Okullarda Ahlak ve Terbiye Eğitimi:
Ne Yapılıyor ve Ne Yapılmalıdır
Ülkemizde sistem bozukluğu ve aksaklığı sebebiyle hiçbir uygulama yerli yerine oturmuş değildir. İdareden siyasete, eğitimden ekonomiye kadar birçok alanda maalesef durum böyledir. Sorunlu olan ve sorun üreten sistemle, kötü ve olumsuz gidişi önlemek zordur. Bu çerçevede alınan her karar, girişimde bulunulan her uygulama ve proje neticesiz kalacaktır.
Mühendisin nitelikli olması, sağlam ve estetik projeler üretmesi elbette önemli ve değerlidir; ama yapı zemini ve zemin etüdü daha önemlidir. Çürük zemine inşaa edilen hiçbir yapı sağlam duramaz. Ülkemizde bazı idareci ve yöneticiler endişeli, iyi niyetli ve ehil olsa da yapılan budur. Bu kişiler bir şeyleri düzeltmek, toparlamak ve insan tabiatıyla uyumlu hale getirmek çabasındalar; ama sürekli yanlış, zaaf, eksiklik ve çarpıklık üreten sistem sebebiyle bu zor gözükmektedir. Müfredat yenileme ve maarif eksenli değişiklikler de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Eğitim, her toplum için hayati bir konudur.
Eğitim, hayatı bütüncül kuşatan bilgisel ve erdemli edinimlerin tamamıdır.
Kendi inanç temelleri ve kültürel dinamikleri üzerinde ilerlemeyen bir eğitim, dikiş tutturamaz. Batılı zihniyet kodlarını taşıyan ezberci bir eğitim sistemiyle ne kadar yol alınabilir?
Her eğitim-öğretim yılı öncesi ve sonrasında eğitimin niteliği ve süresiyle ilgili tartışmalar kanıksanır oldu. Toplumsal birçok konu gibi eğitimdeki temel eksiklik, amaca değil araçlara yoğunlaşmadır. Bir konuda amaç belirsiz veya önemsenmiyorsa araçlar çok, çeşitli veya faydalı olsa da netice olumsuz olur. Amaç ikinci plana itilmiş, araç öne çıkarılmışsa yani misyon vizyona, asıl kabuğa feda edilmişse defolu sonuçlar, kördüğüm neticeler kaçınılmaz olur.
Eğitimde amaç; erdemli, kaliteli, ahlaklı ve faziletli birey ve toplumlar yetiştirmektir.
Eğitimde hedef; irfanı hür, vicdanı hür fertler yetiştirmek olmalıdır.
Eğitim; istek, keyif, politik, zaman ve zemin eksenli işleyen veya denek olan bir malzeme değildir, olmamalıdır. Her yeni eğitim yılına göre yıllık müfredat, ilkeler, uygulama değişiyor, dönüşüyor ve bir deneme tahtası oluyorsa; dünü tecrübeleriyle, doğrularıyla bugüne taşıyan, bugünü sağlıklı şekilde yarınlara götüren nesiller yetiştirmiyorsa bu toplumumuz adına bir kayıp ve bir yıkımdır.
Eğitim, insanı ruh, fikir, söz, davranış ve iletişim yönüyle terbiye etmektir.
Eğitim, Allah'ın Rab ismiyle insanı ilahi terbiyeyle buluşturma ve bu terbiyeyi içselleştirme güzelliğidir.
Eğitim, beşikten mezara kadar süren yaratılış hikmetini aramanın tatlı yorgunluğudur. Bu süreç aileden başlar; okulla devam eder, kültürel ve sosyal etkileşimlerle sürer.
Eğitim, hayatı daha güzel, doğru ve etkili yaşama sanatıdır. Bu sanatla kişi ve toplum, gelişir, tecrübe sahibi olur; inanç, ahlak ve davranış yönüyle olgunlaşır.
Eğitim, düşünce ve davranış şekillerini değiştiren, geliştiren niteliksel bir süreçtir. Bu süreç ancak sağlıklı, doğru ve etkili uygulamalar ile güçlenir. Aksi halde son yıllarda onlarca örneğinde görüldüğü gibi birey ve toplum ‘uyumsuzluk, bilgisizlik, agresiflik, ahlaksızlık, yetersizlik ve şiddet’ gibi birçok olumsuz sonuca maruz kalır.
