Allah (celle celaluhu) katında, insanlar bir tarağın dişleri gibi eşit olup hiçbirinin dil, renk ve başka yönden diğer bir kimseye üstünlüğü yoktur; ama ilim ve cihad gibi bazı salih ameller Allah katında üstünlük vesilesidir. Bu güzel hasletlerden ilim, daha çok öne çıkar. İlim, aynı zamanda cennete girmenin yollarından biridir. Allah (celle celaluhu) birçok ayette ilmi ve ilim sahiplerini över. Hz. Peygamber de aleyhi selam aynı şekilde hadislerinde ilmi teşvik eder.
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer: 9)
“Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” (Ebû Dâvûd, “İlim”, 1)
İlim talipleri yani âlimler İslâm davasının gönüllü neferleri, gönül kazanan öncüleri ve güzel ahlakın önderleridir. Kur’ân aşığı ve Peygamber varisi gibi birçok güzel vasfa sahip âlimler; iyilikleri, mücadeleleri ve tedrisatları davet çalışmalarına ivme kazandırmıştır. Allah (celle celaluhu), âlim ve mücahid kullarını hem sever hem de onlara karşı nasipli gönüllerde apayrı bir sevgi var eder. İlahi dostluğun sırrına eren Süleyman Hilmi ve Abdullah Harun gibi nice âlim, amil ve şahit aynı zamanda bütün insanlığın dostu olmuştur.
1888 yılında Silistre’de dünyaya gelen Süleyman Hilmi Tunahan; gönüller imar etmeye, kendisi gibi İslâm’a ve Kur’an’a hadim olacak nesiller yetiştirmeye çabalayan yakın çağın örnek şahsiyetlerindendir.
“Kur’ân Hadimi” olarak ünlenen Süleyman Hilmi Tunahan, Türkiye’nin yakın tarihinde laik ve Kemalist zihniyet tarafından unutturulmaya çalışılan kıymetli âlimlerden biridir. Tunahan, İslâmî değerlerin zorba yasaklarla ortadan kaldırılmak istendiği, İslâmî kıpırdamalara karşı en acımasız karşılıkların verildiği bir dönemin canlı şahidi ve mazlum tanığıdır. O, hayatı ve mücadelesiyle “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğreteninizdir.” (Buhârî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 21; Tirmizî, “S̱evâbü’l-Ḳurʾân”, 15) hadis-i şerifinin güzel bir örneğidir. Süleyman Hilmi Tunahan’ın “Bizim yolumuz iman, İslâm ve ahlâk-ı Muhammedî’yi aşılamakan ibarettir. Gaye, rıza-yi ilahîdir. Vasiyetim olsun; tefrikaya düşmeyiniz. Kavmiyet gütmeyiniz. Sünnetten gayri olan, yanlış yollara sapmayınız.” sözü onun şahsiyet ve ilim yönüyle değerini gösterir.
Batılılaşma hastalığı, inkârcılık cereyanı ve ulusçuluk fikrinin bidayeti olan 19. yüzyılın son demlerinde dünyaya gelen Tunahan; Tanzimat, İttihat ve Terakki, I. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Osmanlı’nın yıkılışı, Cumhuriyetin ilanı ve tek parti dönemini içine alan zaman diliminde yaşamıştır. Böyle dağdağalı bir zaman ve zeminin yaşayanı ve şahidi olan Tunahan, zaman ve zeminin omuzlarına yüklediği sorumluluğun nebevî mirasın bilinciyle bir çalışma ve mücadele biçimi geliştirmiştir. Kendi döneminde Kur’ân’a karşı kindar ve hadsiz yaklaşımlar, birçok Müslüman âlim gibi Süleyman Hilmi Tunahan’ı da Kur’ân’a hadim olma ve Kur’ân’ı sahiplenme yolunda harekete geçirir. Süleyman Hilmi Tunahan’ın, hayatı ve eserleri hakkında yapılan kitap, makale, rapor ve dergi yazısı şeklinde çalışmalar çoktur. Takipler, tehditler, gözaltı, hapishane ve mahkemelerle geçen verimli ve çileli bir ömrü 16 Eylül 1959’da tamamlayarak Rahman-ı Rahim’e kavuşur
.…
İmam Abdullah Harun, “Siyah Güzeldir” tezinin reel örneklerinden biridir. Türkiyeli Müslümanlar, İmam Abdullah’ı 1980’li yıllarda yayımlanan “İmamın Öldürülüşü” adlı kitapla tanırlar. İmam Abdullah’ı şahsiyet ve mücadele yönüyle ele alan kitap aynı zamanda yaşam çizgisi, öğretisi ve pratikleriyle karşımıza alim, amil, şahit ve şehit bir Müslüman öncü portresi de çıkarmaktadır.
