(Birinci Hicret)
İslam tarihinin önemli başlıklarından biri hicrettir. Ashabın iki kez Habeşistan’a, bir kez de Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile birlikte Medine’ye giderek başvurdukları bir davet tedbiridir hicret.
Müslüman bulunduğu toplumdan sorumludur. Bu topluma Allah’ın dinini aktarmakla da görevlidir. O bu görevini yaparken Allah dininin düşmanları elbette ki boş durmayacaklar, onları boğmaya çalışacaklar.
Bu arada davetçinin nefes alacak yerlere ihtiyacı olacak. Ta ki nefes alacak yer kalmayıncaya kadar. Dinlerini yaşayabilecek, ibadetlerini eda edebilecek mekanları kalmayan Müslümanların, gitmek için artık çevrelerine bakmaları davanın gereğidir.
Yoksa bulunduğunuz yerin iklimi hoşunuza gitmediğinden, fazla soğuk ya da sıcaktır diye o beldenin terkedilmesi eylemi hicret değildir. Ya da tehditler sonucu erken bir şekilde korkarak, ben hicret ediyorum diye çekip gitmenin adı hicret olmuyor maalesef.
Çekilen çileler katlanılmaz hale geldiği vakit, Ashap Peygambere müracaat ederek, hicret için izin istediler. Allah Resulü kendilerine; “Siz yeryüzüne dağılınız, Allah size bir kapı açacaktır.” şeklinde talimat verdi.
- Peki, Ey Allah’ın Resulü, nereye gidelim?
- Sizler oraya (Eliyle Habeşistan yönünü işaret ederek), Habeşistan’a gitseniz iyi olur. Orada adil bir hükümdar vardır. Sizleri koruyacaktır.
Bu sözlerden sonra Ashap gitme hazırlıkları yaptı. Doğup, büyüdükleri bu beldeyi terk etme vakti gelmişti. Çünkü beldeleri kendilerinin dinini yaşamalarına elvermiyordu.
Kuşkusuz bu zor bir karardı. Kolay mıydı öyle doğup, büyüdüğün yeri terk etmek? Ama iş dava ve ideallerin yaşatılması olunca, gerekirse Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) diyarı bile olsa terkedilecekti.
Bu terk ediş Hz. Ömer gibilerini dahi etkilemişti. Amir bin Rabia isimli Müslüman hicret için hazırlıklar yapıyordu. Ömer dolaşırken, Amir’in hanımı Leyla’nın hazırlık yaptığını görür.
- Gidiyor musunuz ey Ümmü Abdullah?
- Evet! Allah’ın mülkünde bir yer buluruz inşallah. Siz bize zulmettiniz. Eziyet ettiniz.
- Allah yardımcınız olsun.
Aslında Ümmü Abdullah’ın beklediği bir cevap değildi bu. Çünkü bugüne kadar Hz. Ömer (radiyallahu anh) hep kendilerine zulmetmişti. İşkenceden işkenceye uğratmıştı. Ama şimdi “Allah yardımcınız olsun” gibisinden garip bir laf etmişti.
Ömer’in kalbi yumuşamış olabilir miydi? Çünkü akrabalarına zulmetse de sonradan pişman olacak yapıda biriydi. Nitekim kız kardeşine attığı tokattan sonra yumuşayıp, Müslümanlığı seçtiği bir vakıa.
Hazırlık yapan Amir, dönünce hanımı olanları anlattı. Ömer’in gelmesi işkence ve dayak anlamına geldiği için, Amir bir vukuat olup-olmadığını sordu. Leyla kocasına böyle bir şeyin olmadığını aksine “Ömer’in kendilerine Allah yardımcınız olsun” dediğini söyledi. Ama şunu da ekledi: “Sence O Müslüman olmuş olabilir mi?”
Beşer gözü ile durum bir başka görünüyordu tabi. Onun için Amir şu cevabı verir: “Hattab’ın eşeği Müslüman olur ama Ömer olmaz.” Ama imkânsız gibi görünen olay gerçek oldu ve Hz. Ömer (radiyallahu anh) Müslüman oldu.
