“Siz hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir.” (Sebe’: 39)
Ebû Hüreyre (Radıyallahu Anh)’den rivayet edilmiştir. Dedi ki Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurdu:
“Kulların sabahladığı her gün iki melek iner. Bunlardan biri:
- Allah’ım! Malını infak ederek verene yenisini ver! diye dua eder. Diğeri de:
- Allah’ım! Cimrilik edenin malını yok et! diye beddua eder.” (Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57)
İmam Ahmed bin Hanbel’in geniş rivayetinde şöyle geçmektedir: “Her gün güneş doğarken, güneşin iki yanında iki melek yer alır ve insanları Allah’ın rahmetini kazanmaya dâvet ederler. İhtiyaçlara yetecek az malın, insanı Allah’tan uzaklaştıran çok maldan daha hayırlı olduğunu ifade ederler. Güneş batarken yine iki melek güneşin iki yanında durarak malını infak edene yenisini vermesi, cimrilik edenin de malını telef etmesi için Allah’a dua ederler. O meleklerin gür sesini, sadece insanlar ve cinler duymaz. Onların dışındaki bütün mahlûkat duyar.”
Bir anlamda el açıklığı diye ifade edilebilecek olan “kerem”, gerekeni gereken yerde gönül rızası ile harcamak demektir. “Cömertlik” de böylesi bir iyilik severliktir. “İnfak” ise, dinimizin hayır olarak bildirdiği herhangi bir yolda mal sarfetmek demektir. Allah Teâlâ, hayır olarak harcanacak her şeye, onun yerine geçmek üzere bir karşılık vereceğini hatta bu karşılığın o yapılan iyilikten daha üstün olacağını da haber vermektedir: “Kim bir iyilik yaparsa ona bundan daha hayırlı karşılık vardır.” (Kasas sûresi: 84). Bir başka âyet-i kerimede de: “Kim, Allah’ın huzuruna iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on katı vardır” (En‘âm sûresi: 160). buyurmaktadır.
Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) de: “Sadaka vermek malı eksiltmez” (Müslim, Birr 69) buyuruyor.
Çok net ve kesin bir ifade ile Sevgili Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem), sadakanın malı eksiltmeyeceğini müjdelemektedir. Çünkü Allah Teâlâ, tasadduk edilen her şeyin karşılığını vereceğini vaadetmiştir.
Kendisinden sadaka verilen mal, bereketlenir. Görünürde bir azalma var gibi gelse bile, karşılığı ya dünyada ya ahirette ya da her ikisinde birden en az on misli ile alınacağından mal manen ve maddeten bereketlenmiş ve artmış olur. O halde cimri davranmaya gerek yoktur. Dünyada malını arttırmak, ahirette sevabını çoğaltmak isteyen sadaka vermelidir. Ayrıca buna inanan kimseye dünyada bir gönül huzuru, ahirette de ebedî saadet verilecektir.
Evet, değişmeyen bir gerçek var. O da malını infak edene daha iyisinin verileceği gerçeği. Şu hadîs-i kudsî bu gerçeği ne güzel anlatmaktadır:
“Ey kulum! Sen benim için ver ki, ben de sana vereyim” (Buhârî, Nefekât 1; Müslim, Zekât 36, 37).
“Ey âdemoğlu! İhtiyâcından fazla olan malını sadaka olarak vermen senin için iyi; vermemen kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimleriyle mükellef olduğun kimselerden başla. Veren el, alan elden üstündür (unutma).” (Müslim, Zekât 97. Tirmizî, Zühd 32)
Hiç şüphesiz her iyilik gibi hayırda infak ve cömertliğin asıl faydası ve hayrı, bizzat o iyiliği yapanadır. “Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir.” (Bakara sûresi: 272) Çevresindeki insanlar ihtiyaç içinde kıvranırken, elinde ihtiyaç fazlası imkânı bulunanların, cimrilik edip kimseye bir şey vermemesi de aleyhlerinedir. Özellikle bu ihtiyaç sahipleri, bakmakla mükellef olduğu kimseler ise daha kötüdür.
Şuna da dikkat etmek gerekir ki hayır ve iyilikten maksat, Allah rızasını kazanmak olmalıdır. Müminler sadece bu maksatla infak ederler. “…Yapacağınız hayırları ancak Allah’ın rızasını kazanmak için yapmalısınız.” (Bakara sûresi: 272)
Her şeyi bilen Allah Teâlâ, kimin ne hayır işlediğini ve ne maksatla yaptığını da mutlaka bilir. İnsanlar kendilerine yapılan iyiliği takdir ve itiraf etmekte kusurlu davransalar da Allah Teâlâ kimin ne iyilik yaptığından aslâ gafil olmaz. “Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.” (Bakara sûresi: 273) “Hayır olarak verdiğiniz ne varsa, karşılığı size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Bakara sûresi: 272)
Bu da yapılan iyiliğin asla zayi olmayacağının garantisini vermektedir.
