Kur’an’ın itikat ve amelden sonra ele aldığı üçüncü konu ahlaktır. Kur’an,’ ahlaklı bir toplum meydana getirebilmek için insanları bir hekim titizliğinde terbiye eder. Kuran’ın rehberliğinde kendisini terbiye eden hiçbir insan yoktur ki, ahlaklı bir Müslüman olmasın. Kur’an bir terbiye kitabıdır. Bizi yaratan rabbimizin, terbiye olmamız için gönderdiği kitaptır. Zaten günde beş vakit kıldığımız namazda okuduğumuz Fatiha suresinde geçen Rab kelimesinin bir anlamı da budur. Rab: İnsanı en iyi eğiten, öğreten, yetiştiren, insanı terbiye edip asıl yurda (âhirete) hazırlayandır.
Kur’an, insanları terbiye etmede bir yol ve yöntem kullanır. Kur’an, bunu aşama aşama, tedrici olarak yapar. Kur’an’ın kullandığı bu yöntemin üç aşaması vardır: Zihnin terbiyesi, kalbin terbiyesi, en sonunda da amelin terbiyesidir.
Bu aşamaların ilk ve en önemlisi zihnin terbiyesidir. Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) 10 yıllık Mekke’deki davet aşaması, zihin terbiyesiyle geçmiştir. Kur’an’ın kullandığı bu yöntemlerin nihai hedefi ise ahlaklı bireyler yetiştirmektir. Kur’an’ın ahlaklı bireyler oluşturmak için tıpkı mahir bir hekimin kullandığı ilaçlar gibi kullandığı ilaçları vardır. Bu ilaçların her biri, kişiyi iyileştirdiği gibi olduğu toplumu da iyileştirir, ıslah eder. Enfüste meydana gelen değişim ve iyileşme afakta da meydan gelir. Kur’an’ın kişi ve toplum hayatını iyileştirmede kullandığı bir ilaç da ahde vefa yani sözünde durmadır. Ahlaki bir erdemlilik olan ahde vefayı Kur’an, müminlerin sıfatı olarak zikreder. “Emanetlerine ve ahidlerine riayet edenler”[1]
Ayet-i kerimede geçen terkib, ahde vefadır. Ahd; yemin, misak, söz verme, bir şeyi koruma, tavsiye etme gibi anlamlarında kullanılan bir terimdir. Vefa ise tam ve eksiksiz olma, tamama ulaşma, sözünde durma, borcunu ödeme, anlaşmaya bağlı kalma, bir şeyin karşılığını tastamam verme gibi manaları içermektedir. Kelimenin zıddı ġadr olup bu da nankörlük, aldatma, terk etme, hakka riayet etmeme, ahdi ve akdi bozma, ihanet ve hıyanette bulunma, iyiliğin kıymetini bilmeme gibi anlamlara gelmektedir. Ahidle yemin arasında fark vardır: Yemin bozulursa kefaret gerekir. Fakat ahidte bu yoktur. Ahdi bozmanın günahı kefaretle ortadan kalkmaz.[2]
Ahd hem Allah'ın insanlara teklif etmiş olduğu hükümler ve hem de insanların Allah'a veya Allah namına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüd etmiş oldukları hususlardır. Kur'an-ı Kerim'de "Allah'ın ahdini yerine getiriniz"[3] buyurulur. İslam alimleri, “Allah’ın ahdini yeriniz getiriniz” ayetini şu şekilde izah etmişlerdir: Gerek Allah'ın size teklif etmiş olduğu ahidleri, emirleri, nehiyleri ve gerek sizin Allah'a veya Allah nâmına, Allah adına başkalarına verdiğiniz ahidleri, adakları, yeminleri, akitleri, sözleri doğru olan ne kadar taahhüt varsa yerine getiriniz. İslâm'da bir Müslüman’ın verdiği ahdi bozması, ona sadık kalmaması haramdır. Bu ahit ister Allah'a verilmiş bir ahid olsun, isterse de insanlara verilen bir ahid olsun fark etmez. Kur'an ahidleri yerine getirmeyi, kurtuluşa eren müminlerin sıfatı olarak zikreder.[4]
Kuran, birçok ayette Allah’ın söz verdiğinden ve Allah’ın sözünde durduğundan söz eder. Ayet-i Kerime’de “Allah, kendi yolunda çarpışırken öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında cennet vermek üzere satın almıştır. Bu, Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da yer almış gerçek bir vaadidir. Kim Allah’tan daha fazla sözüne bağlı olabilir! O halde yaptığınız bu alışverişten ötürü sevinin. İşte büyük bahtiyarlık da budur.”[5]buyurmuştur.
Bu ayetlerde Allah (Celle Celalühü) vermiş olduğu bir ahidden ve bu ahde vefa gösterdiğinden söz eder. Ve Allah’ın sözünde dönmediğinden söz eder. Cenabı Allah, bu anlamdaki ayetlerde kullarını terbiye eder. Hal böyle iken Allaha iman ettim diyen bir mümin insanın ahdine vefa göstermemesi, düşünülebilir mi? Bu ahid ister Allah’a verdiği, isterse de insanlara verdiği bir ahid olsun. Nitekim Kur’an, ahidlerinde duranları överken, durmayanları da yermektedir: "Doğrusu sana sadakat yemini edenler (ey Muhammed) bizatihi o yemin ile Allah'a bağlılık yemini etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Bu yüzden her kim (o yeminden sonra) yeminini bozarsa, ancak kendi zararına bozmuş olur ve her kim Allah ile ahdini yerine getirirse Allah ona büyük bir mükâfat nasip edecektir."[6]
İslam ahde vefa konusunda titizlikle durmuş, ahde vefasızlığı münafıklığın işareti olarak görmüştür.[7] Çünkü ahde vefa, insanlar arasında gerek insani gerek ticari her türlü ilişkide güven unsurunun hâkim olması için yeğâne garanti aracıdır. Toplumda güven olmadan toplum hayatının devamı mümkün değildir. Ama ne yazık ki, insan sahip olduğu hırs ve ihtiras yüzünden Allah’a ve insanlara karşı vermiş olduğu ahde, vefa göstermemiştir. Kur’an’da Allah (Celle Celalühü) İsrailoğulları şahsında insanların bu yönünde dikkat çekmiştir. Onların namaz kılacaklarına, zekât vereceklerine, peygamberlerine itaat edeceklerine; anaya, babaya, akrabalara ve yoksul kimselere yardım edeceklerine, birbirlerinin kanlarını akıtmayacaklarına, birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına dair verdikleri sözleri yerine getirmediğinden söz eder.[8] Mümin bir insanın ahdine vefa göstermesi mümin olmasının bir gereği olduğu gibi bu güzel hasleti aynı zamanda bir tebliğ aracıdır. Tarihte birçok kavmin İslam’a giriş nedeni Müslümanların ahidlerine gösterdikleri vefadır. Müslümanların, sadakati, doğruluğu, inançlarındaki samimiyet ve ihlaslar bu insanları cezbetmiş, İslamla şereflenmelerine vesile olmuştur.
Bir dahaki yazımızda buluşuncaya dek Allah’a emanet olun. Dualarınızda yer almak temennisiyle Allah’a emanet olun.
[1] Mearic suresi 32
[2] İbnul Arabi, Ahkamul Kuran, 3/1174
[3] Enam suresi 152 ayet
[4] Müminun suresi 28
[5] Tövbe suresi 111 ayet
[6] Feth Suresi 10
[7] Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
[8] Bakara suresi, 83,84, 100 ayetleri