Eğitim; insanı, kâinatı ve Kur’an’ı okumanın ve bu okumadan hareketle ahlaki bir yaşama razı olmanın ve bu yaşamı topluma sunmanın heyecanıdır.
Eğitim, faraziyelerle değil bilgiyle, kuruntularla değil doğrularla, ideolojilerle değil fikirlerle, sapkınlıkla değil istikametle, nefisle değil iradeyle tanışma, buluşma ve kaynaşmadır.
Eğitim, öğretmenin öğrenciye, babanın evlada, idarecinin idare edilene, arkadaşın arkadaşa doğruluk ve hak noktada model olmasıdır.
Eğitim, insanın zaman ve mekâna değer vermesidir. İyi, doğru eğitilmiş ve inancı güçlü nesiller yetiştirmektir. Fıtri eğilimlerle örtüşen bir eğitim, asıl amacı ortaya çıkarır.
Eğitim, sadece bilgi aktarma faaliyeti değildir; aynı zamanda şahsiyet inşası, merhamet eğitimi, edep terbiyesi ve sorumluluk bilinci kazandırma sürecidir.
Müfredatın merkezinde değerler eğitimi ve ahlak boyutu yoksa akademik başarı tek başına sağlıklı bir toplum oluşturmaya yetmez. Bir çocuk, elbette tarih ve matematik öğrenmelidir; ama aynı zamanda büyüklerine saygı göstermeyi, küçüklerini sevmeyi, arkadaşına zarar vermemeyi ve öfkesini kontrol edebilmeyi de öğrenmelidir. Bu noktada öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değil; hâli, tavrı, dili ve adaletiyle öğrencinin karakter dünyasını şekillendiren bir rehberdir.
Peygamberimiz aleyhisselam, hayırlı insan olmanın sırrını ‘öğreten, öğrenen, dinleyen veya destekleyen’ olarak şifrelemiştir. Eğitim sürecinde bu dört kategoriden birine dâhil olmayan her birey; toplum ve insanlık için bir problemdir.
İnsani boyut ve ahlaki inşadan yoksun bir eğitim, insanları kolay, ucuz, yalan ve manipüle bilgiye maruz bırakır. İnternet gibi sosyal mecralardan alınan temelsiz bir bilgiyle ancak tek tip, robotlaşmış ve tepkisiz bireyler yetişir: Dolayısıyla sorunsuz(!) iktidar heveslileri çocuklarımıza dokunan zehirli yılan ve akrepleri çoğaltmış olurlar.
Bilge, donanımlı, gayretli, ahlaklı, duyarlı, başarılı, bilinçli ve üretken bir nesil için doğru bir inanç, meşru bir örf ve kültürel değerlerle örtüşük bir müfredat olmalıdır. Maalesef ülkemizde gelinen noktada eğitim politikası ve algısı sil baştan girişimlerle yazboz tahtasına dönmüştür. Eğitimde yakın yarınlar adına sağlıklı bir gidiş ve süreç zor olabilir; ama bu zorluğun aşılması umut edilebilir olmalıdır, çalışmalar bu doğrultuda yapılmalıdır. Yakın zamanda hazırlanan maarif modeli; geçmiş yılların birer pişmanlık karesi gibi durmaktadır. Madem öyledir kâğıt ve yönetmelik üzerinden olumlu seyreden bir sürecin uygulama boyutu da olumlu bir mecra kazanmalıdır.
Bizleri pişman eden, üzen ve bize “ah vah!” dedirten bazı hususlar şöyle sıralanabilir:
• Okul kapısından girmemesi gereken şiddet ve uyuşturucu gibi olumsuzluklar eğitimin demirbaşı oldu.
• Cinsiyetleri yakınlaştırma hevesi ve karma eğitim ısrarı hiç eksilmedi.
• Söz verildiği halde on binlerce öğretmenin ataması yapılmadı. Eğitimin lokomotifi öğretmenler, umudunu yitirdi ve işsiz kaldı.
• Eğitimin her kademesinde liyakat sıkıntısı yaşanmakta, rol model sıkıntısı çekilmekte, birçok okul ideolojik propaganda alanına dönüşmektedir.
• AYT ve TYT gibi sınavlardaki başarı düşüklüğü toplum adına düşündürmektedir.
• Toplumsal değerlerle uyuşmayan: çocukların inanç ve ruh dünyasına aykırı içerikler ders kitaplarında hala yer almaktadır.
