Bu ayın payına biri cesaret, direniş, siyaset ve liderliğiyle Kafkaslara bir doğruluk ve şehadet destanı olan Cevher Dudayev; diğeri bilgi, düşünce, şiir ve hikmetle başta Hint yarımadasına ve bilahare tüm İslam dünyasına örnek bir ufuk olan Muhammed İkbal düştü.
Kafkas Dağlarının Şanlı Destanı: Cevher Dudayev
Ruslar, Şeyh Şamil’den sonra Kafkasların gönlünde iman ve cihad duygusunu yok ettiklerini sanıyordu. Oysa Kafkaslı mümin anneler karanlık dehlizlerde çocuklarının yüreklerine iman, Allah sevgisi ve cihad aşkı ekiyorlardı. 1991’de SSCB dağılıp tarihin zulüm çöplüğünde yerini alınca Kafkas halkları hakları olan bağımsızlık için cihadı yeniden kuşanır. Dünün Şeyh Şamillerinin yerini Cevher Dudayev, Şamil Basayev ve Yandarbiyev gibi yeni naipler alır.
Kafkas dağları direnişçilere yeniden kucak açar. Cevher Dudayev, bu cihad aşkının ilk öncüsü olur. Gönüllere taht kurar; yeise umut, halka tercüman ve şehidliğe aday olur.
Sene 1944, ay Şubat…
Cevher Dudayev; Musa ve Rabia Dudayev çiftinin 13. çocuğu olarak dünyaya gelir.
Bu çocuk, yarınların henüz bilinmeyen kahramanı, umudu ve rehberi olur.
Dudayev, tarihin en vahşi sürgünlerden biri ile henüz 15 günlükken tanışır. 500 bin insanla birlikte Yalho’lu küçük Cevher’e de Kazakistan’ın uçsuz bucaksız Sibirya çöllerine sürgün yolu gözükür. Çocukluk yıllarının özeti, sürgün, kıtlık, yokluk ve Rus mezalimi olur.
Sürgün çilesi diktatör Stalin`in ölümünden sonra 1957’de alınan bir kararla sona erer. Dudayev ailesi Grozni’ye yerleşir. Zeki ve başarılı bir çocuk olan Dudayev, 1962’de Sovyet Ordusu’nda Hava Harp Okulu’na girer. 1966’da Uçak Pilotluğu ve Mühendislik ve 1974’te de Hava Harp Akademisi’ni bitirir. Ve aynı yıllarda bir Rus subayının kızı Alla Fyodorovna Dudayeva ile evlenir.
Dudayev, Sovyetlerin inançsızlık ikliminde inancıyla dirilen ve direnen bir Cevher’di. O, Moskof zulmüne karşı tarih boyunca unutulmayacak bir haykırış destanını, direniş efsanesini, diriliş hikâyesini ve cihad hakikatini yazar. Onun, Cevher dolu kişiliği çocukluğundan gençliğine, Rus subaylığından Çeçen direniş komutasına, cihad meydanından şehadet anına kadar kazılır. Tarihe örnekliğiyle adını yazdıran, mücadele meydanlarına yiğitliğini kazıyan Dudayev’in hayatının her karesi onun onurlu ve ahlaklı şahsiyetine şahittir.
Dudayev, Rus ordusu içinde her geçen gün yükselir. Sovyetler, onu övünülecek bir Rus komutan olarak görse de Dudayev, cihadını ilan edeceği yarınlara hazırlık yapıyordu. Her insanın bir ömrü olduğu gibi her devletin de bir ömrü vardır. Yıllarca Komünizm aldatması, zulmü ve Marksizm sapkınlığıyla nice toprak işgal eden SSCB, Cevher Dudayev’den Estonya’yı bombalamasını ister. Dudayev, bu emri kabul etmez ve:
“Toprağı için, vatanı için mücadele eden insanlara asla bomba atmam!” izzetli cevabıyla reddeder. Dudayev, artık Estonya’da bir kahraman, Rus ordusunda ise bir asiydi. Ruslar için Asi General, Çeçenler için bir milyon Çeçen’in milyon birinci Muti Generali olur. Dudayev, değil mazlumların başkaldırısını bastırmak, sesini kısmak bir mazlumun gözyaşını bile dökmeye sebep olmayı zül kabul edecek kadar izzetli bir Cevher’di.
