Gazze direnişi, bir yönü ile İslam Ümmeti için bir tedrisat rahlesi ve bir mekteptir. Gazze, Nebevi iklimi günümüze taşıyan bir duruşun adıdır. Kudüs’ün merkezde olduğu Filistin davası; İslam Ümmetine asil bir kan pompalayan Ümmetin kalbidir. Bu direniş, ölmüş cesetlere üflenen bir ruhtur. İslam ümmeti bu ruh ile ayakta kalmakta ve sahih İslam’ın iklimini teneffüs etmektedir.
İslam Ümmeti, uzun zamandır izzet, onur gibi kavramları unutmuş idi. Özellikle 1. Dünya Savaşı sonrası tutsak edilen İslam Ümmeti’ne bir özgürlük ufku olmuştur. Aslında bu yönü ile belki de tek özgür coğrafya, kuşatma altında olan Gazze’dir. Bu özgürlük pınarı, ne olursa olsun asla kurumamalıdır. Siyonizm ile savaşta ileri cephemiz olan Gazze, aslında İslam Ümmeti’nin yere düşen sancağını, toza toprağa bulanan onurunu tutup kaldırmaktadır. Ve kim ki Hz. Muhammed’in(sallallahu aleyhi ve sellem) asrımızdaki askerlerini görmek istiyorsa, Gazze’ye bakmalıdır. Muhammedi duruş ve siyaset Gazzelilerin duruşundan öğrenilebilir. Buradaki direniş, sadece İslam Ümmeti için değil, tüm mazlumlar için; geleceklerine dair atacakları adım, takip edecekleri stratejiye dair bir ufuk sunmaktadır. Siyonizm’in teslim almaya ve köleleştirmeye çalıştığı bir dünyada, siyonizme köle olmaktan kurtulmak için bu mektebe bakmak yeterlidir.
Dünya sevgisi ve ölüm korkusu prangalarının kırılması ile bir halkın, en zor şartlar altında bile nasıl özgür olabileceğini bütün dünya görmektedir. Bütün şer güçlerin, en son imkânları ile Gazze’ye çöreklendiği bir tabloda, siyonizmin ve müttefiklerinin nasıl zelil olduğu müşahede edilmektedir. İşte insanlık ailesi, büyük bedeller ödenerek ortaya konulan bu asil ve saygın direniş kültüründen yola çıkarak; siyonizmin olmadığı ve küresel şer güçlerin tasallutundan kurtulmuş adil bir dünya düzeni inşa etme yolunda gereken adımları atmalıdır.
Gazze tecrübesi bize yeni bir dünya düzeninin mümkün olduğunu göstermiştir. Adeta ilahlaştırılan güçlerin, güçsüzlüğünü ve kağıttan kaplan olduğunu; yıkılmaz zannedilen kalelerin yerle yeksan olabileceğini görmelidir. İnsanlık ailesinin siyonizme ve müttefiklerine köle olması ve ezilmesi, insanlığın değişmez kaderi değildir. İman ve iradenin ve işgalden kurtulan özgür zihinlerin neler yapabileceğini bütün insanlık görmektedir.
O halde bu büyük kalkış ve onurlu direniş, yeni bir dünya düzeninin inşası için iyi değerlendirilmelidir. Bu bir fırsattır. Hem İslam Ümmeti hem de insanlık ailesi için. Özellikle İslam Ümmeti için iyi bir test ve kapasite ölçme fırsatıdır. Şüphesiz ki, bir avuç iman etmiş yiğit ile baş edemeyen bir şer ittifakı, İslam Ümmeti ile asla baş edemez. Önemli olan şey, bizi tutsak eden zihnimizdeki prangalar ve öğretilmiş çaresizliktir.
Bir resim vardı. Kocaman bir öküz, zayıf bir ip ile bağlı olduğu halde küçücük bir çocuğun peşinde itaatkâr bir şekilde ilerliyordu. O devasa öküze, kurtuluşunun mümkün olmadığı öyle bir benimsetilmiş ki, artık öküz özgürlüğünün mümkün olmadığına şartlanmıştı. Bu fotoğrafı gördüğümde; bu fotoğraf, tam da İslam Ümmeti’nin durumunu anlatmaktadır, dedim kendi kendime. Oysa o öküz, rahatlıkla o ipi koparabileceği gibi o çocuğun elinden rahatlıkla kurulabileceği halde, öğretilmiş bir çaresizlikten dolayı ömrünün sonuna kadar esaret altında yaşamakta ve ömrünü bu şekilde tüketmektedir.