İmam Harun Abdullah, Güney Afrika Müslümanları için ırkçılığa ve haksızlığa karşı mücadelenin sembol ismidir. Bu mücadele adamının hikayesi 8 Şubat 1924’te Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde dünyaya gelmesiyle başlar. Harun, henüz bebekken annesini kaybeder. Babası, maddi olarak ona bakacak durumda olmadığı için İmam Harun’un bakımını halası Meryem üstlenir. Meryem Hanım, dindar bir kadındır. Abdullah Harun’u öz evladı gibi korur ve kollar, onun iyi bir eğitim alması için çabalar. İmam Harun, ilköğrenimini tamamlar ve İslami ilimler için halası ile beraber Mekke’ye gider. Abdurrahman el-Alevi’den tefsir, hadis ve İslam tarihi konularında dersler alır. Bu vesileyle birçok kez hacca gider ve Doğu ülkelerine seyahat eder. Arapça iyi konuşacak ve yazacak şekilde kendini geliştirir ve 14 yaşında hafız olur. Eğitimi sırasında fikir dünyasını inşa eden İmam Abdullah Harun, Mekke’deki ilmi kültürden oldukça etkilenir.
İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla eğitimi yarıda kesilen Abdullah Harun, ülkesine geri döner. Şeyh Abdullah Cemalledin ve Şeyh İsmail Ganief’ten dersler alarak eğitimini tamamlar. Abdullah Harun, bu dönemde yerel Müslüman okulda ders vermeye başlar, burada öğretmenlerle ilmi münazaralar yapar. O, kendi fikirleriyle bu arkadaşlarını etkiler. Arkadaşları vesilesiyle Müslüman Kardeşler hareketiyle tanışır. İmam Abdullah, 1955’te evlenir ve böylece İslami bir ailenin temelleri atılmış olur.
Cape Town, Güney Afrika’nın birçok açıdan önemli bir yerleşim merkezidir. Burası aynı zamanda İslam’ın yaygın olduğu bir şehirdir. İmam Abdullah Harun’un İslami davet ve hak mücadelesi, 1956’da belirgin bir hal alır. Ve kendi camii cemaati bu genç adamı imam olarak seçer. Harun, imam seçildikten kısa bir süre sonra vaazları, faaliyetleri, gençlerle diyalogu ve cemaatle ilişkisiyle hakkındaki tereddütleri giderir. Onun imamlık ve liderlik vazifesi esnasında Camide çocuk ve kadınlar için ders halkaları ve eğitim programları düzenlemek, Ramazan ayında, mukabele sonrası erkekleri toplumsal konularda bilinçlendirmek; fakirlere dağıtılmak üzere zenginlerden yardımlar toplama işine başkanlık etmek, Müslümanların kitap ve gazete gibi yayın faaliyetlerini arttırmak ve minberden Müslümanlara içerisinde bulundukları durumlardan söz ederek yönetimin uyguladığı ırk ayrımı siyasetinin kötülüklerini gündeme getirerek Müslümanları bu zulüm siyasetine karşı durmaya çağırmak gibi birçok güzel ve hayırlı hizmete vesile olur.