Onu Cevher yapan bu ağır yüklerden ve ağır toplamlardan başka neydi ki?
Cevher Dudayev, Çeçenistan’a döner dönmez kolları sıvar ve ‘Çeçen Milli Kongresi’ adıyla muhalif bir yapılanmaya gider. SSCB, artık önü alınamayan bir dağılma sürecine girer. Azerbeycan, Kazakistan, Gürcistan gibi birçok birlik ülkesi bağımsızlığını ilan eder. Dudayev de, bu karışık ortamdan istifade eder ve Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Hükümeti‘ni düşürmek için sokaklara taşan halk hareketinin başına geçer. Dünün mazlum Cevher’i, sürgün’ün Dudayev’i, milyon birinci generali bir halk lideriydi. Sürgünlere ekilmiş sabır, bir direnişle tohuma durur. Şeyh Şamillerden miras özgürlük umudu Cevher Dudayev’le yeşerir. Çeçen dağlarına adını cihadla nakş eden Dudayev, Çeçen İçkerya Cumhuriyetinin yeni başkanı olur.
1995 ve sonrası Dudayev ve Çeçenler için bir direniş süreci olur. Ve zalimler, bu tarihten sonra bütün çabalarıyla Cevher Dudayev’i ortadan kaldırmaya çabalar. Dünyayı babalarının malı ve tapulu arazileri olarak gören bu zalim ve emperyalist güçler, Dudayev`in kullandığı uydu telefonunun frekansını Rus yönetimine bildirirler. Sırtındaki asalet yaralarını bir ömür boyu taşıyan Cevher Dudayev, 21 Nisan 1996’da şehadetle Rabbine kavuşur.
…
Bilgi, Hikmet ve Şiir Üstadı: Muhammed İkbal
Hindistanlı bir Müslüman düşünür ve şair olan İkbal 1877’de Keşmir/Siyalkut’ta dünyaya gelir. Dindar bir anne-babanın evladı olan İkbal küçük yaşlarından itibaren Kur’ân-ı Kerim’i öğrenir ve onun bir bölümünü ezberler. İlk ve orta öğrenimini Siyalkut’ta tamamlar. 1895’de Lahor’a gider. Burada felsefe ve İngilizce öğretmenliği diplomasını alır. Lahor Üniversitesi’nde Doğu Dilleri Fakültesinde hocalık yapar. Bu arada şiirleriyle de dikkat çeker.
İkbal, hocaları Mevlânâ Mir Hasan ile Thomas Arnold’un etkisinde kalır. Bir süre sonra Arnold onu Avrupa’ya gönderir. Cambridge Üniversitesi’ne kaydolur ve yüksek lisansını tamamlar. Burada Hegelci filozofu Mc Taggart ve psikolog James Ward ile tanışır. Londra’da konferanslar verir ve geniş bir kesim tarafından tanınır. Eğitiminin ardından Münih’e geçer ve orada Felsefe dalında doktor olur. Akabinde Lahor’a döner.
İkbal, ülkesine döndükten sonra muhtelif okullarda İngilizce ve Felsefe derslerini okutur. O sıralarda Hindistan İngilizlerin işgali altındadır. İngilizlere hizmet etmek İkbal’e zor gelir, kendisini bu işgal altında hür hissetmeyen İkbal istifa eder. İkbal, öğretmenliği bıraktıktan sonra eğitim kurumlarıyla bağını koparmaz.
