Kur’ân-ı Kerîm’de Âl-i İmrân Sûresi’nin 14. ayetinde, insanoğlunun fıtraten değer verdiği şeyler sıralanmıştır: Bunların başında, ilk sırada kadın zikredilmiştir. Hiç şüphesiz ayeti kerimedeki bu sıralama tesadüfi değildir. Bu sıralama, kadının erkek için ne denli etkileyici ve önemli bir varlık olduğunu ortaya koyar. Aynı durum, kadın açısından da geçerlidir. Ayette geçen 'zuyyine' (süslendi) fiili edilgen kipte kullanılmıştır. Arapçada buna meçhul fiil kalıbı denir. Bu da sevginin ve yönelimin insan iradesi dışında, fıtratla gelen bir eğilim olduğunu gösterir. Nasıl ki insan yaşamını sürdürebilmek için suya ve gıdaya muhtaçsa, karşı cinse yönelme de fıtri bir eğilimdir.
Kur’an, insanı en iyi bilen Allah’ın kelamıdır. Kadının ilk sırada zikredilmesi, bu cazibenin büyüklüğüne işaret eder. Tarih boyunca kadın, sahip olduğu fıtrî ziynet ve cazibeyle nice olaylara, ihtilallere hatta savaşlara sebep olmuştur. Nitekim İngiltere kralı VIII. Henry, karısı Catherine’den ayrılmasına müsaade etmeyen Katolik kilisesine karşı Anglikan kilisesini kurmuş, kendisini de bu kilisenin başı ilan etmiştir. Ve bu yolla karısı Catherine’den ayrılıp aşkı Anne Boleyn ile evlenmiştir. Kral, Anne Boleyn ile bu izdivacı gerçekleştirebilmek için altı yıl bir mücadele vermiştir. Ve sonunda devletin dinini bir kadın uğruna değiştirmiştir.[1]
Bu etki, yalnızca inkârcılarda değil, müminlerde de görülür. Kur’an’da Yusuf Aleyhisselam’ın Züleyha tarafından zinaya davet edilmesi olayı anlatılırken, onun da bir beşer olarak bu cazibeden etkilendiği belirtilir: “Eğer Rabbinin delilini görmeseydi, o da ona meyledecekti...” (Yusuf, 24). Ayette, bu delil sayesinde o fiili yapmadığından bahsediliyor.
İnsanı, kendisinden daha iyi tanıyan Allah (celle celalühü), insanın bu zaafını bildiğinden zina ile ilgili ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır: “Zinaya yaklaşmayın, çünkü o açık bir kötülüktür ve çok kötü bir yoldur!”[2] Ayeti kerimede “Zina yapmayın” yerine, “Zinaya yaklaşmayın” denmektedir. Burada aynı zamanda, zina mahalline ve zina pozisyonuna girildikten sonra o durumdan kurtulmanın zorluğuna dikkat çekilmektedir. Bu tıpkı mıknatısın çekim alanına giren demirin mıknatısa yapışmaktan başka çaresinin olmamasına benzemektedir.
Modern bilim de erkeğin kadının cazibesi gerçeğini teyit etmektedir. Hollanda'nın Radboud Üniversitesi'nde, bir erkeğin güzel bir kadınla ilk karşılaşmasında nasıl tepki gösterdiğiyle ilgili bir araştırma yapılıyor. Araştırma sonucunda erkeklerin güzel bir kadınla ilk karşılaşma anında kısa süreli zihinsel fonksiyon kaybı yaşadıklarını, dikkatlerini toparlayamadıklarını, adeta salaklaştığı ve birkaç dakika sağlıklı düşünme yetisini kaybettiklerini ortaya koymuştur. Aynı üniversite, güzel bir kadınla birlikte ders çalışan bir erkeğin dikkatini toplamakta zorlandığı ve dersi anlama güçlüğü çektiği sonucunu da elde ediyor. [3]
Tüm bu aklî ve naklî deliller, kadın ve erkeğin bir arada bulunmasının duygusal ve zihinsel etkilenmeye sebep olduğunu açıkça göstermektedir. Bu bağlamda, karma eğitim modeli gençlerin gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Bugün “karma eğitim” adı altında kız ve erkek çocukların aynı sınıflarda eğitim alması hem dikkat dağınıklığına hem de mahremiyetin ihlaline yol açmaktadır.
Karma eğitim modeli, 1789 Fransız Devrimi sonrasında kilise karşıtı ideolojik bir refleksle ortaya çıkmıştır. Dine ve geleneksel değerlere tepki olarak şekillenen bu sistem, zamanla 'medeniyet' kisvesiyle diğer ülkelere ihraç edilmiştir. Ancak gelinen noktada, bu modelin faydadan çok zarar getirdiği bizzat Batılı araştırmalarla ortaya konmuştur. Örneğin, Almanya’da Düsseldorf Eğitim Bakanı Gabriele Behler, karma eğitimin özellikle kız öğrenciler için dezavantaj oluşturduğunu ifade etmiş ve fen bilimleri gibi derslerde ayrı eğitim uygulamasını başlatmıştır. Hamburg Üniversitesi’nden Prof. Peter Struck da karma eğitimin hem kızlar hem erkekler için pedagojik açıdan sakıncalı olduğunu belirtmiştir. Amerika’da ise sadece kız öğrencilerin eğitim gördüğü 80’den fazla üniversite vardır. Bunların başında gelen Wellesley Koleji, mezunlarını yüksek kariyerle hayata hazırlayan seçkin kurumlardandır.
Batı, karma eğitimle ilgili ciddi eleştiriler geliştirip alternatifler üretirken, Türkiye'de hâlâ bu sistemin savunulması ise ideolojik bir taassubun tezahürüdür. Oysa eğitimde ideolojik dayatmalar değil, bilimsel gerçeklik ve fıtrata uygunluk esas alınmalıdır. Bugün Türkiye’de karma eğitim mecburiyetinin kaldırılması, isteyen velilere ayrı eğitim tercihi sunulması kaçınılmaz bir ihtiyaç hâline gelmiştir.
Millî Eğitim Temel Kanunu'ndaki 'eğitim karma yapılır' ifadesi gözden geçirilmeli; geleneksel kız ve erkek okulları yeniden açılmalıdır. Ecevit hükümeti döneminde Millî Eğitim Bakanlığı yapan, Metin Bostancıoğlu’nun özel okullarda karma eğitimi zorunlu kılan düzenlemesi de iptal edilmelidir. Zira bu dayatmalar, nesillerin kabiliyetlerini köreltmekte, eğitimi ideolojik bir araca dönüştürmektedir.
Eğitim; zihni, ruhu ve ahlâkı birlikte inşa eden bir süreçtir. Bu sürecin fıtrata uygun, temiz ve dikkatli biçimde yürütülmesi şarttır. Aksi hâlde kaybeden sadece gençlik değil, ümmet olur.
Bir sonraki yazımızda buluşmak dileğiyle, Allah’a emanet olunuz. Dualarınızda bizlere de yer vermenizi istirham ediyorum.
[1] Mucahid Haksever,Kuran’da Hubbuşşehevat, Dua yayıncılık
[2]İsra, 32.
[3] Osman Özsoy, 2009 İstanbul http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-osman-ozsoy/420597-guzel-kadinlarin-carpici-etkisi-kanitlandi