• Ezberci eğitim, sınav eşitsizliği ve maddi imkânsızlık öğrencileri okuldan uzaklaştırdı.
• Okul önleri güvenli eğitim alanları olmaktan çıktı.
Yakın zamanda Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan, eğitim camiasını ve toplumu derinden sarsan şiddet olayları göstermiştir ki mesele sadece güvenlik meselesi değildir. Bu hadiseler; aile, okul, çevre, medya, dijital dünya ve değerler eğitiminin birlikte ele alınması gereken büyük bir ahlak ve terbiye problemine işaret etmektedir. Eğitim kurumlarının korku, öfke ve şiddetle anılması; inanç, ahlak, ilim, hikmet ve edep medeniyetine sahip toplumumuz adına son derece düşündürücüdür.
İnsanın canı, şahsiyeti ve güvenliği kutsaldır. Bir insanı haksız yere incitmek, korkutmak veya canına kastetmek büyük bir vebaldir.
İlim; insanı kibirli, öfkeli ve saldırgan yapan değil, merhametli, dengeli ve ahlaklı hâle getiren bir süreç olmalıdır. Eğer eğitim; ruhu, vicdanı ve ahlaki sorumluluğu beslemiyorsa bilgi tek başına insanı olgunlaştırmaz. Bu sebeple okullarda sadece akademik başarı değil; sabır, empati, merhamet, öfke kontrolü, edep, maneviyat ve sorumluluk bilinci de sistemli şekilde öğretilmelidir. Aksi hâlde teknolojiyle büyüyen fakat kalbi ve karakteri ihmal edilen nesillerin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
Eğitimle ilgili her problemin çözülmesi elzemdir. Bunun için sorumluluk duygusu, inisiyatif almak ve elini taşın altına koymak lazımdır. Bu noktada en çok Milli Eğitim bünyesindeki ilgili koordinasyon birimleri çaba göstermelidir.
Doğru, verimli, bilimsel ve yeterli öğrenme/öğretmenin yolu; iyi bir program, güçlü bir alt yapı, yeterli kurumlar, donanımlı eğitimciler, duyarlı veliler, güvenilir ders materyalleri, sağlam bir sistem, teknolojiye uyum ve inancı ile ahlakı kuşanmış bireylerle mümkündür.
“Milenyum” denilen bir dönemde zamanın çocukları ve gençleri yepyeni bir nesli temsil ediyorlar. İnternet, sosyal medya, dijital veya cep telefonu nesli diye isimlendirilen bu kuşak için teknolojik araçları bireysel yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Teknolojik ve sanal imkânlarla bir hız ve karmaşa içerisinde büyüyen bu nesil maalesef doğru davranış edinmeye, düzenli çalışmaya, büyüklerden rol model devşirmeye ve sağlıklı düşünmeye yeterince zaman ayıramıyor. Her türlü bilgiye anında ulaşabilen bir nesil; kolayca sahiplenmek isteyen, tatminsiz ve sadakatsiz bir insan yapısının oluşmasına neden olduğu gibi yalnızlık, agresiflik ve benmerkezcilik gibi kötü neticeler de doğurmaktadır.
Bu kadar kolay, rahat ve endişesiz bir yaşam beraberinde bol tüketme, çabuk ve çok para kazanma hırsı, kısa yoldan başarı elde etme gibi farklı problemler doğurmaktadır. Ter dökmeden hayatı kazanma arayışı içinde olan bu nesli iyi, doğru ve sağlıklı eğitmek bizim, ilgili kurumların ve özellikle Milli Eğitim’in boynunun borcudur.
Hazret-i Ali’nin “Çocuklarınıza onların zamanı çerçevesinde muamele edin!” sözü çerçevesinde bu tehlikeleri savuşturmak gereklidir.
Okul, öğretmen, ebeveyn, öğrenci, inanç, değer, materyal ve sağlam zemin…
Eğitim ve öğretim süreci için ihmal edilemeyecek ana başlıklar bunlardır.
Okul, öğretmendeki ‘öğretme ve eğitme’ cevherini bilim ve davranış bütünlüğü içinde öğrenci mücevherine dönüştürebilmelidir.
Her eğitim süreci geçmiş yılların tecrübeleri ışığında yeniden gözden geçirilmelidir.
İnsanı merkeze alan, ahlak ve terbiyeyi önceleyen, öğretmeni rol model kabul eden, değerler eğitimini ihmal etmeyen bir anlayışla yeniden planlanmalı ve programlanmalıdır.