Batı dünyasını yakından tanıyan İkbal bu bilinç ve müspet tesirle İslâm milletlerinin bir Rönesans’tan geçmesi gerektiği fikrini savunur. İkbal, özgün bir bakış ve yaklaşım oluştursa da onun ana dayanağı nasstır. İkbal, 1926-29 yılları arasında Pencap Yasama Konseyi üyeliğinde bulunur. Haydarabat ve Aligarh Üniversitelerinde verdiği konferanslarında ısrarla İslâm düşüncesinin yeniden kurulması fikri üzerinde durur.
Pakistan’ın kuruluşu ile ilgili çalışmalar yapar ve Pakistan’ın kurucusu olacak olan Muhammed Ali Cinnah ile yakın temas kurar. Bu bağlamda birçok Batılı devleti ve Müslüman ülkeyi dolaşır. Pakistan devletinin kurulacağı haberi Müslümanlar arasında büyük bir sevinç oluşturur. İkbal, Pakistan’ın bağımsızlığın sembol isimlerinden biri olarak tarihe geçer.
Muhammed İkbal, 1934’te gırtlak kanserine yakalanır ve sesini kaybeder, daha sonra gözleri iyice zayıflar. Maddi problemler yaşar. Buna rağmen halkının ve İslam âleminin meseleleri ve geleceğiyle ilgilenir. İkbal, 21 Nisan 1938’de vefat eder ve Lahor’da defnedilir.
İkbal, son dönem İslam düşünürleri arasında hakkında en çok araştırma yapılanların başında gelir. İkbal’in şiirlerinde işlediği tabiat, insan, Hindistan temaları ve vatansever ruh sadece Müslümanlar arasında değil Hintliler arasında da büyük ilgi uyandırmıştır. İkbal, Avrupa dönüşünde kaleme aldığı şiirlerinde daha çok dini ve felsefi konulara yer verir. Şair İkbal, sanatı sanat için değil, topluma hizmet ve hayat vermek, benliği kuvvetlendirmek için algılamayı ve benimsemeyi tercih eder. Eserlerinde bilim, din ve felsefenin yakın bir ilişki içinde bulunduğunu savunur.
İkbal, İslam’ı öz kaynaklarından tanır ve Batı medeniyetini bire bir gözlemler. Düşünce dünyasını İslam’ın güçlü bilgi ve hikmet ağıyla örer. İkbal, Müslüman dünyanın İslam’a bağlı kalmak şartıyla bir Rönesans gerçekleştirmesi gerektiğine inanır.
Muhammed İkbal, Batı düşünce tarihini, Batı’nın felsefi ve siyasal birikimini oluşturan zemini inşa eden Aristo, Sokrat, Nietzsche, Hegel, Marks ve J.P.Sartre gibi düşünürleri iyi bilmektedir. Diğer taraftan İslami düşünce sistemini ve tarihsel sürecini, Hz. Ali, Ebu Zer, Hallac-ı Mansur, Mevlana, Molla Sadr, Afgani ve Abduh gibi isimleri de çok iyi bilmektedir.
İkbal bilim, felsefe ve dini birbiriyle yakın ilişki içinde görür. Buradan hareketle İkbal her insanı bağımsız kimliğe sahip bir “ben” olarak kabul eder. Allah ise “mutlak ben”dir. İnsanın “ben tecrübesi” sürekli değişen bir tecrübedir. Bu değişme bir merkez etrafında gelişir ve sonunda organik bir bütünlük oluşturur…
Esrâr-ı Ħôdî, Peyâm-ı Meşrıķ, Zebûr-i ǾAcem, Câvidnâme, Bâl-i Cibrîl, Kerd Ey Aķvâm-ı Şarķ, Müsâfir, Đarb-ı Kelîm, Armaġān-i Ĥicâz gibi manzum; İlm-i İķtiśâd, The Development of Metaphysics in Persia, The Reconstruction of Religious Thought in Islam, Islam and Ahmadism gibi mensur eserleri vardır.
Dr. İbrahim DAĞILMA