşette her ne kadar Siyonist Yahudi çeteleri ön cephede olsa da başta gayr-i meşru veled Amerika olmak üzere Avrupa ülkeleri, kukla Arap ve diğer bazı İslam ülkelerinin liderleri bizzat dâhildirler.
Hiç şüphesiz bu büyük münkere karşı durmak herkesten önce Müslümanların, Müslüman ülkelerin ve bu ülke liderlerinin vazgeçilmez en öncelikli görevidir. Bu vahşeti durdurmak, Gazze ve Filistin halkına ve oradaki mücahitlere gereken yardımları ulaştırmak bir de canilere hak ettikleri cezayı vermek Müslümanlara farzdır. Kimin elinden ne geliyorsa ortaya koyması onun üzerine farz-ı ayndır. Aksi davranış, ihmal ve önemsememe haramdır. “Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır” ifadesiyle canilerin cinayetlerine ortak olmaktır.
Bir şeyler yapılabildiği halde işlenen münkerata lakayd kalıp susmak ahirette olduğu gibi dünyada da cezalandırılmaya sebep olur. “Ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız ya da Allah kötülerinizi size musallat eder. O zaman iyileriniz dua eder de duaları kabul olunmaz!” (Bezzar: Müsned)
Şu kadar var ki, emredilecek ma’ruf, herkesin bildiği dini farzlar ve nehyedilecek münker de bütün Müslümanlarca bilinen yasaklar cinsinden ise, bu konuda bütün Müslümanlar müşterektir. Şayet emirler ve nehiyler, nâdir meseleler ile ilgili veya ictihâdî konularda ise, mesele sadece âlimleri ilgilendirir. Âlimler de üzerinde ittifak hasıl olan konularla ilgili emir ve nehiylerde bulunabilirler. İhtilaflı konulara girmezler.
İyiliği emir ve kötülükten nehiy vazifesi yapan kimseler, İslâm’ın tebliğ metodunu iyi bilmelidirler. Nezâket, iyi muamele, yumuşak davranış, merhametle yaklaşma gibi genel esaslar, böyle kimselerde bulunması gereken temel vasıflardır.
Kötülüklere mâni olup münkeri değiştirirken, elinde güç ve kuvvet bulunduran câhillere, şerrinden korkulan zâlimlere karşı hikmetle davranılmalıdır. Aksi takdirde pek çok fitnelere sebebiyet verilebilir; hayır yerine şerre vesile olunur.
Bir kötülüğü el ile değiştirmek, ona fiilî müdahalede bulunmak demektir. Meselâ haram kılındığı halde içki içen kimsenin içki kaplarını kırmak veya atmak, içkiyi dökmek ya da döktürmek, çalınmış bir malı sahibine geri vermek ya da verdirmek gibi işler böyledir. Ancak bunları yaparken, daha büyük bir kötülüğe sebep olunmaması gerektiği prensibi hep hatırlanmalıdır. Eğer bir kötülüğü değiştirmek, kendisinin veya bir başkasının öldürülmesi gibi daha şiddetli bir fitneye sebep olacaksa, elle değiştirmekten vazgeçip dil ile söylemeli, nasihat yolunu yeterli görmelidir. Şayet söylemek de aynı şekilde tehlike yaratacaksa, kalbiyle düzeltme yolunu tercih etmek gerekir. Kalbiyle değiştirmek demek, o şeyi kerih görmek ve ondan tiksinmektir. Bu durum, bir kötülüğe mani olmak değilse de elinden başka bir şey gelmediği için, bununla yetinilmesi câiz görülmüştür. Bazı âlimler, öleceğini bilse dahi münkere açıkça karşı çıkmak gerektiğini söylemişler. Seyda Molla Halil Siirdî Nehcü’l Enam adlı eserinde şöyle diyor:
اَگَرْ كُو تَه أَوْ دِي مُقَاطَا دِكَه تُو جَانِى بِدَه يَانَه زَائِلْ بِكَه
“Münkeri izale etmeye çalıştığın zaman o münker yani münkeri işleyen kişi sana karşı çıkarsa ve münkere devam etmesinde ısrar ederse sen gerekirse canını ver ama o münkere müsaade etme.”
İyiliği emir ve kötülükten nehiyde önemli olan bir hususa daha işaret etmemiz gerekir. Devleti yönetenler, yönettikleri birimler üzerinde nasıl yetkili ve o nisbette sorumlu ise, aile reisi de ailesinden ve velâyeti altında bulunanlardan aynı şekilde sorumludur. O halde, kişinin eşinde, çocuklarında, küçük kardeşlerinde ve hizmetinde bulunanlarda gördüğü kötülükleri, ma’rufu emir ve münkeri nehyin umûmî kâideleri içinde düzeltmesi üzerine bir vecibedir.
Hulasa…
- Ma’rufu emir ve münkerden nehiy vazifesini yerine getirecek bir yönetimi teşekkül ettirmek, bu vazifeyi îfâ edecek âlimler yetiştirmek ve bir cemaat oluşturmak Müslümanlar üzerine farz-ı kifâyedir.
- Hangi vasıtayla mümkünse ve hangisine güç yeterse münkeri, kötülükleri onunla önlemek her Müslümanın üzerine farzdır.
- Toplumdaki kötülükleri önlemede, başta yöneticilerin olmak üzere âlimlerin, esnafın, amirin, memurun, zenginin, fakirin, işçinin ve tüm halkın her bir kişinin kendisine göre vazifesi vardır.
- İyiliği emir ve kötülükten nehiy, İslâm ümmetinin müşterek sorumluluğudur.
- İyiliği emir ve kötülükten nehiy yapılmadığında fitne yayılır, bela ve musibetler peşpeşe gelir. İyilerin duası da kabul olmaz.