İnsanın insan olma ve insan kalma açısından iki ana özelliği vardır ki, bunlar insanın özüne işlemiş vazgeçilmezlerdir: Havf ve reca. Yani korku ve ümit. İnsan bu iki özelliğini bilip dengede tuttuğu müddetçe insanlık için faydalı ve verimli bir birey olabilir. Bunları dengede tutan ise terğip ve terhiptir. Rağbet etmek ve sakınmak… Bilinçli yakınlaşmalar ve bilinçli uzaklaşmalar. Bu bilinç düzeyi bir süreç gerektirir ve biz bu sürece eğitim-öğretim daha doğrusu talim-terbiye süreci deriz.
Bu girizgâhtan sonra günümüze gelelim:
Eğitim ve öğretimin uzak yakın tüm amaçları, hedefleri sığ düşünce kalıplarına, seküler gücün hegemonyasına ve iktidar hayallerine kurban edilerek kadim bir sistem olan talim-terbiye, adeta heba edilmiş maalesef.
Modern eğitim ve öğretim biliminin (didaktizm), eğitim bilimlerinin (pedagoji) bilimsel tüm verilerine rağmen ideolojik saplantılardan ve çağımızın güç odaklarının elinden kurtarılamamış olması, çağın eğitim açısından en büyük handikabı olmuştur.
Pragmatizmin de etkisiyle sadece maddi/akademik sonuçlara odaklanan müfredatlar eğitim sistemlerini, amaçlarını dünyevi çıkarlardan öteye götürememiştir.
Okullarımız adeta piyasalaşan, dünyevileşen ve sırf bir ikbal aracı olarak görülen zorunlu meskenlere dönüşmüş. Batıyı motamot taklit etmek, onlara yaranmak ve o aldatıcı müreffeh ekonomiye ulaşmak için evlatlarımızı onların istediği gibi yetiştirmek hiç akıl kârı olabilir mi?
Sadece batı ülkelerinde gördüğümüz okul içi şiddet ve saldırılarını, özellikle son zamanlarda kendi ülkemizde de görüyor olmamız maalesef bu acı gerçekleri pekiştirmektedir.
Günümüzde “Hangi bilgi?” ve “Nasıl bir insan?” sorularına bile doğru cevap veremeyen eğitim-öğretim sistemlerinin genelinde bireyleri verimsizleştiren, dahası olumsuz davranışlara iten başlıca sebepleri şöyle sıralayabiliriz:
- Zorunlu eğitim dayatmasıyla güdülenme ve isteklilik yok sayılmıştır.
- Karma eğitim adı altında genç nesil, adeta ergenlik çağı bunalımlarına sürüklenmek istenmiştir.
- Yoğun olan maddi müfredatlar ile öğrenciler, sadece akademik başarı odaklı hale getirilmiştir.
- Özellikle öğretmen mesleğinin yeterliliği ve gerekliliği azaltılmış ve bu eğitimin tüm basamaklarında sonu gelmez sorunlara yol açmıştır.
- Manevi ve kültürel değerler, arka plana atılarak toplumuna ve özüne yabancı nesiller yetiştirilmiştir.
- İnsani değerler ve erdemler araya serpiştirilmek üzere kıymeti azaltılmış hatta kimi sistemlerde yok sayılmıştır.
- Otokontrol, sorumluluk, dürüstlük ve hayatın gerçeklerini kavrama gibi çok önemli vasıflar sürekli ötelenmiştir.
- İyiyi ve kötüyü tanıtamadığı gibi iyi ile kötü kavramları birbiriyle karıştırılacak düzeyde basitleştirilmiştir.
- Talim ve terbiye, terğip (teşvik etmek) ve terhib (sakındırmak) olan eğitim, maalesef meşguliyet alanlarına dönüştürülmüştür.
İyi ile kötüyü ayrıştıramayan, iyiye teşvik edemeyen, kötüden de sakındıramayan bir sistem eğitim sistemi olabilir mi?
Aslında yitik malımız olan talim ve terbiye artık en büyük ihtiyacımız olmuştur. Batının ve diğer Avrupa ülkelerinin müfredat ve sistemleri kopyalanarak yeni neslimizi çağımızın yarınlarına hazırlayamayacağımız artık bariz bir şekilde görülmektedir.
İslam kültüründe genellikle öğretimin karşılığı talim, eğitimin karşılığı olarak da terbiye kullanılmaktadır. Ayrıca öğrenim için tahsil, eğitimi ifade etmek üzere tedris ve irşad kelimeleri başka bir zenginliğin ifadesidir. Yani ilim ve irfan, bilgi ve erdem bir arada sunulmuştur. Maddi tahsilin paralelinde manevi irşad devam ettirilmiştir. Rüşd, doğru yolu bulup kararlılıkla benimsemektir. İslam, yaygın ve örgün eğitim sistemlerinin her adımını irşad ile sağlamlaştırmıştır. İrşad; terğip ve terhip ikilisini bir arada ve dengede tutmaktır.
İyiye, hayra, fazilete, hakka, güzel ahlâka teşvik etmek ve aynı zamanda kötülüklerden, yalan yanlışlardan, zarar ve ziyandan, günah ve haramdan uzaklaştırmak…
İslam, talim ve terbiyeyi yani eğitim ve öğretimi; oto kontrolü gelişmiş, inançlı, erdemli, verimli ve bilgili bireyler yetiştirmek için geliştirmiş ve sistematikleştirmiştir. Hiçbir handikaba takılmadan zaman ve coğrafî bölgelerle sınırlandırılmadan devam etmiş ve asla asli hedefinden şaşmamıştır.
“Emri bil me'ruf nehyi enil münker” düsturu ile eğitimin her aşaması birer kurtuluş projesine dönüştürülmüştür. İyileri pekiştiren ve kötüleri inzar eden mükemmel bir sistem...
İyiliği emredemeyen, kötülükten de nehyedemeyen sistemler elbette ki sürekli defolu dönütler almaya mahkumdurlar. Belki çok iyi derecede akademik başarıya ulaşırlar ancak hiçbir zaman iyi derecede pozitif sonuç elde edemezler.
İslam bu açıdan hem ferde hem de topluma yeterli düzeyde sorumluluk yüklemiştir.
Her bir ferdin kendi ihtiyaçlarını giderecek ilmi öğrenmesi farz-ı ayn yani zorunludur. Allah rızası gözetilmek kaydıyla insanlara faydalı olacak, sosyal yaşam için gerekli her türlü ilmin öğrenilmesi ise farz-ı kifayedir. Yani isteğe bağlıdır. Bununla birlikte bireysel farklılıklar önemsenmiş ve talim-terbiye talebe merkezli devam etmiştir.
İslam nizamı, suffa, mektep, medrese vb. kurumlarında müfredat veya disiplin merkezli değil, seviye merkezli ilerlemiştir. Her birey kendi istidat ve kabiliyetleri paralelinde gelişim evrelerini tamamlamıştır.
Eğitimin amacı, program teorisi ve uygulaması, öğretim ilke ve yöntemleri, öğretimde materyal kullanımı, çocuk gelişimi ve yetiştirilmesi bu doğrultuda hazırlanmıştır. Bu nedenledir ki İslam tarihi, çağına yön veren, çağların ötesine dokunan alim, filozof, aydın, düşünür, dahi ve liderlerle doludur. Bugün bile ilmin ve bilimin her kademesinde ve her disiplininde bu yıldızların parıltıları devam etmektedir.
"Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allah'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen öğrenci bundan müstesnadır."[1]
[1] Riyazü’s-salihin Hadis No: 1387