Gazze’ye, Hiroşima’ya atılan bombaların bilmem kaç katına eşdeğer bomba atıldıktan sonra Gazze teslim alınamayınca, zor durumda kalan Siyonistler; savaş meydanında alamadıklarını belki de masada alabiliriz umuduyla, arabulucuların nezaretinde bir ateşkese razı oldu. Süreç içerisinde siyonistler, ateşkesin koşullarını belki yüzlerce defa ihlal etti; masum insanlar katledildi, arabalar ve evler farklı bahaneler ile bombalandı. Öngörülen yardımların büyük bir kısmı engellendi. Gazze’de böyle bir ateşkesle nisbi olarak saldırganlığına son veren Siyonistler, boş durmadı. Batı Şeria’da çok büyük yıkımlar gerçekleştirildi. Özellikle Cenin’e hava saldırıları yapıldı ve ağır zırhlı sevkiyatı gerçekleştirildi. Başta kadın ve çocuklar olmak üzere, çok sayıda masum sivil şehit edildi.
Bir yandan esir takası gerçekleştirilirken diğer yandan büyük bir savaş hazırlığı yapılmaktadır. Özellikle Amerikan’dan son sürat mühimmat ikmali yapılmaktadır. Bu sefer Amerika’nın yardımı ile Filistin’i işgal etmeyi kafasına koyan Siyonist terör örgütü, aynı zamanda birkaç hesabı beraber kapatmayı tasarlamaktadır. Müslümanların dağınıklığından ve çatışmasından istifade etmek isteyen terör çetesi İsrail, Filistin’in yanı sıra Lübnan ve Suriye’yi de işgal etmeyi tasarlamaktadır. Yine Amerika’yı savaşın içine sokup, Amerika’nın desteği ile İran’ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Amerika ile beraber İran’a saldırı bir olasılık olarak masada durmaktadır.
Beni Kurayza, Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Hayber Yahudileri’nin torunları; genlerine işleyen hainlik ve ahdini çiğneme fiillerini tekrar işlemektedir. Ahde vefayı ayaklar altına almanın en güzel örneği olan Yahudilerin bu vasfı, Kur’an-ı Kerime de konu olmuştur. Yani Asr-ı Saadet’ten önce de bu toplumun tipik karakteristik özelliklerinden birisi, sözünü ve ahdini çiğneme idi. Her seferinde Allah’a verdikleri sözden caymışlardır. Hatta Aziz ve Celil olan Allah’ın nimetlerine nail olmalarının ve mucizelerini görmelerinin akabinde bile isyana yönelecek ve Allah’a ve Hz. Musa’ya verdikleri sözü çiğneyecek kadar nankördürler. Firavun ve ordusu arkada, israiloğulları önde, nihayetinde gelip Kızıldeniz kıyısında durmak zorunda kalıyorlar. Allah’a tevekkül edip peygamberlerine güvenmek yerine, hemen Hz. Musa’yı suçlamaya başlıyorlar. Daha sonra Allah Azze ve Celle’nin inayeti ile Kızıldeniz yarılıyor. Hz. Musa ve beraberindeki israiloğulları kurtuluyor. Denizin diğer yakasına geçtikten bir müddet sonra puta tapan bir kavim ile karşılaşıyorlar. Hemen, “Ya Musa, bu kavmin putları var; bize de bu putlardan yap,” deme cehaletinde bulunuyorlar. Yine Hz. Musa, Tur’a gidip Hz. Harun’u kendisine vekil olarak bıraktığı zaman, Tur’dan dönünceye kadar israiloğulları, Samiri’nin yapmış olduğu buzağıya tapıyorlar. Aralarında ulu-l azm peygamberlerden olan Hz. Musa gibi sert mizaçlı bir peygamber zamanında bile defalarca ökçeleri üzerine geri dönen bir halk, günümüzde başka milletlere karşı, hele de Müslümanlara karşı sözlerinde durur mu? Yukarıda anlattığımız örnekler, dönekliklerle dolu Yahudi tarihinin örneklerinden sadece ikisidir. İslam devletinden sadece iyilik gördükleri; malları, canları, namus ve dinleri emniyet altına alındığı halde her fırsatta Müslümanlara zarar vermeye çalışan Medine Yahudilerine ne demeli?
