İnsan, kıskançlığı en çok olan canlıdır, çünkü hırs ve vehmin otoritesi insanda diğer canlılardan daha çoktur. Akıl ve kıskançlık arasında hakikat bakımından bir ilişki yoktur. Bu nedenle Allah, aklı insanda kıskançlığın etkin olmasını gerektiren iki neden olan arzu ve heva gücünün otoritesini uzaklaştırarak bir araç olarak yarattı. Çünkü kıskançlık, elde edilmek istenilen ya da birisini elde ettiğinde bir başkasında bulunmayacak hususlarda elde ettiği şeye karşı koyan ve direnen "başka" ve "benzeri" görmek demektir.
Allah, insanı hırs ve tamahkârlık özelliğinde yaratmıştır. Bu özellik, insanın üzerinde yarattığı suretin otoritesinin ortaya çıkması için her şeyin onun ve hükmünün altında olmasını istemek demektir. Çünkü insanın kendisine göre yaratıldığı suretin hakikati, her şeyin onun otoritesi altında olmasını gerektirir
Öyle ki bazı insanların kıskançlığı yönetememesi vardır ve kıskançlık insan aklı olması yönüyle aklının otoritesi altında bulunursa, kıskançlığa kapılmaz. İnsanın kıskançlığı, iblis ile birlikte cennete ortaya dünyada benlik halini alarak, tekamül ederek ve hırsın boyasına bürünerek kendini tanımlayıp ilahlık makamına isyan edecek duruma gelerek firavunlaştı.
Bugün yeryüzündeki fitnenin, fesadın yaygınlaşıp düzenin kaosa dönüşmesini sağlayan arzudur. Kıskançlığının aklın önüne geçip aklı kendisine itaat ettirmesiyle bilginin gurur ve kibrine kapılarak yeryüzünde kaosun sorumlusu olmaya devam ediyor
İnsanın kıskançlığı Adem ile Havva’nın cennete iblisin kalplerine bıraktığı şüphe ile başladı. Bu şüphe insanın Rab gibi ölümsüz olma hırsını insanın benliğine bir tohum gibi ekti. Sonra bu hırsın şüphesi dünyada Allah'ı kıskanmağa kadar vararak kuşkonmaz dikeni gibi insanın benliğini yaralamaya devam etmektedir.
Oysa ki Allah' a karşı kıskançlık olmaz. Bu kötü haslet insandaki kıskançlık otoritesinde zirveye ulaşmış, onu bilgisizler safına katmıştır.
Olgun yani kemal akıl ise başka birisi için değil, sırf Rabbi için yaratıldığını bilir. Aklın kendisi hakkındaki bilgisi, kendisini yaratana herhangi bir iş hakkında karşı koyamayacak ya da bir hükümde çekişmeyecek olması gerektiğini bilir ve şöyle der: O kendinde bulunduğu hal üzeredir. Benim benzerlerim vardır. Benim bulunduğum durumda onun yüce özelliği, hüküm sahibi olmasıdır. Onun karşısında hükmünü kabul etmekten başka yapacak bir şeyim yoktur. Öyleyse ne çatışmaya kapılarak yeryüzünde ahlaktan yoksun ne de hırsın meydana getirdiği kaostan sorumlu olacaktır. Bilmeden Kabil’in mirasını yaşatmayacaktır.