İslam, insan hayatı ve toplum düzeninin korunması ve sürdürülmesi için beş şeyin emniyetini önemser ve sağlamaya çalışır. Akıl emniyeti; bu emniyetlerden biridir. Belki de en önemli olanıdır.
Akıl emniyeti; insanın düşünme, anlama, doğruyu yanlıştan ayırma ve sağlıklı karar verme nimeti ve yetisinin korunmasıdır. Bu emniyet; aklı dumura uğratan, şuursuz hale getiren ve bozan serkeşlik, içki, uyuşturucu ve yanlış bilgi gibi şeylerden uzak durmayı kapsadığı gibi ilim öğrenme, doğru düşünme ve sağlıklı karar verme gibi hususları da kapsar.
İnsanı insan yapan ve onu diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik ve en kıymetli nimet akıldır. İrade, düşünme, konuşma, öğrenme, öğretme, tercih etme, doğru ile yanlışı ayırt etme, olaylar arasında bağlantı kurma ve sorumluluk üstlenme gibi hasletler insanın akıl nimetine taalluk eder. İnsanın eşref, en üstün varlık, izzet sahibi ve kul olma yüceliği akıl nimeti sayesindedir. Bu sebeple aklı koruma, muhafaza etme ve akıl emniyetini sağlama, aklı geliştirme ve doğru yönlendirme hem bireysel hem de toplumsal hayat için çok önemli ve olmazsa olmazdır.
Akıl emniyeti insanın düşünme, anlama, değerlendirme ve sağlıklı karar verme kabiliyetinin korunması ile bire bir ilişkilidir. Akıl emniyeti her zaman, zemin ve dönemin en önemli güvenlik mekanizması olsa da günümüzde hızla değişen dünya şartları, dijitalleşme, bilişim yoğunluğu ve sosyal dönüşümler etkisiyle daha etkili, gerekli ve önemli bir hale gelmiştir.
İslami nazarda, insan çok değerli, kıymetli ve yüce bir varlıktır. Bu üstün vasıflar, İlahi iradenin ona verdiği üstünlük ve şeref vesilesiyledir. Bu bağlamda İslam, insanı insan eden bu nimetin korunmasını dinin asıl hedefleri arasında saymıştır. Korunması gereken beş esastan biri olan akıl, insanın dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır; çünkü insan, Allah’ın emir ve yasaklarını ancak akıl sayesinde anlayabilir, akıl vasıtasıyla doğruyu yanlıştan ayırt edebilir, fayda ve zararı akıl mikyasıyla bilebilir ve doğruları akıl nimetiyle hayatına taşıyabilir.
Mantık, zekâ, zihin, kalp ve beyin; akıl ile ilintili olan insani hasse ve hasletlerdir. Bu hasletler insanın düşünme, anlama, hissetme ve karar verme süreçlerinin farklı yönlerini ifade eder. İnsanın doğru, zamanlı ve olgun karar verebilmesi üretken bir zekâ, işlek bir zihin, sağlıklı bir muhakeme, düzenli bir mantık, vicdani bir yaklaşım ve samimi bir kalple bire bir ilgilidir. Kur’an-ı Kerim’de insanın düşünmeye, araştırmaya ve tefekkür etmeye yönlendirilmesi bu emniyetin en açık göstergesidir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için ibretler vardır.” (Âl-i İmrân: 190)
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?”
(Muhammed: 24)
İslam, sadece teslim olan bir Müslüman, inanan bir mümin istemiyor. Bu teslimiyeti ve imanı kemale erdiren, sağlam ve ihlaslı kılan bir tefekkür, tezekkür, hakikati araştırma ve sorgulamayı da ister. İslam’da körü körüne bir taklit değil, bilinçli, hakikatli ve sağlam bir iman esastır. Aklın, insanı hakikate ulaştıran önemli bir rehber olarak görülmesi bu nedenledir.
Peygamber Efendimiz (Sallahu Aleyhi Vesellem) de birçok hadis-i şerifte aklın önemine dikkat çekmiştir. Aşağıdaki hadis, bunlardan biridir:
“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.”