“Ey İsrail'in evlatları! Bir vakit de Tevrat’ı uygulayacağınıza dair sizden söz almış, sonra bu ahdi bozduğunuz için Dağı üzerinize kaldırarak demiştik ki: 'Size verdiğimiz Kitaba kuvvetle sarılın ve muhtevasını iyi inceleyip ders alın ki kötü akıbetten korunasınız.'" (Bakara, 63)
“Bir zamanlar dağı İsrailoğullarının üzerine gölge gibi kaldırdık da üstlerine düşecek sandılar. 'Size verdiğimi (Kitab'ı) kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki korunasınız.' dedik.” (Araf, 171)
Bu ayetler, aslında Yahudiler ile ilişkilerimizde bize bir bakış açısı çizmektedir. Yahudilere karşı siyasetimizin ekseni ortaya konulmaktadır. Yahudilerin yola gelmesi için “tepelerine Tur’un kaldırılması” lazımdır. Bu azgın taife için ancak Muhammed’in ordusu ve Ali’nin Zülfikar’ı lazımdır.
Şeytanın ramazanda zincire vurulması gibi, icbari faktörler, Siyonist şeytanları bağlamadığı müddetçe, bu dönek taife saldırganlığına asla son vermeyecektir.
Ateşkes anlaşmasından bu yana sürekli anlaşmayı çiğneyen siyonistlerin, bu anlaşmaya sadık kalması için; İslam ülkelerinin, Siyonist şeytanın bağlarını iyice bağlaması lazımdır. Siyonist şeytan bağını çözüp zincirlerini kırarsa, Ortadoğu’daki hiçbir ülke güvende olmaz. Şeytanlara karşı insanlık ittifakının omuz omuza vermesi gerekir. Artık Siyonist şeytanın sözünde durması, esir takası kurallarına riayet etmesi ve tekrar savaşa dönmemesi için; “Tur’u, siyonistlerin tepesine kaldırma”nın vakti gelmiştir ve geçmiştir bile.
Esir takası anlaşması birçok hakikati insanlığa gösterdi. İsrail, bu süreç içerisinde hava bombardımanı ile birçok esiri öldürdü. Kassam savaşçıları ise canları pahasına kendilerine emanet edilen esirleri korudu. Bizatihi esirlerin kendileri bu hakikati dile getirmiştir. Birçok kişinin zannettiğinin aksine, esirlerin yerin altında, Hamas liderlerinin etrafında kalkan gibi konumlandırılmadığı ortaya çıktı. Hatta birçok esirin yer altında değil, normal evlerde tutulduğu ve günlük hayatlarına devam ettiği ortaya çıkmıştır. Gazze’deki çok zor şartlara ve çocukların açlıktan ölmesi gerçeğine rağmen; esirlerin, ilaç ve yiyecekleri başta olmak üzere tüm ihtiyaçları karşılanmıştır. Hatta Yahudilerce kutsal kabul edilen bayram günlerinde mum ve dua kitabı getirildiği bizatihi esirler tarafından dile getirilmiştir. Esirler teslim edilirken ne kadar sıhhatli olduğu görülmüştür. Yine esirlerin teslimi esnasındaki memnuniyetlerini bütün dünya müşahede etmiştir. En son esir takasında ise teslim edilen Siyonist bir esirin, kassam mücahitlerinin alınlarından öpüp şükranlarını ifade etmesi bütün dünyayı şaşkına çevirirken, siyonist şeytanları ise öfkeden kudurtmuştur.
Ya israilin teslim ettiği Filistinli tutsaklar…
Çoğu bir deri bir kemik kalmış. İşkenceden aklını yitirenlerden keyfi olarak uzuvları kesilenlere varıncaya kadar her türlü mağduriyet söz konusudur. Esaretten önce ve esaretten sonra çekilen fotoğraflar arasında dağlar kadar fark vardır. Onlarca Filistinli esir, bu süreç içerisinde israil zindanlarında işkence altında şehit edildi. Filistinli esirlerin gördükleri eziyetlere, uğradıkları zulme yer ve gökler ağlar.
Bütün bunlardan sonra diyoruz ki:
“Ey Müslümanlar, Siyonist şeytanın zincirlerini iyice bağlayın ve tepesine Tur Dağı’nı kaldırın. Çünkü bu gök kubbe altında siyonistlerin anladığı tek dil budur.”