Müslümanlar hazırlıklarını yapıp, Habeşistan’a doğru yol aldılar. Denize kadar karadan gidecek ve oradan gemi ile deniz yolculuğu başlayacaktı. Kafile başkanı Osman bin Mazun’du. Kafilede Hz. Osman ve eşi, Abdurrahman bin Avf, Mus’ab bin Umeyr ve Zübeyr bin Avvam olmak üzere 10 erkek 5 kadın olarak yola çıktılar.
Habeşistan yolunda onları görenlerden biri gelip Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’e, kızınız ile kocası Osman’ı yolda gördüm” dedi. Peygamber, onların durumunu sordu. Kadın; “Kızınız bineğin üzerindeydi. Osman ise bineğin ipi elinde önde yürüyordu.” dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem); “Allah onların hafızı olsun. Hz. Lut’tan sonra hanımını yanına alarak hicret eden ilk kişi Osman’dır.” diyor.
Tabi müşrikler de boş durmadılar. Arkalarından yola çıktılar. Limana kadar onları takip ettiler. Ama müşrikler gelmeden önce gemilere binen muhacirler bu takipten kurtuldular.
Müslümanların Habeşistan’a varması ve burada dinlerini serbestçe yaşayacak ortam bulmaları, başka Müslümanları da peyderpey buraya yönlendirdi.
Ancak bu arada Mekke’de bir olay vukuu buldu. İslam tarihinde adına Garanik hadisesi denilen bu olay Habeşistan’daki Müslümanları da etkileyecek boyuttaydı.
Müşrikler Kâbe’yi ziyaret esnasında, kendi putlarını tazim için; “Lat ve Uzza ve üçüncüleri Menat’a, onlar ak kuğulardır, onların hürmetine, onlar Allah’ın kızlarıdır ve herhalde kendilerinin şefaatleri kabul edilir.” şeklinde beyitler okurlardı.
Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ise tebliğine devam ediyordu. Kâbe’nin yanında birikmiş müşriklere konuşuyordu. Onlara Kur’an’dan pasajlar okuyordu. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Necm suresini okumaya başladı:
“Lât ve Uzza'ya ve diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz? Erkek size de dişi O'na mı? Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır. Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilah edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler) yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tâbi oluyorlar. And olsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.” (Necm:19-23)
Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bu ayetleri müşriklere okuyunca, onlar da ayetleri bastırabilmek için yukarıdaki beyti okudular. Derken Peygamber Necm Suresinin sonuncu ayetini okumaya başladı. “Haydi Allah'a secde edin ve ona kulluk edin.” (Necm:62)
Bu aynı zamanda bir secde ayetidir. Yani okuyucu bu ayeti okuduğu zaman, tilavet secdesine varması gerekiyor ki, Peygamber secdeye kapandı. Bunu gören müşrikler de kendi putlarını tazim için secdeye vardılar. Bu şekilde Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Allah’a, müşrikler de putlarına tazim için secde ettiler.
Bu secdeler Habeşistan’da müşriklerin Müslüman olduğu yaygarasına sebep oldu. Bu şekilde müşriklerin Müslüman olduğunu duyan muhacirler, gurbette yaşamanın verdiği sıkıntılardan kurtulmak ve en önemlisi Müslümanlaşmış Mekkeli akrabalarının yanına dönmeyi kararlaştırdılar. Yeniden yollara düştüler. Sevinçliydiler. Çünkü artık dinlerini kendi memleketlerinde de yaşayabileceklerdi.
Ancak Mekke’ye yaklaştıkça bu haberlerin aslı astarının olmadığını duydular. Hem onların Müslüman olmayışlarına hem de teptikleri bunca yol için üzüldüler. Bir şekilde Mekke’ye girmeliydiler. Onun için o zamanlar sıkça başvurulan bir yöntem olan “Bir müşrikin himayesine girme” yöntemine başvurdular. Bu şekilde Mekke’ye girdiler.