(Tirmizî, Kıyamet, 25)
Gerçek akıllılık sadece dünyalık işler konusunda başarılı olmakla sınırlı değildir. Gerçek akıllılık, hayatın muhasebesini yapma, davranışların sonuçlarını düşünme ve geleceği bilinçli bir şekilde planlamadır.
İslam, akıl emniyetini koruyacak yolları göstermiş, zinde tutacak düsturları belirlemiştir. Bu emniyeti zedeleyecek ve işlevselliğini bozacak, muhakeme gücünü zayıflatacak her türlü tutum ve davranışı yasaklamıştır. Özellikle içki ve uyuşturucu gibi aklı örten, insanı sarhoş kılan ve serkeşliğe sevk eden maddelerin bulundurulmasını ve üretilmesini haram kılmıştır; çünkü düşünme ve karar verme yeteneği korunmamış bir insan akıl sağlığını kaybeder. Akıl sağlığını kaybeden kişi yalnızca kendisine değil, ailesine ve topluma da zarar verebilir. Bu konuda Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:
“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide: 90)
Ayetin bize verdiği mesaj şudur: Akıl emniyeti, sadece bireysel bir sorumluluk değildir. Bunun toplumsal sorumluluğa taalluk eden bir yönü de vardır.
Aklı kullanma, sağlıklı muhakeme ve mantıksal örgünün en güzel örneklerinden biri Hz. İbrahim’dir (Aleyhisselam). O, bize insanın düşünerek ve sorgulayarak hakikate ulaşabileceğini somut bir şekilde gösterir. Hz. İbrahim, ilk önce toplumunun putlara tapmasını sorgular. Toplumun birer ilah nazarıyla baktığı yıldızları, ayı ve güneşi gözlemler. Onların birer ilah olamayacağını akıl yoluyla gösterir. Ve bütün varlıkları yaratan Allah’a yönelir.
Bedir Savaşı, İslam’ın akla ve istişareye verdiği değeri gösteren önemli örneklerden biridir. Peygamber Efendimiz (Sallahu Aleyhi Vesellem), ordunun konaklayacağı yeri belirler. Hubab bin Münzir (Radiyallahu Anh), Resulullah’a (Sallahu Aleyhi Vesellem) bunun vahye dayalı bir emir mi yoksa stratejik bir tercih mi olduğunu sorar. Bunun kişisel bir görüş olduğunu öğrenince daha uygun bir yer önerir. Resulullah (Sallahu Aleyhi Vesellem) de bu teklifi kabul eder.
Akıl emniyeti, yalnızca zararlı alışkanlıklardan, yanlış tutumlardan uzak durmakla sağlanmaz. Doğru bilgiye ulaşmak, sahih yoldan ilim öğrenmek, batıl fikir ve ideolojilerden uzaklaşmak ve her türlü cehaletten kurtulmak da aklı korumanın temel yollarındandır. İlk vahyin “Yaratan Rabbinin adıyla Oku!” emriyle başlaması, “İlim talep etmek her Müslümana farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17) hadis-i şerifi bilgiye verilen önemi, bilginin nasıl, niçin ve kim adına öğrenilmesi gerektiğini, kendini geliştirmenin önemini vurgular ve açıkça ortaya koyar.
Tarih boyunca Müslüman âlimlerin ilim ve düşünceyi teşvik etmesi; matematikten astronomiye, tıptan felsefeye kadar birçok alanda önemli çalışmalar yapması akıl emniyetinin eğitim ve bilim yoluyla güçlendirildiğini göstermektedir.
Akıl emniyeti, insani bir bakışla değerlendirildiğinde insanın özgür bir şekilde düşünebilmesi; sağlıklı, doğru ve verimli bir karar verebilmesi anlamına gelir. İnsan, doğru bilgiye erişebildiği, farklı görüşleri değerlendirebildiği ve kendi tercihlerini bilinçli şekilde yapabildiği ölçüde kendini geliştirebilir. Bu nedenle inanç tercihi, eğitim hakkı, ifade özgürlüğü ve eleştirel düşünme gibi hususlar akıl emniyetine ve korunmuş sağlıklı bir akla bağlıdır. Yanlış bilgiler, sapkın fikirler, yoz düşünceler, baskılanmış görüşler, manipüle anlatılar ve algı operasyonları düşünce özgürlüğünü zedelediği gibi akıl emniyetine de zarar verir.
