İnzar Dergisi - Hüseyin Şenlik
7 Ekim 2023 tarihinden beri devam eden Aksa Tufanı Harekâtı, geçici barış antlaşması imzalanmasına rağmen hala sürdürülmektedir. Hamas’ın Aksa Tufanı diye isimlendirdiği harekât, işgalci israil tarafından birkaç gün sonra Kılıç Operasyonu olarak isimlendirilmişti. Özelde Gazze ve igalci israil arasında yaşanan savaş, genelde her iki tarafa destek verenler arasında yaşanmaktadır. Bir de savaşa taraf olmadığını söyleyip, suskun kalarak, zulme seyirci kalan ülkeleri de unutmamak lazım.
İşgalcilere destek veren ülkeleri sadece Aksa Tufanı Harekâtı bağlamında değil, Yahudi Siyonistlerin işgal faaliyetlerini başlattıkları günden beri ele almak daha doğru olacaktır. İşgalcilerin ilk günden beri en büyük destekçileri ABD olmuştur. ABD sonrasında ise AB olmuştur. İşgalcilerin sağ tarafında ABD sol tarafında ise AB yer almıştır. AB ülkelerinden kimi devletler doğrudan desteklerini açıklamışken -Almanya, Fransa, Hollanda, Polonya, Macaristan, Yunanistan, Romanya- geriye kalan diğer ülkeler ise AB sözcülerinin açıklamalarına katılarak desteklemişlerdir.
Bu ülkeler kimi zaman uluslararası arenada diplomatik yardım, kimi zaman silah yardımı, kimi zaman ise parasal/ekonomik yardımlarda bulunmuşlardır. Ancak işgalci israilin en çok önemsediği, yardım silah ve diplomasidir. Diplomasi derken; doğrudan kendilerine destek veren ülkelerin, “Kudüs İsrail devletinindir ve Hamas bir terör örgütüdür.” şeklindeki açıklamalarıdır.
Silah yardımında ise ABD’nin birçok defa denizyolu üzerinden gemi gemi, uçaklar dolusu silah, bomba ve füze nakliyatı yaptığı bilinmektedir. Hamas’ın el yapımı, basit ve ucuz olan binlerce füzesini infilak ettirmek için Demir Kubbenin gönderdiği pahalı, büyük ve akıllı füzeler, bir müddet sonra tükenince ABD yardıma koşmuş ve her defasında uçak ve gemiler dolusu füze ile işgalcinin yardımına yetişmiştir. İşgalci israilin büyük maliyetlerle ürettiği füzelerin birkaç ay içerisinde tükenmesi ekonomisini bir hayli sıkıntıya sokmuştur. Bundan dolayı da savunma bakanlığı, bir çete gibi çalışarak dünyanın en büyük firmalarına haraçlar kesmiştir.
Ekonomik olarak zor günler geçiren işgalci israil, Dünya’nın herhangi bir yerinde yaşayan zengin bir Yahudi veya Yahudi sevici birini görmüş ise kendilerine entrikalar kurarak, tehditler yağdırarak zorla bağış yapmalarına istemiştir. Örneğin Boeing, Lockheed Martin, Volkswagen, Tesla, Starbucks, Netflix Mastercard, Google, Disney, Bosch, Bayer, Apple, Amazon, McDonald's, Burger King, Puma, Coca Cola vb. şirketler doğrudan işgalci israile destek sağlarken; Hyundai, Volvo, CAT, JCB, Barclays, CAF, Re-MAX, HP vb. yüzlere şirket işgalci israilin baskıları neticesinde dolaylı yoldan destek vermişlerdir. Ancak unutulmamalıdır ki ismi zikredilen ve daha ismi zikredilemeyen yüzlerce şirketin kökenleri ya israil ya ABD ya da AB ülkelerine dayanmaktadır.
Bilinen bu ülkelerin dışında birde Müslüman olup işgalcilere destek veren ülkeler de bulunmaktadır. Örneğin; Azerbaycan, BAE, Bahreyn, Fas ve Sudan 2020 yılında imzalanan İbrahim Antlaşması nedeniyle diplomatik ilişkilerinin bozulmaması için işgalci israil yanlısı bir tutum sergilemişlerdir. “Küfür tek millettir.” kabilinden Gayr-i Müslimlerin desteklerinden ziyade Müslüman ülkelerin desteği, İslam dünyasını daha fazla üzmüştür.
İşgalci israile destek veren ülkeler olduğu gibi Gazze’ye de destek veren ülkeler bulunmaktadır. Örneğin; İran, Yemen, Lübnan, vb. ülkeler Hamas’a doğrudan silah yardımı yaparken; Katar, Pakistan, Cezayir, Afganistan, Endonezya, Malezya vb. ülkeler ise sadece insani yardım ve parasal yardımlarda bulunmaktadırlar.
