Gazze'de soykırım ve işgal devam ediyor. Her ne kadar bir ateşkes anlaşması ve bu ateşkes anlaşmasının şartlarından bahsediliyorsa da hâlâ kan akmaya devam ediyor. Ateşkes anlaşmasından sonra 400'den fazla Filistinli masum şehit edildi. Evler yıkıldı, bombalandı, tarım arazileri talan edildi ve her gün onlarca Filistinli tutsak ediliyor.
Tutsak edilen bu Filistinliler en insanlık dışı koşullar altında tutulmaktadır. Niceleri ağır iskenceler altında şehit oldu ya da sakatlandı. Daha sonra işgalci israil parlametosu idam yasası çıkardı. Şimdilerde ise Filistinlilerin zehirli iğne ile idam edilmesi konuşulmaktadır. Anlaşma şartlarına uyulmadı. İlaç ve temel gıda maddelerinin girişine izin verilmiyor. Ancak küçük bir miktar gıda ve ilaç girişine izin veriliyor. Anlaşmaya göre günde 600 kamyon mal girişine izin verilmesi gerekirken, maalesef giriş yapan kamyon sayısı, belirlenen miktarın çok altında ve ihtiyacı karşılamaktan çok uzak.
Şartlar bu kadar zor iken, bir de kışın gelmesi ile Gazzeliler soğuk ile mücadele etmektedir. Çadırları su basmakta ve bilhassa çocuklar çok zor durumlar yaşamaktadır. Gazze'de insani kriz her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Büyük bir insani dram kapıdadır. Bombalar ve açlıktan kurtulan çocuklar soğuktan kitlesel ölümler ile karşı karşıyadır. Maalesef ateşkes yalanı ile tüm dünyadaki baskı ve protestolar da neredeyse bitme noktasına geldi. Oysa ki işgal ağırlaşarak devam ediyor.
Terör çetesi israil, bütün müttefikleri ile beraber işgal programlarına devam ediyor. O halde Gazze halkı, siyonistlerin zulmünden kurtuluncaya ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kuruluncaya kadar mücadele meydanlarını terk etmemeliyiz. Sadece Gazzelilerin ölümü değil, özgürlükleri ve temel insani hakları da gündemimizin ana maddelerinden biri olmalıdır.
Küresel intifada ruhu tüm insanlığı kuşattı ve insanlık, siyonist vahşet karşısında ayağa kalktı. Şeytanî bir akıl, siyonizm etrafındaki tecrit ve kuşatmayı kırmak üzere harekete geçti. Siyonistler ta ilk günden beri belki yüzlerce defa ateşkesi ihlal etti. Garantörler ise sadece kınama ve açıklamalar ile yetindi. Oysa HAMAS'ı anlaşmaya mecbur edenler yine garantörler idi.
Acilen ateşkesi denetleyecek ve insanî yardım koridorunu güvenlik şemsiyesi altına alacak bir barış gücüne ihtiyaç vardır. Bu barış gücünün teminatı altında bölgeye acilen konteyner evler sevk edilmelidir.
Gazze'deki ateşkes anlaşması ile beraber, üç aşamalı bir süreç öngörülmüştü. Ama daha ilk günden beri Siyonizmin hain karakter ve politikaları yüzünden bir türlü süreç sağlıklı bir şekilde işlemiyor. Birinci aşamanın gerekleri yerine getirilmediği için diğer aşamalara geçilemiyor. HAMAS'ın bütün fedakâr ve metanet eksenli yaklaşımlarına rağmen, terör çetesi süreci sabote etmeye çalışıyor. Siyonist esirler serbest bırakıldı ama hala günde 600 TIR yiyecek, akaryakıt, tıbbi ekipman, iş makinaları, konteyner evler vs içeriye sokulamıyor. Tüm özgür dünya, ateşkes maddeleri ihlal edildiği halde sanki sorun bitmiş gibi duruyor. Bu yanlış yaklaşım, terör örgütü haydut israili cesaretlendiriyor. Oysa uluslararası intifada ruhu bir baskı aracı olarak dünya meydanlarını terk etmemelidir.