Mal ve servet sahibi olmak, Allah’ın güzel bir lütfu ve nimetidir. Ancak asıl güzellik ve hüner, Allah’ın lütfu olan malı, hak yolunda harcamayı başarabilmektir. Çünkü “imtihan vesilesi” olarak verilmiş olan “mal”, çoğu kimsenin başarısız bir imtihan geçirmesine vesile olmakta, azmasına, sapmasına, haksızlık yapmasına kapı açmaktadır.
Bu sebeple asıl özenilecek husus, mal sahibi olmak değil, az olsun çok olsun malı hak yolunda infak edebilmektir. Sahip olduğu malı hak yolda harcamasını başarabilen kimse, Allah’ın rızası ile birlikte herkesin takdirini de toplamaya hak kazanmış bir yiğit, bir büyük kahramandır. Çünkü malın fitnesinden yakasını kurtarıp onu güzellikler ve hayırlara vesile kılmasını bilmiştir.
Bilinen bir gerçektir ki, insan ne kadar zengin olursa olsun, öbür dünyaya nihayet bir kefen bezi ile uğurlanmaktadır. Hal böyle olunca, herkesin kazandığı mal, netice itibariyle mirasçılarına kalmaktadır. Kazandığı malı yerli yerinde harcayamayan kimse, mirasçısı için mal biriktiriyor demektir. Onun da o malı nasıl değerlendireceğini Allah bilir. “Kişinin kendi malı hayır yaparak önceden gönderdiği, mirasçısının malı ise, harcamayıp geriye bıraktığıdır!” (Buhârî, Rikak 12)
Bu nedenle elindeki serveti sevap olarak ahirete taşıyabilen kimse, kendi malını gerçekten seven kişi demektir. Herkesin dünyadan nasibi, yiyip tükettiği, giyip eskittiği ya da tasadduk edip ahirete gönderdiğidir.
Hz. Âişe (Radıyallahu Anhâ)’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem’in ailesi bir koyun kesmişlerdi. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bir ara: “Ondan geriye ne kaldı?” diye sordu. Hz. Aişe: “Sadece bir kürek kemiği kaldı” cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber; “Desene bir kürek kemiği hariç, hepsi duruyor!” buyurdu. (Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 35)
Şunu da bilmek gerekir ki Allah yolunda yapılan infakta önemli olan, yapılan iyiliğin miktarı değildir. Doğru olan, herkesin elindeki imkân ne ise, onunla güzel sonuca ulaşmaya çalışması, bu bilinç ve gayret içinde olmasıdır.
“İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir” (Rahmân sûresi: 60)
“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.” (Zilzâl sûresi: 7).
“Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun!” (Buhârî, Zekât 9, 10, Müslim, Zekât 66-68)
Zikredilen ayet-i kerime ve hadis-i şerifler, Allah rızası için yapılacak -az veya çok- hiçbir iyiliğin karşılıksız kalmayacağını ifade etmektedirler.
Aslında iyilik ve hayır yapmak bir nasip meselesidir. İyiliğin karşılığı yine iyilik olduğuna göre, iyilik yapmak/yapabilmek de bir nimettir. Bu iyiliği yaparken de cihad ve şehadetle yoğrulan Filistin ve Gazze gibi en muhtaç, en layık olanını ve İslam ümmetinin medar-ı iftiharı olan kahraman mücahitleri seçebilmek de Allah’ın izniyle en büyük nimet olacaktır.
Son olarak: Her yönden mükemmel ve “en güzel örnek” olan Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem), kerem ve cömertlik bakımından da herkesten önde idi. Câbir (Radıyallahu Anh) şöyle dedi: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’den bir şey istendiği zaman asla “yok” demezdi. (Buhârî, Edeb 39; Müslim, Fezâil 56) Varsa ve vermesi mümkünse verir, verecek bir şeyi yoksa, belki bir yerden gelir diye bekler veya yardım etmeyi vaad eder ya da güzel sözler söyleyerek isteyenin gönlünü alırdı.
Rabbim her hususta ve özellikle Allah yolunda infak ve hayırda Resulullah’a hakkıyla tabi olmayı nasip ve müyesser eylesin! Âmin!..