“ Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapandan başkasına karşı düşmanlık yoktur.” ( Al-i İmran/ 193 )
İslam’ın hayata dair temel hedefleri vardır. İnsanlığın dayandığı temel maslahatların korunması esastır. Bu maslahatların korunması için kurumsallaşma olmalı ve gereken mekanizmalar tesis edilmelidir. Din, mal, can, akıl ve nesil emniyetinin sağlanması için de temelde tüm baskıların ortadan kaldırılması gerekir. Madden ve manen insanoğlunun fıtratına uygun sağlıklı tercihlerde bulunması için özgürlük ortamı sağlanmalı ve adalet ikame edilmelidir. Özgürlük ve adaletin olmadığı bir dünyada insanlık ailesinin yaradılışına ve fıtri misyonuna uygun davranması beklenemez. Zulmün olduğu bir dünya, madden ve manen karanlıktır. Zulmün olduğu bir dünyada insanlık ilkelerine dayalı bir medeniyet inşa edilemez. Düşünsel anlamda sağlıklı bir tercihin yapılabilmesi ve bu zemin üzerine de toplumsal bir yapının inşa edilmesi için adalet şarttır. Müstekbirlerin ve zalimlerin hâkim olduğu bir dünyada hiç kimse emniyette değildir. Süslü cümlelerle ifade edilen tüm kanun, nizam ve kurallar, pratikte orman kanunlarına kurban edilir. Bu günkü küresel şer güçlerin hükümran olduğu mevcut dünya düzeni bunun en iyi örneğidir. Oysa İslam medeniyetinin ve idari felsefesinin hâkim olduğu bir dünyada, herkesin temel hakları, hem bireysel hem de toplumsal olarak teminat altındadır. İslam; mü’minler arasında inanç kardeşliğini temel ilişki zemini olarak belirlerken, diğer insanlarla olan ilişkilerde ise insanlık ortak paydasını esas alır. Tüm dünya ile olan ilişkilerin temel zemini adalettir. İslam’ın gölgesinin düştüğü hiç bir belde, temel hak ve özgürlükleri noktasında bir endişeye kapılmaz. Zira İslam nizamı bunları güvence altına alır. Küresel şer güçlerin mağdur ettiği Müslümanların ve aynı zamanda tüm insanlığın, İslam nizamının küresel adaletine ihtiyacı vardır. Tüm insanlık ve tüm ezilenler adına adaletin temini için somut adımlar atılmalı ve gereken kaynak ve mekanizmalar tesisi edilmelidir. İslam siyaset felsefesi, zulmün ortadan kaldırılması için başka güç odakları ile adalet ve insanlık temelinde bir işbirliği konusunda herhangi bir beis görmez. Zira zulüm; dini, dili, ırkı ne olursa olsun, tüm insanlar için büyük bir tehdittir. O halde siyaset aklı; zulümle mücadele konusunda ortak bir paydada hareket etmeyi öngörmektedir. Nitekim Hilfu’l Füdul oluşumunda aynı mantığın izlerini görmek mümkündür.
Yazının devamını okumak için lütfen abone olun