Gazze meselesinin çözüme kavuşması konusunda ortaya konan planda bir çok belirsizlik ve gri alan var. Amerika'nın planı, Gazze'yi ve Gazzelileri, başta Arap devletleri olmak üzere, uluslararası bir mekanizma ile teslim almak üzere kurulu. Yani Amerika, kendi yardımı ile işgalci israilin teslim alamadığı HAMAS'ı, İslam ülkeleri yardımı ile teslim almak istemektedir. Başta Mısır olmak üzere bazı Arap devletlerini devreye sokarak Filistinlilerin namusu olan HAMAS'ın silahlarını toplamak istemektedir. HAMAS'ın silahlarını teslim etmesi demek, yeni bir Srebrenica katliamının yaşanması demektir.
Filistin Direnişinin silahlarının teslimi ve siyonistlerin olmayan insafına terk edilmesi asrımızın soykırımına davetiye çıkarmak ve Filistin davasını bitirmek demektir. Halkı Müslüman olan ülkeler, Gazze'ye destek olamıyor/olmuyor ise hiç olmazsa böyle bir ihanetin içerisine girmemelidir. Şeytan Trump, görev tanımı tam belli olmayan bir misyon ile buraya bir askerî birlik konuşlandırıp kendi gündem ve ajandasını dayatmaya çalışmaktadır. Barış gücü misyonu bahanesi ile bu birliği kendi emellerine alet etmek istemektedir. Bu şeytani hileye kanmama adına buraya asker veren ülkeler net bir görev tanımı talep edip gerçekten barış ve ateşkesi denetleme misyonuna sahip olmalıdır.
Süreç gittikçe daha da zora girmektedir. Batı Şeria'daki baskınlar da aralıksız devam etmektedir.
Ayrıca Gazze'de çatışmalar durur gibi olunca, bu sefer israil başka Müslüman devletlere saldırmaktadır. Ateşkesten beri yüzlerce ihlal ve saldırı yapıldı, suikastlar düzenlendi. Bugünlerde Lübnan'a saldırı olasılığı konuşulup kamuoyu hazırlanmaktadır. Yine Suriye'ye saldırı senaryoları siyonistler tarafından sık sık dile getirilmektedir.
Gazze'deki ateşkesin uygulanması ve diğer aşamalara geçilmesi ve de Suriye ve Lübnan'ın siyonist saldırganlığa karşı korunması adına, bölge ülkeleri ortak bir strateji etrafında bir araya gelmelidir. Oluşturulacak askeri bir pakt, mezkûr devletin yanı sıra bölge ülkelerinin güvenliğinin teminatı olabilir.
Ateşkes, bir barışa dönüşse bile Gazze’nin imarı, sağlık hizmetleri ve toplumsal yaraların sarılması yılları alır. İmar faaliyetlerine başlanması ve bunun bir anlam ifade edebilmesi için siyonist saldırganlığın durması, durdurulması gerekir. İşgalci israilin saldırgan ve emperyalist politikaları devam ettikçe sağlıklı bir inşa ameliyesi zor olacaktır.
Uluslararası toplum ve özgür dünya bu gerçeği görmeli ve soykırımcı israili baskılamalıdır.
Ortadoğu'da haritaları değiştirmekten bahseden ve neredeyse bölgedeki bütün devletlerin topraklarına göz diken işgalci terörist israili durdurmak ortak bir irade ve strateji ile olur.
Zira Gazze'deki saldırılar sadece işgalci terörr rejiminin işi değil, küresel şer ekseninin birlikte icra ettikleri mutlak kötülük ameliyesidir. O halde mutlak kötülük ile ortak mücadele edilmelidir. Aksi halde sadece güçten anlayan bir terör şebekesi, herkes için bir tehdittir. Bu zararlı ve tehlikeli habis kanser uru, tüm insanlık için ortak tehdittir.
Mazlumların sesi, Gazzelilerin nefesi olmalıyız, Gazze'yi asla gündemden düşürmemeliyiz.
Ateşkesin uygulanması da işte bu duruşa bağlıdır.
Duruş sahibi olan ve insanlığın onur bayrağını tutup kaldıran ve direniş ve izzeti kuşananlara selam olsun.Yükümüz; insanlık onuru ve mazlumların özgürlüğü olsun.