Hamd insana göz aydınlığı eşler ve çocuklar vermekle kalmayıp, onlara en güzel biçimde nasıl şahsiyet kazandırılacağını, şeytan ve avenelerinden nasıl korunacağını öğreten Allah’a mahsustur. Salat ve selam tüm yönleri gibi çocuklarına en mükemmel baba da olan Efendimiz Muhammed Mustafa’ya olsun.
Bugün çocuk terbiyesi, belki de tarihin en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Sanki Güneş Sistemi’nin bir parçası gibi değil de ceplerimizde, ekranlarda, sosyal medyada dolaşan bir dünya var önümüzde. Bir yandan baş döndürücü, anlam öğütücü teknolojik ilerleme, diğer yandan bir türlü kontrol altına alınamayan, set konamayan, önlenemeyen ahlaki erozyon...
Tüm mesele ekrana hapsolmakla sınırlı değil fakat araştırmalar çarpıcı gerçekler ortaya koyuyor. Mesela Amerika’da yapılan bir çalışmada, günde 4 saatten fazla ekran süresi olan ergenlerde depresyon ve davranış bozukluğu riski, az kullananlara göre neredeyse üç katına çıkıyor. Ülkemizde ve dünyada gençlerin mutluluk seviyeleri düşüyor; TÜİK verilerine göre 15-24 yaş arası genç nüfus azalırken, “ne eğitimde ne istihdamda” olanların sayısı milyonları buluyor.
Bu tablo karşısında ebeveyn olarak içimiz sızlıyor.
Peki, bu çağda çocuklarımıza güzel ahlakı, imanı, merhameti nasıl kazandıracağız?
Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de bizlere açık bir emirle sesleniyor: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyun...” (Tahrîm, 6). Bu ayet, sadece kendimizi değil, evlatlarımızı da ateşten koruma sorumluluğunu omuzlarımıza yüklüyor.
Yine Rabbimiz (Celle ve Âlâ), mallarımız gibi çocuklarımızın da birer imtihan olduğunu bildiriyor (Teğâbun, 15).
Onlar emanettir; bizden sonra amel defterimizi açık tutacak dua kaynaklarıdır. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) buyuruyor: “Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha hayırlı bir miras bırakmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33). Başka bir hadiste ise “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta) buyurarak ümmetine en büyük mirasını gösteriyor.
Demek ki güzel ahlak, sadece bir süs değil, Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi Vesellem) tamamlamak için geldiği davanın özüdür.
Peki bu mirası modern dünyada nasıl aktaracağız?
İlk ve en güçlü yol, ebeveyn olarak örnek olmaktır.
İmam Gazâlî (Rahmetullahi Aleyh) çocuk eğitiminde en önemli sır olarak “kötü arkadaştan korumayı” sayar ve şöyle der: “Çocuğun kalbi, işlenmemiş saf bir cevher gibidir. Ona ne nakşedersen o olur.”
Çocuk gördüğünü öğrenir, duyduğunu değil. Anne-baba yalan söylerse, çocuğun kalbine “yalan normaldir” tohumu ekilir. Namaz kılmayan bir baba, çocuğuna “namaz farzdır” dese de o çocuk namazı “babanın yapmadığı bir şey” olarak görür. Bu yüzden önce kendimizi ıslah etmeliyiz.
Sabah namazına kalkan, komşusuna selam veren, helal lokma yiyen anne-baba, çocuğuna en etkili dersi vermiş olur.
Erken yaşta terbiye şarttır.
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) buyurur: “Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne-babası onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Tefsir Rum 2).
Fıtrat, yani temiz yaratılış bozulmadan önce müdahale etmeliyiz. İmam Gazâlî (Rahmetullahi Aleyh), süt emerken bile helal gıdanın önemini vurgular; çünkü haram lokma çocuğun mizacına sirayet eder.
Lokman Hekîm’in oğluna nasihatleri (Lokman Suresi, 13-19. ayetler) burada bize rehber olur: Tevhidle başlar, namazı emreder, iyiliği yaymayı, sabrı, kibirden uzak durmayı öğütler. Bu nasihatler, 1400 yıl önce söylenmiş olsa da bugün de geçerlidir.
Peki hayırlı evlât yetiştirmede pratik yöntemler nelerdir?
BİRİNCİSİ, sevgi ve şefkat temelli yaklaşım.
Çocuklarımıza “seni Allah için seviyorum” demeliyiz. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) torunlarını kucağına alır, öper, okşardı. Sevgiyle büyüyen çocuk, sevgiyi yaymayı öğrenir. Ancak sevgi başıboşluk demek değildir.
İKİNCİ YÖNTEM disiplin ve alışkanlık kazandırmaktır.
Hadis-i şerifte “Çocuklarınıza yedi yaşında namazı emredin, on yaşında ise (kılmazlarsa) onları dövün ve yataklarını ayırın” buyrulur (Ebû Dâvûd, Salat 26). Namaz, ahlakın temel taşıdır. Beş vakit namaz, çocuğa disiplin, vakit şuuru, Allah korkusu ve merhamet öğretir.
