بسم الله الحمد لله و الصلاة و السلام علي رسول الله وآله وصحبه و من اتبعه بإحسان الي يوم الدين آمين وبعد
"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." (Âl-i İmrân: 104)
Kur'ân-ı Kerîm, Müslüman ümmeti yalnızca kendi ibadetiyle meşgul olan bireylerden oluşan bir topluluk olarak değil; insanlığa rehberlik eden, adaleti ayakta tutan ve yeryüzünde iyiliği hâkim kılmaya çalışan bir ümmet olarak tanımlar. Bu misyonun en açık ifadelerinden biri Âl-i İmrân Sûresi'nin 104. ayetidir.
Bu ayet, İslam toplumunun varlık sebebini ortaya koyan temel esaslardan biridir. Çünkü ümmet olmanın gereği, sadece iyi olmak değil; iyiliği yaymak, kötülüğe engel olmak ve insanları Allah'ın dinine hikmetle davet etmektir.
Hayra Davet Bir Peygamber Mirasıdır
Ayette geçen "hayra çağırmak", insanları Kur'an'a, sünnete, imana, salih amellere ve güzel ahlâka davet etmektir. Bu görev bütün peygamberlerin ortak vazifesidir.
Yüce Allah şöyle buyurur:
"Sen, Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et." (Nahl: 125)
Resûlullah ﷺ de şöyle buyurmuştur:
"Kim bir hayra vesile olursa, onu yapanın sevabı kadar sevap alır." (Müslim, İmâre 133)
Bu müjde, hayra davetin ne kadar büyük bir ibadet olduğunu göstermektedir.
Emr-i Bi'l-Ma'rûf ve Nehy-i Ani'l-Münker
İslam sadece kötülüklerden uzak durmayı değil, kötülüğün yayılmasına da engel olmayı emreder.
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, Îmân 78)
Bu hadis, müminin duyarsız kalamayacağını ortaya koymaktadır. Müslüman, imkânı ve yetkisi ölçüsünde kötülüğün karşısında durur.
Müfessirlerin Değerlendirmesi
İmam Taberî, bu ayetin Müslümanlar arasında ilim sahibi, basiretli ve hikmet ehli kimselerin insanları Allah'ın dinine çağıran bir topluluk oluşturmasının gerekliliğine işaret ettiğini belirtir.
İmam Kurtubî, bu görevin ümmetin en büyük farz-ı kifâye vazifelerinden biri olduğunu ifade eder. Eğer bu görev tamamen terk edilirse bütün toplum mesul olur.
İbn Kesîr ise bu ayetin ümmet içinde sürekli iyiliği yayan, kötülükle mücadele eden davetçilerin bulunmasının zorunluluğunu ortaya koyduğunu söyler.
Fahreddin er-Râzî de bir toplumun ayakta kalmasının ancak hakkı tavsiye eden ve batıla karşı duran insanların varlığıyla mümkün olacağını ifade eder.
En Hayırlı Ümmet Olmanın Şartı
Kur'an, birkaç ayet sonra bu hakikati şöyle açıklar:
"Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah'a iman edersiniz." (Âl-i İmrân: 110)
Demek ki ümmetin "en hayırlı ümmet" oluşu bir unvan değil; iyiliği yayma ve kötülüğü engelleme görevini yerine getirmesine bağlıdır.
Günümüz İçin Büyük Bir Sorumluluk
Bugün İslam ümmeti savaşlar, işgaller, ahlâkî çözülme, aile yapısının zayıflaması, gençliğin manevî boşluğu ve ümmet bilincinin zedelenmesi gibi pek çok imtihanla karşı karşıyadır.
Böyle bir dönemde her Müslüman kendisine şu soruyu sormalıdır:
Ben hayra davet edenlerden miyim?
İnsanların Kur'an'ı tanımasına katkım var mı?
Çocuklarıma ve çevreme güzel örnek olabiliyor muyum?
Mazlumların yanında yer alıyor muyum?
Çünkü sessizlik, kötülüğün güç kazanmasına zemin hazırlamaktadır.
Sonuç
Âl-i İmrân Sûresi'nin 104. ayeti, ümmete sadece bir tavsiye değil, güçlü bir sorumluluk yüklemektedir. Hayra davet, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak; peygamberlerin yolu, salihlerin şiarı ve ümmetin izzetinin temelidir.
Rabbimiz bizleri hakkı söyleyen, iyiliği yayan, kötülüğe hikmetle engel olan, Kur'an ve sünnetin rehberliğinde yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin.
"Allah'ım! Bizi hidayete vesile olanlardan eyle; sapıklığa sebep olanlardan eyleme. Bizi hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran salih kulların arasına kat." Âmin.