Öyle zannediyorum ki küreselleşmenin getirdiği yeni dünya düzeni veya yeni dünya düzeninin bizi içine soktuğu kalıp veyahut kendimiz için beğendiğimiz yeni yaşam tarzı veyahut bireysel özgürlük anlayışı bize birçok şeyi unutturduğu gibi Kur’an’da mü’minlerin özelliklerini de unutturmuştur. Hal bu iken gelin bunları birbirimize hatırlatalım: Çünkü bugünün dünyasında, Kur’an’ın çizdiği mü’min profilini hatırlamak hem kendimizi sorgulamak hem de doğru yönü tayin edebilmek açısından çok önemlidir.
Öyle zannediyorum ki eğer bize mikrofon uzatılıp Kur’an’da mü’minlerin özellikleri bize sorulsa aklımıza ilk gelecek olanlar Takva (Allah korkusu), tevekkül, teşekkür, tedebbür, ahirete iman, sabır, boş sözlerden uzak durmak, adaletli olmak gibi vasıflar gelir. Bu ve birazdan bahsedeceğimiz benzer vasıflar, mü'min şahsiyetinin temelini oluşturan, imanın ve İslam ahlakının ayrılmaz parçalarıdır.
Toplumdan topluma, coğrafyadan coğrafyaya kişiye has özellikler, adetler, ahlaki kurallar yer yer değişkenlik gösterebilirken Kur’an’ın tarif ettiği mü’minlerin özellikleri, mü’min modeli değişkenlik göstermez. O dinamik şeyisinden hiç etkilenmez.
Yüz yıl, beş yüz yıl önceki Müslümanın ahlakı, yaşayışı, olması gerektiği toplumsal davranışları nasıl idiyse yüz yıl sonra da beş yüz yıl sonra da aynı olacaktır.
Her birimiz bir kurumda, bir şirkette veya benzer bir şekilde çalışmışızdır. Bulunduğumuz ortamda varsa bir temizlik zaafiyeti hemen gözümüze çarpar, birbirimize söyler ortamı temizlemeye çalışırız. Bir yere de temizlik hassasiyetimizi oluşturan “Aslan yattığı yerden belli olur” sözünü veya atasözünü sıkıştırırız. İşin aslı şu ki yine bu hassasiyetimizin kaynağının, Kur'an'daki öğretiler olduğunu unutuyoruz.
Allah Teâla Hz. Yahya için “Biz ona katımızdan gönül yumuşaklığı ve bir temizlik verdik” (Meryem 13) diye buyurmaktadır. Yani Kur’an’da mü’minlerin özelliklerinden birisi de temiz olması, temiz kalması gerektiğidir.
Kur’an’da kılık kıyafetimizin temizliğiyle ilgili ayetlerin varlığından birçoğumuzun haberi bile yoktur. “Elbiseni temiz tut ve her türlü günahlardan veya pisliklerden uzaklaş” (Müddessir Suresi, 4-5)
Aslında güzel ve temiz elbise giyerek muhatabımıza da değer vermiş oluyoruz. Hangimiz misafirlerimizin karşına pijama ile çıkıyoruz. Vakti zamanında Aydın Doğan çizgili pijama ile Başbakan Mesut Yılmaz’ı karşılamıştı da hâlâ siyasi mahfillerde konuşuluyor.
“Ey Âdemoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin; yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez”(Araf, 31)
Günde 5 kez namaz kıldığımızda ve her namaz kıldığımızda üstümüze başımıza dikkat etmemiz gerektiğine göre neredeyse günün tamamında giyinişimize, temizliğimize, şıklığımıza dikkat etmemiz gerekiyor.
Önemli vasıflı bir kişiyle görüşmeye gideceğimizde nasılda kendimize çeki düzen veriyoruz. Oysa ki mü’minin rutin hayatında kendisine çeki düzen vermesi temiz olması gerekir. Temiz kalmamız, gerekirken, yaşadığımız yeri, bulunduğumuz ortamı da temiz tutmamız gerekir.
“Bir vakit İbrâhim'e Kâbe'nin yerini hazırlayıp göstermiş ve şöyle buyurmuştuk: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Evimi, onu tavaf edecekler, huzurumda ibadete duracaklar, rükûya varıp secde edecekler için her türlü kirden temiz tut!” (Hac-26)
Bu ayet, ibadet mekânlarının ve genel olarak yaşam alanlarının temizliğinin Allah katındaki önemini belirtir. Allah'ın bu emri doğrultusunda, yaşadığı yeri temiz tutması mü’minlerin Kur’an’daki özelliklerinden sayılır.
“Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara- 168)
Temizlik konusunun Kehf sûresinde de işlendiğini görüyoruz: “…Diğer bir kısmı: “Sahibiniz olan Allah sizin ne kadar kaldığınızı çok daha iyi bilir. İşte birinizi bu paranızla şehre gönderin. Bakınsın, kimin yemeği daha temiz ise, ondan size bir yiyecek getirsin. Nazik davransın, kimseyi farkına vardırmasın.” (Kehf-19)
Kısacası Kur’an incelendiğinde mü’min ve temizlik ayrılmaz iki parça gibi duruyor.
Kur’an’da mü’minlerin özelliklerinden bir tanesi de yürüyüşünün normal oluşudur. Şimdi anormal yürüyüşün nasıl olduğu sorusu aklınıza gelecektir.
Kur’an bize böbürlenerek yürümenin çirkin bir davranış olduğunu belirterek yürüyüşümüzün de nasıl olması gerektiğini belirtir. Hz. Lokman'ın oğluna verdiği nasihatlerden bunu anlıyoruz:
“İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Lokman- 18)
Başka bir ayeti kerimede: “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne dağlara boyca ulaşabilirsin.” (Îsra- 37)
Kur’an’da müminlerin özellikleri anlatılırken çok yüksek sesli ve üst perdeden bağırarak konuşmaması gerektiği, ayarlı bir ses tonuyla konuşulması gerektiği de belirtilir: “Yürüyüşünde ölçülü ve dengeli ol; konuşurken de sesini ayarla. Unutma ki, seslerin en beğenilmeyeni eşeklerin sesidir!” (Lokman-19)
Yüksek ses tonunun itici, kulağı tırmalayıcı, rahatsız edici olduğunu, normal ses tonunun ruhu nasıl okşadığını söylemeye gerek yok sanırım.
Yine Kur’an’da mü’minlerin özellikleri arasında anne-babaya iyiliği, insanlarla güzel geçinip güzel sözler söylemeyi, yakınlara, akrabalara, yetimlere yoksullara iyilik yapmayı, namazı hakkını vererek kılmayı, zekât vermeyi de ekleyebiliriz:
“…Sadece Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilikte bulunacaksınız!” diye söz almış ve: “İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı hakkıyla kılın, zekâtı verin!” (Bakara-83)
Sizce bu özelliklerden hangisi günümüz toplumunda en çok ihmal ediliyor ve bu ihmalin sonuçları bize nasıl dönüyor? Ve bir soru daha: Eğer bir anket yapsaydınız kendinize kaç puan verirdiniz? Anket gizlidir. Kimseye göstermeyeceksiniz. Sonuca sadece siz bakacaksınız.
Netice itibarıyla mü’min olmanın sadece bir sıfat değil, hakikatte bir yaşam biçimi olduğunu unutuyoruz. Yaşlanırken unutmamız gereken şeyleri ne yazık ki genç yaşımızda unutuyoruz.