ÜÇÜNCÜSÜ, Kur’ân ve Sünnet’le beslenmek.
Her akşam yatmadan önce kısa bir sure okumak, Peygamber kıssalarını anlatmak... Çocuklar hikâyelerle öğrenir. Hz. Yusuf’un (Aleyhisseelam) iffetini, Hz. Ebu Bekir’in (Radiyallahu Anh) sadakatini, Hz. Fatıma’nın (Radiyallahu Anha) tevazusunu dinleyen çocuk, o hasletleri kalbine nakşeder. Yine Gazâlî’nin dediği gibi, “doğru kişilerin hayat hikâyeleri” çocuğun gönlünde sevgiyi filizlendirir.
DÖRDÜNCÜSÜ, modern tehditlerle yüzleşmek. Ekran ve sosyal medya en büyük sınavımız. Araştırmalar gösteriyor ki, aşırı ekran kullanımı empatiyi azaltıyor, bencilliği artırıyor ve ahlaki karar verme becerisini zayıflatıyor. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu verilerine göre dünya genelinde çocuklar günde ortalama 3-4 saat ekran karşısında geçiriyor ve bu süre arttıkça sosyal-duygusal sorunlar da yükseliyor.
Peki çözüm? Ailece ekran süresi kuralı koymak. Akşamları telefonları bir sepete bırakıp sohbet etmek, hafta sonu camiye gitmek, birlikte Kur’ân okumak... Çocuklara “helal-haram” ayrımını öğretmek şart. “Bu videoda Allah’ın haram kıldığı bir şey var, izlemeyelim” demek, çocuğun vicdanını eğitir.
BEŞİNCİSİ, iyi arkadaş çevresi ve cemaat hayatı. Gazâlî’nin altını çizdiği gibi, kötü arkadaş çocuğun ahlakını zehirler. Camiye, sohbetlere, Kur’ân kurslarına götürmek, çocuğun iyi insanlarla vakit geçirmesini sağlar. Arkadaş seçerken “bu arkadaşın ahlakı nasıl?” sorusunu sormayı öğretelim.
ALTINCISI, sorumluluk vererek büyütmek. Çocuklara ev işlerinde görev vermek, kardeşine yardımcı olmasını istemek, sadaka vermeyi alışkanlık hâline getirmek... Bunlar merhameti, cömertliği, sorumluluğu geliştirir.
İbn Kayyim (Rahmetullahi Aleyh) çocuklara eşit davranmayı, onları ödüllendirmeyi ve sabırla terbiye etmeyi tavsiye eder. Bir hata yaptığında kızmak yerine “bu davranışın sonucu nedir, düşün” diye sormak, çocuğun muhakeme yeteneğini güçlendirir.
Her işin başı da ortası da sonu da nihayetinde sabırdır. Sabır da yine Allah’ın yardımıyladır. Evlat terbiyesi de sabır ister. Çocuklar mükemmel değildir; hataları olacaktır. Önemli olan, hatayı fırsata çevirmektir.
Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bir çocuğu azarlamak yerine “O daha küçük, bilmiyor” diyerek merhamet göstermiştir. Bize düşen de herhalde her konuda olduğu gibi daima “Usvetün Hasenetün” rehberimiz olan Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’i takip etme azim ve kararlığında olmaktır.
Sonuç olarak, modern dünya ne kadar karmaşık olursa olsun, Allah’ın yolunda yürürsek zafer bizimdir. Çocuklarımızı güzel ahlakla yetiştirmek hem onların ahiretini kurtarır hem de toplumun geleceğini aydınlatır.
Bugün bir anne-baba olarak verdiğimiz emek, yarın dualarla geri dönecektir. “İnsan ölünce ameli kesilir; ancak sadaka-i câriye, kendisinden istifade edilen ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlât bunların dışındadır” (Müslim, Vesayet 14).
Öyleyse ümitsizliğe, karamsarlığa yer yok. Boş vermişliğe, duyarsızlığa, tembelliğe yer olmadığı gibi. Kendimizi düzeltme endişesini merkeze alarak yavrularımızı fıtratları üzere yetiştirirken sürekli dua ile Cenabı Hakk’ın dergahına yöneldiğimizde O bize unuttuklarımızı hatırlatacak, irademizi güçlendirecek, yollarını gösterecektir. Elinde Kur’an ve Sünnet gibi iki anahtarı olan Mü’minlerin bu kapılardan girdiklerinde aşamayacakları engel yoktur.
Allah Teâlâ salih evlatlar versin. Acılarını değil güzel günlerini göstersin, onlarla musibetlere müptela kılmasın, onları “feenbeteha nebaten hasenen” sırrıyla Aziz dinine hizmetkâr olacak şekilde dünyanın değil ahiretin ehli sıfatıyla büyütmeyi nasip eylesin.