Sizi bilmem; ama benim aklıma ilk önce nimetler gelir. Hamd ve şükrü gerektiren nimetler… Ve hemen sonrasında tehdit niteliğinde 31 kez tekrar edilen şu ayeti kerime: “Allah’ın hangi nimetlerini yalanlamaya kalkışırsınız.” (Rahman, 21) “Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız.” (Nahl, 18)
Kendimize, çevremize, ailemize bakarsak sayamayacağımız nimetlerle karşı karşıya olduğumuzu görürüz; her gün üzerimize doğan güneş, teneffüs ettiğimiz hava, gören gözlerimiz, güzel bir kokuyu alan burnumuz, değişen mevsimlerin beraberinde getirdiği güzellikler, çocuklar ve torunlar, cennetin kopyası olan yemekler de olsa türlü türlü isimlerini de bilmediğimiz güzel yemekler ve onlara uyumlu içecekler. Otomatik çalışan kalbimiz, midemiz ve bağırsaklarımız, yarı otomatik çalışan kirpiklerimiz ve el-kol hareketlerimiz. Kısacası hayatımızdaki mevcut nimetleri saymakla bitiremeyiz. Bu nimetlerin basit karşılığı olarak hamd ediyor, şükrediyor muyuz?
Hamd ile şükür arasında şöyle ince bir tanım da yapılır: Hamd, nimet içinde nimeti vereni görmektir. Yani henüz seni bulmayan nimetin sahibini görmendir. Şükür ise seni bulmuş nimetin sahibini bilmen görmendir. Bu yönüyle hamdin daha kapsayıcı özelliği vardır. Bollukta darlıkta, sağlıkta hastalıkta da hamd edilebilir.
İmam Gazali’nin de çok güzel bir şükür tarifi vardır: "Allah Teâlâ’nin verdiği nimeti, onun sevdiği yerde harcamak şükür; sevmediği yerde kullanmak ise küfran-ı nimettir."
Şu da bir gerçek ki azlığın kıymete bindiği noktalardan bir tanesi de şükür noktasıdır. Aynı zamanda bu bizim zayıf noktalarımızdandır. Şükrün derecelerini açıklayan üç kelime var: Bakalım bu derecelerden hangisi bize uyuyor:
Şakir, varlığa şükreder.
Şekür, belaya şükreder.
Şekkar ise Allah’tan gelen her şeyi kabullenip razı olmaktır.
Peki, asgari ölçüdeki şakir tanımına girebilmemiz için neler yapmamız gerekir ki en azından kendimize şakir diyebilelim?
1- Dilimizle: Bize türlü türlü nimetler vereni zikretmek: "Rabbinin nimetine gelince, onu minnet ve şükranla an" (Duha, 11)
2- Kalbimizle: Kalp ile nimeti vereni tanımak ve onu tasdik etmektir. Gördüğümüz nimetleri gözümüz kanalıyla kalbe bir mesaj olarak atıp nimetin sahibini hatırlamak.
3- Fiillerimizle: Bu da organlarımız vasıtasıyla. Hangi organ Allah’ın emirlerine muhatap ise gereğini yapmakla… El çalmayacak, hakkı olmayan şeye uzanmayacak. Göz, kendisine çizilen sınırlar dahilinde bakacak, gibi gibi…
Ayet-i kerimenin delaletiyle Allah’ın şükreden kulları da çok azdır; “... Ey Davud ailesi şükredin, kullarımdan gereği gibi şükreden azdır.” (Sebe, 13) Ve bu azlar Allah katında değerlidir. Şakir, şekur ve şekkar payesine ulaşıp kendimizi bu değerli azınlık arasına kaydetmek elimizde. Peki ama nasıl?
Yoksa farkında olmadan Allah Teâla’nın üzerimize saçtığı, içinde yüzdüğümüz bu nimetler aslında bir nimet değil de imtihanın ta kendisi mi? Elbette. Çünkü şu ayeti kerimelerden şükür derecelerimizin ölçüldüğünü anlıyoruz. Şükretmediğimiz takdirde bir azaba da duçar olabileceğimizi de anlıyoruz.
“Bu, dedi; şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim, diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfundandır.”(Neml,40)
Allah verince de vermeyince de bizi imtihanın bir parçası kılıyor.
“Eğer siz iman eder ve şükredersiniz, Allah size neden azap etsin! Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.” (Nisa, 147)
Geçen Ramazan ayında hemen yanımda teravih namazını kılan 9 yaşında bir çocuk vardı. 16’ıncı rekâtta şöyle mırıldandı: “Ne bitmek bilmeyen bir namazmış bu arkadaş!”
Bu çocuktan esinlenerek şöyle diyelim: “Bu ne biçim bir nimetmiş arkadaş! Nimetler içinde keyif çatıyorsun. Ama şakir sıfatınla yapmazsan günün sonunda şükür yoksa bir azapla karşılaşabiliyorsun.
Hz. Süleyman (Aleyhisselam) vadide karıncanın ne dediğini anlayınca, Allah Teala’ya şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Beni gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat.” (Neml, 19)
Allah Teâla bizi rahmetiyle şakir, şekur ve şekkar kullar olmamız için bizi iyi işler yapmaya muvaffak kılsın. Amin.