Küçük Kıvılcımları Yangına Çevirmemek
Her evlilik, günün birinde küçük bir anlaşmazlıkla sınanır. Yemeğin tuzu fazla gelmiştir, biri sözünü tutmamıştır, bir cümle yanlış anlaşılmıştır ve hakeza bunun gibi sonradan hatırlandığında son derece çocuksu gelecek basit abarttılar.
Aslında hayatın akışında hiçbir şey ifade etmeyecek bu ufak pürüzler, bazen bir çift için adeta kaderin dönüm noktasına dönüşür. Oysa mesele o pürüzün kendisi değildir; mesele, o pürüze verilen tepkinin büyüklüğüdür. Bir kıvılcım, üzerine üflenirse yangına dönüşür; görmezden gelinirse sönüp gider. Evlilik de tıpkı böyledir.
Öfkeyi Yutmanın Değeri
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem), öfkesini yenen insanı cesur insandan bile üstün tutmuştur. Bir hadiste, “Gerçek pehlivanın güreşte rakibini yenen değil, öfke anında nefsine hâkim olan kişi” olduğu bildirilir (Buhârî, Edeb). Bu ölçü, özellikle eşler arasında hayati bir anlam taşır. Çünkü evlilikte "kazanmak" diye bir şey yoktur; taraflardan biri üstün geldiğinde aslında ikisi de kaybeder. Hadisin inceliği tam da burada gizlidir: Güç, karşındakini susturmakta değil, kendi nefsini susturabilmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de Rûm Sûresi'nin 21. ayeti, eşler arasındaki bağı "sükûnet" kavramıyla tarif eder: “Allah'ın, insanlar huzur bulsunlar diye kendilerinden eşler yarattığı, aralarına sevgi ve merhamet koyduğu” bildirilir. Dikkat edilirse âyet-i celîle, evliliğin amacını "haklı çıkmak" ya da "üstünlük kurmak" olarak değil, doğrudan "huzur" olarak tanımlar. Bir evlilik, eşler birbirine huzur veremiyorsa, teknik olarak var olsa da ruhen amacından uzaklaşmış demektir. Her küçük anlaşmazlığı büyütmek, bu huzuru adım adım aşındıran sessiz bir tahribat gibidir.
Modern evlilik araştırmaları, İslam’ın bu konudaki tavsiyelerini açık biçimde doğrular. Mesela Amerikalı psikolog John Gottman'ın onlarca yıla yayılan çift araştırmaları, boşanmayı önceden tahmin eden dört temel örüntü ortaya koymuştur: Eleştiri, küçümseme, savunmaya geçme ve duvar örme (iletişimi tamamen kesme).
Gottman'ın çalışmalarının en çarpıcı bulgusu şudur: Mutlu çiftlerle mutsuz çiftler arasındaki fark, anlaşmazlık yaşayıp yaşamamaları değil, anlaşmazlığı nasıl ele aldıklarıdır. Mutlu çiftler de tartışır; ama tartışmayı kişisel bir savaşa çevirmezler, meseleyi büyütmeden çözerler ve gerginliğin tonunu kısa sürede yumuşatırlar.
Aile terapistlerinin sıkça vurguladığı bir başka gerçek de şudur: Bir çiftin mutluluğunu belirleyen, yaşadıkları sorunların sayısı değil, sorunlar karşısında geliştirdikleri "onarma" becerisidir.
Yani asıl marifet, hiç kavga etmemek değil; kavganın büyümesine izin vermeden, bir gülümseme, bir özür ya da bir şaka ile gerginliği eritebilmektir.
Bu, tam olarak Peygamberimizin öğrettiği "öfke anında sükût etmek, oturmak, hatta uzanmak" tavsiyesinin modern bilimle buluştuğu noktadır. (Ebû Dâvûd, Edeb).
Sözün Ağırlığı, Sükûtun Hikmeti
İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn eserinde öfkeyi, aklı geçici olarak devre dışı bırakan bir ateşe benzetir ve bu ateşin en tehlikeli halinin, henüz alevlenmeye başladığı ilk an olduğunu belirtir. Bu husus, Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in çağları aşan şu Nebevî uyarısının bir izahıdır: “Esas sabır musibetin ilk başa geldiği anda gösterilmelidir.” (Buhârî, Cenâiz, 31)
Öfkelenen kimse, bu ilk anda susmayı başarabilirse, bu ateşin geri kalanı kendiliğinden söner. Eşler arasında yaşanan pek çok büyük kriz, aslında ilk anda söylenmemesi gereken bir cümlenin söylenmesiyle başlar. Sonradan pişman olunan o cümle, çoğu zaman meselenin kendisinden çok daha fazla zarar verir.
Nitekim Hz. Ömer'in, eşiyle bazen tartıştığını ama bu tartışmaların evinin duvarlarını aşmadığını, kendi haddini bildiği için sabrettiğini anlattığı rivayetler, sahabe neslinin dahi eşler arası gerginliği bir olgunlukla yönettiğini gösterir. Demek ki mesele, hiç anlaşmazlık yaşamamak değil; yaşanan anlaşmazlığı vakarla, ölçüyle ve sevgiyle sınırlı tutabilmektir.
Anket Verileri Ne Diyor?
Türkiye'de yapılan çeşitli aile araştırmalarında, boşanma sebepleri arasında "şiddetli geçimsizlik" başlığı altında en sık zikredilen unsurların, aslında tek başına büyük olaylar değil, biriken küçük gerginliklerin zamanla patlaması olduğu görülür. Aile danışmanlarının ortak gözlemi, çiftlerin boşanma noktasına genellikle "son bir damla" ile geldiği, ama o son damlanın kendisinin küçük olduğudur. Asıl yük, yıllarca biriktirilen, konuşulmayan, öfkeyle bastırılan küçük kırgınlıklardır.
Sonuç: Huzur Bir Seçimdir
Evlilikte kusursuzluk aranmaz; aranması gereken şey sabırdır. Her ufak tökezlemeyi bir suçlama vesilesine çevirmek yerine, "acaba bugün nasıl bir gündü, ne yorucu bir şey yaşadı" diye düşünebilmek, evliliği ayakta tutan asıl direnç noktasıdır.
Kur'an'ın "sükûnet" ve Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in "öfkeyi yutma" öğütleri, aslında aynı hikmete işaret eder: Mutluluk, hiç sorun yaşamamakla değil, sorunun büyümesine izin vermeyen bir gönül genişliğiyle mümkündür. Modern bilimin çift araştırmalarında bulduğu sonuç da bundan farklı değildir. Allah (Azze ve Celle)’nin insanları o formatta yarattığı fıtratın dini ile bugünün laboratuvar verileri, aynı kapıya çıkıyor: Evi ayakta tutan, büyük fedakârlıklardan çok, küçük anlarda gösterilen sabırdır.
Mevlâ, öfkesini yutanlardan, huzuru sabırda bulanlardan eylesin.