Türkiye ise devlet olarak uluslararası medyada Filistinlilerin hakkını savunmakla yetinmiş ancak yapılan insani yardımlar ise sadece STK eksenli kalmıştır. Yani devlet nezdince bir yardım yapılmamış, yapılan yardımlar duyarlı Müslüman sivil toplum kuruluşlarınca gerçekleştirilmiştir. Örneğin; Umut Kervanı Vakfı, Avrupa Yetim Eli, İHH, Sadakataşı Derneği, Deniz Feneri Derneği vb. kuruluşlar Gazze’ye insani yardım ulaştıran bazı STK’lardır. Türkiye; israili açıkça işgalci olarak nitelendirse de diplomatik dengeleri gözeten bir ülke oldu. Buna karşın daha sessiz ve kısık sesli kalan ülkeler arasında Suudi Arabistan, Mısır, Fas ve Ürdün zikredilebilir.
Gazze ve israil üzerinden dünya devletleri bloklaşmaya doğru ilerlerken uluslararası hukuk ve uluslararası cemiyetler ise sessiz kalarak, dolaylı yoldan destek vermektedirler. Hiçbir vicdanın sessiz kalamayacağı ve 21. asrın en büyük katliamlarından biri olan bu savaşta kuruluşların ve cemiyetlerin sessiz kalması, ancak gizlice/sinsice taraf oldukları bir grubun bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Savaş esnasında uyulması gereken uluslararası hukuk kuralları, sivilleri ve diğer hassas grupları korumak ve savaşın askerler üzerindeki ağır sonuçlarını azaltmak için bir yandan silah ve savaş yöntemlerini düzenlemekte, diğer yandan da savaşın kurbanları olarak nitelendirilebilecek sivil halkın, yaralıların, hastaların ya da esir düşmüşlerin korunması için doğrudan yükümlülükler getirmektedir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokollerinden başka, “1954 Silahlı Çatışmalarda Kültürel Varlıkların Korunmasına Dair Sözleşme”, “1972 UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi”, “1972 Biyolojik Silah Sözleşmesi”, “1980 Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi”, “1992 Arkeolojik Mirasın Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”, “1993 Kimyasal Silah Sözleşmesi” ve “1997 Ottawa Anti-Personel Mayın Sözleşmesi” gibi sözleşmeler de bulunmaktadır.
Yukarıda bahsedilen düzenlemelerle getirilen kuralların amacı; gereksiz ölümleri, gereksiz acıları ve gereksiz yıkımı önlemek ve savaşın bir nevi yalnızca politik amaçları ile sınırlı kalmasını sağlamaktır. Bu çerçevede, “silahlı çatışmaların silah ve yöntemlerinin sınırlandırılması” ve “silahlı çatışmalarda sivillerin ve savaş dışı kişilerin korunması” gibi iki temel hedef, başarılmaya çalışılmaktadır.
Bugün Gazze’de 53 bin şehit, 150 binden fazla yaralının olduğu ve 2 milyona yakın Gazzelinin göç ettiği aktarılmaktadır. Diğer taraftan israilli resmi makamlar 2500 küsur ölü ve 10 binlerce yaralı askerinin olduğunu aktarıp yaklaşık 500 bin civarında Yahudi’nin göç ettiğini aktarmaktadır. Ancak Hamas yetkilileri işgalcinin zikredilen rakamlardan çok daha fazla kayıp verdiğini söylemektedirler.
Durum böyle iken Birleşmiş Milletler ve diğer kurum ve kuruluşların cüzi yardımlarda bulunup kınama ile yetinmeleri gülünç bir haldir. Ayrıca ismi zikredilen sözleşmeler bağlamında genellikle işgalci israilin meşru müdafaa hakkını kullandığını zikreden kaynaklar ve kurumlar, işgalci israilin yıllardan beri uygulayageldikleri işgal ve katliamlara ise yalnızca sessiz kalmaktadırlar.
Uluslararası hukukun açık ve seçik bir şekilde israilin insanlık suçu işlediğini, katliamlar gerçekleştirdiğini, işgalci olduğunu, kadın-çocuk-yaşlı demeden herkesi katlettiğini, savaş suçu işlediğini, kullanılması yasak bombalar ve silahlar kullandığına dair birçok defa rapor ve beyanları olmasına rağmen işgalci israil, ABD’nin arkasına sığınarak hiçbir statüyü kabul etmediğini ilan etmektedir.
Ümidimiz Gazze’nin muzaffer olması ve işgalci İsrailin kaybetmesi yönündedir. Hiçbir hukuk kuralını tanımayan işgalci, elbet bir gün ilahi hukukun karşısında hesap verecek ve ilahi hukuka göre de yargılanacaktır. Rabbim Gazzeli Müslüman kardeşlerimizin yardımcısı olsun inşallah.
Hüseyin ŞENLİK