Akıl emniyeti, yalnızca düşünsel değil aynı zamanda biyolojik ve psikolojik bir meseledir; çünkü öğrenme, öğretme, eğitim, talim, terbiye, bilgi ve ilim gibi kavramlar doğrudan akıl emniyeti ve sağlıklı bir zihin faaliyeti ister. Psikolojik ve nörobilişsel araştırmalara göre; düzenli uyku, dengeli beslenme, faydalı konuşmalar, Kur’an-ı Kerim ezberi, fiziksel aktivite ve sağlıklı sosyal ilişkiler akletme kabiliyeti ve zihinsel performansı artırır. Buna karşılık aşırı stres, bağımlılıklar, faydasız konuşmalar, gereksiz ezberler, kronik yorgunluk ve bilgi kirliliği akıl, zihin, düşünme ve algılama kapasitesini olumsuz etkiler. Bu nedenle:
Bilgi kirliliği, akıl emniyetini ciddi anlamda tehdit eden güncel bir problemdir. İnsanlar; basın, internet, sosyal medya ve yapay zekâ sayesinde saniyelik hızla yoğun, fazla, aşırı ve büyük miktarda bilgiye ulaşabilmektedir. Her bilginin doğru ve güvenilir olmadığı gerçekliği; yanlış haberler, dezenformasyon, komplo teorileri ve manipülatif içeriklerin insanın düşünce süreçlerini etkileyebildiğini ve sağlıklı karar veremediğini açıkça göstermektedir. Kur’an-ı Kerim, bu yanlış gidiş ve olumsuz etkileşimin önünü şu ilahi emirle keser:
“Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, (yoldan çıkmış bir) fasık size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.” (Hucurât: 6)
Bilgi doğrulaması, 5N1K ölçüsü ve eleştirel düşünme akıl emniyeti için gereklidir. Bu sebeple Müslüman, duyduğu her bilgiyi sorgusuz sualsiz kabul etmemeli, iyice araştırmalı, ana hatlarıyla değerlendirmeli ve bilginin doğruluğunu teyit etmelidir.
Yapay zekâ teknolojileri, dijital içerik üretimleri ve algoritmalar, bireyin düşünce dünyasını etkileyen çağdaş unsurlardır. Bu imkânlardan elbette istifade edilmelidir. Bu istifade süreci; sorgulayıcı düşünceyi korumak, insan iradesini ve muhakeme gücünü canlı tutmakla yürütülmelidir. Bilmemiz gerekir ki teknoloji, yapay zekâ; insan aklının yerini asla tutamaz. Bu ikisi ancak aklı destekleyen ve geliştiren bir araçtır.
Aklı var eden, sonsuz yaratıcıdır,
Yapay zekâ ise insan ürünü bir teknolojik icattır.
Biri asıl, biri gölge…
Akıl emniyeti, İslami yönden temel amaçlarından biri olduğu gibi günümüz dünyasının vazgeçilmez bir değeridir. Kur’an ayetleri, hadis-i şerifler ve İslam tarihindeki örnekler ve milyonlarca yaşanmışlık/tecrübe aklı korumanın ve doğru kullanmanın ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.
Sağlam ve sağlıklı bir akıl, sağlam ve sağlıklı bir iman ve güçlü bir toplumun temelidir.
Aklı korumak ve emin bir akıl sahibi olmak sadece bireyin değil; aile, eğitim kurumları, idareci dâhil olmak üzere bütün toplumun ortak sorumluluğudur.
Akıl nimetini koruyan ve geliştiren toplumlar hem maddi hem manevi anlamda daha huzurlu, daha bilinçli ve daha güçlü bir geleceğe ulaşacaktır.