Abdullah Harun, 1958’de Müslüman gençlere İslamî eğitim verme adına Cape Town Müslüman Gençlik Derneği’ni kurar. Verdiği hutbelerde Güney Afrika devletinin bu eylemlerini tenkit eder ve İslam’da ırkçılığın yasaklanmış bir durum olduğundan bahseder, Müslümanları Güney Afrika’daki ırkçı zulüm siyasetine karşı durmaya ve direnmeye çağırır. İmamlığının üçüncü yılında Harun, çok faal bir cemaat oluşturur, piknik ve şenliklerle halkı bir arada tutar. Yoksullar için bir yardım fonu oluşturur, kadınlara iş ve araştırma merkezleri kurulmasına ön ayak olur.
1960’lı yıllara gelindiğinde İmam Abdullah’ın imamlığındaki halk direnişi gittikçe kuvvetlenir ve Güney Afrika hükümetine karşı direnişte Müslümanların da etkinliği artar. Clarement Müslüman Gençler Derneği’nin kurulması, fakirlere yardım çalışmalarının yapılması, 1959 yılında İslamic Mirror dergisinin yayın hayatına başlaması ve bir yıl sonra Muslim News dergisinin editörlüğü bu adımlar içinde değerlendirilebilir.
İmam Harun, 1961 yılına kadar toplumsal projelere ve eğitim işlerine yoğunlaşır. Irkçılık musibeti ve iktidarın bu bağlamda baskılayıcı tutumundan bıkan halkın 60’lı yıllarda Güney Afrika hükümetine karşı direnişi gittikçe kuvvetlenir ve Müslümanlar, bu direnişte etkili olmaya başlar. Müslümanların bu aktif ve göze gelen pozisyonnuda Abdullah Harun’un liderlik etkisi büyüktür.
Güney Afrika ırkçı hükümeti için Abdullah Harun’un her adımı tehlikelidir. Çünkü o, onların ırkçı bir zihniyet üzerine temellendirdikleri sömürü, inkar ve zulüm düzenine karşı ‘direnişi, hak arayışını ve adalet talebini’ bayrak yapar. Onun Afrika Milli Kongresi ile ilişki kurması ve bu teşkilatla ortak çalışma yürütmesi en tehlikeli adım olarak görülür. İmam Abdullah’ın ırkçı rejim için tehlikeli oluşu sadece bununla sınırlı değildir. Abdullah Harun’un Cape Town’a komşu bölgelerde ve özellikle siyahlar arasında İslam’ı yayma gayretleri adeta ırkçı hükümeti tesirli bir bomba hükmündedir. Siyahların İslam’la şerefyab olması Abdullah Harun’u çok mutlu eder. Siyahlar, Güney Afrika’da siyah oldukları için zaten suçluydular. Müslüman olunca ırkçı iktidarın gözünde suç karneleri ikiye katlanırdı. Abdullah Harun’un gittikçe artan çabası karşısında şer odakları hemen devreye girer. Takip, muhbirler, gözaltı, hicret, farklı ülkelerde tutunma çabası, dönüş, tutuklanma ve işkence…
Ve Abdullah Harun, günlerce sorguda kalır, işkence görür. Arkadaşlarını ele vermemek için çırpınır. Yapılan işkenceler ölümcül hal alır. Gözaltında kendisini Allah’a teslim eder, namazlarını kılabildiği şekilde kılar. Verilen yemekleri İslam’a göre haram olduğu için yemez; ama bu açlık ve perişanlığa rağmen Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutar. Tavizsiz bir şekilde direnir ve hiçbir işkence onu yıldırmaz.
Allah Teâla, İmam Abdullah’ın dualarını kabul eder. Ve 138 günlük hücre hapsi, küfür, hakaret, zulüm ve işkencenin etkisiyle Abdullah Harun, 27 Eylül 1969 günü şehid olarak Rabbine ruhunu teslim eder. Rabbim, cennetinde bizi buluştursun!