Gazze mektebi, şuurumuzu örten ve zihnimizi esir alan bu algının bir serap olduğunu gösterdi. Aslında sanal korkuların bizleri teslim alamayacağını ve güçlü bir iradenin özgürlük için bir pınar olduğunu göstermiştir. İşbirlikçi hain liderlere ve kuklalara rağmen, neler yapılabileceğini bize göstermiştir. Dünya tutkusu ve ölüm korkusunun kendilerini teslim aldığı işbirlikçi liderler ise özgürlük dalgasını kırmak için adeta bir dalga kıran gibi hareket etmekte ve kendilerini efendilerine siper etmektedir. Bu gerçeklik de bize özgür bir dünyanın inşası önündeki en büyük engellerden birisinin hain liderler olduğunu göstermiştir. Bugün Gazze’deki kardeşlerimizi arkadan vuranlar, aynı zamanda İslam Ümmetini de arkadan vurmaktadır. Bu ümmetin yiğit evlatları siyonizmin nefesini sıktıkça, onlara nefes borusu olmaya çalışan hainler vardır. İşte İslam Ümmetinin özgürlüğü önündeki en büyük engellerden birisi, bizden görünen; ama asla bizden olmayan liderlerdir. Sözleri ile bizden yana görünen ama elleri siyonizm ve küresel şer güçlerden yana olanlar, Nebevi İslam’ın tüm cihanı sarması önünde bir engel olarak durmaktadır.
Siyonizmin, İslam ümmetine verdiği zararın haddi hududu olmadığı ve siyonizm var oldukça bu zarar katlanarak devam edeceği halde; Direniş Cephesi haricinde İslam Ümmeti adına Siyonizm’den hesap soran olmadı. Kendileri kuşatma altında olduğu halde, zihinlerdeki ve ruhlardaki kuşatmayı yaran bu yiğitler ve onların öğrettiği kültür, bizi aslımıza ve özümüze dönmeye davet etmektedir. Eğer İslam Ümmeti, Muhammedi aslına dönmüş olsaydı; “Ey Müslümanlar neredesiniz,” diye feryat eden kadınlar, çocuklar ve mazlumlar için cihad yolunda revan olurlardı. Ümmetin çocuklarının paramparça edildiği ve açlıktan öldürüldüğü bir zeminde dört bir yandan Filistin topraklarına ordular akardı. O Peygamber ki, Müslüman bir kadının namusuna el uzatıldığı için ordular hazırlamış, Yahudiler ile savaşmış ve o rezil taife zelil bir halde Medine’den çıkmak zorunda kalmıştı. Yani Yahudiler, bir Müslüman kadının iffetine el uzatma cürmünün bedelini ağır bir şekilde ödemiştir. Oysa günümüzde bir değil; yüzlerce, binlerce Müslüman kadının iffetine el uzatıldığı halde, Müslümanların büyük bir kısmı ölü taklidi yapmaktadır. Hz. Muhammed’in(sallallahu aleyhi ve sellem) ümmeti olduğunu iddia eden niteliksiz kalabalıklar ve sürülerin bu tavrı, Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) duruşundan fersah fersah uzaktır.
İşte Gazze direnişi, bizleri çoktan kaybetmiş olduğumuz bu Muhammedi kimliğe davet etmektedir. Yitirmiş olduğumuz tarihi hafızamızı yeniden hatırlamaya bizleri davet etmektedir.
Komutanı Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) olan bir ordunun önünde kim durabilir ki; böyle bir orduyu kim yenebilir?
Gazze direniş kültürü ve onur mektebi, tüm Müslümanların kuşandığı bir kültürü olduğu gün, Bedirler ve Hayberler gelecek ve İslam Ümmeti kaybettiği onurunu tekrar kazanacak ve tüm insanlığa rehberlik yapacaktır.
Selam olsun onur ve şehadet mektebinin muallimlerine. Selam olsun ölümü öldüren aziz yiğitlere.