Öncelikle doğruluğun genel geçer bir tanımını yapalım: Doğruluk; kişiler arasında güven oluşturan, toplumun çarklarının gıcırtısız dönmesini sağlayan manevi bir değerdir. Sadece bu değeri toplumda hâkim kılmayı başarabilseydik öyle zannediyorum ki her şey yoluna girer, asayiş berkemal olurdu.
Doğruluk ile ilgili bir yazı yazmayı düşünürken doğruluk denildiğinde akıllara neyin geldiğini öğrenmek için birkaç kişiye “Doğruluk denildiğinde aklınıza ne gelir?” diye bir soru sordum.
“Doğruluk hazinedir” diyen oldu. “Doğruluk denildiğinde tilkinin yılanı öldürüp ‘dost gerek düz gerek’ fablı geldi” fıkrasını anlatan oldu. “Doğruluk pahalı bir mülktür ucuz insanlarda bulunmaz” diyen oldu.
Öyle zannediyorum ki eğer bu soruyu İnzar Dergisi okuyucularına sorsaydım çoğu “Aklıma, Peygamberimizin “Beni Hud Sûresi ihtiyarlattı” dediği sûredeki ‘emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ ayeti gelir, derdi” (Hud, 112)
Öyleyse yazımıza bu ayet üzerinden devam edelim. Şu bir gerçek ki sözde doğru olmak, doğruluktan söz etmek, doğru-dürüst bir kişi olduğundan söz etmek işin kolay tarafına kaçmaktır ki bu tür doğruluk sahibi insan yığınla bulunur. Bizim bahsettiğimiz doğruluk türü hem sözde hem özde olan doğruluk türüdür ki bunlar da bir elin parmağını geçse de 99’luk bir tespihin tanelerini geçmez.
Allah Teâla Peygamberimiz üzerinden doğru olmamız gerektiği mesajını gönderirken aynı zamanda doğru insanlarla beraber olmamızı, iyilerin meclisinde bulunmamızı da emrediyor. “Ey iman edenler! Takva ehli olun ve doğru insanlarla beraber olun” (Tevbe, 119)
Bu ayeti kerimelerden doğruluk ehli olmamız gerektiğini ve bunun insanlara zarar verebilecek her şeyden kaçınmamız gerektiğini anlıyoruz. Nedir bunlar? Doğruluğu kendimize düstur edinirken yalan söylememek, haksız yere canlara kıymamak, kumar oynamamak, zina yapmamak, şirke bulaşmamak, dinimizin günah diye etiketlediği her türlü davranıştan kaçınmak, kimseye zulmetmemek, hayatın akışı içerisinde kötü diye bildiğimiz davranışlardan uzak durmak gibi gibi…
Aşağıdaki ayetlerden doğruluğun giderinin olmadığını getirisinin çok olduğunu da anlıyoruz.
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve her zaman doğru ve yerinde söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.” (Ahzap, 70-71)
Bu ayetler net bir şekilde bizden özü-sözü bir olmamızı, doğru sözlü, dürüst şahsiyetli olmamızı istiyor. Hani hepimiz çevremizde şu ve benzer serzenişlere rast gelmişiz: “Namaz kılıyor, bir de gidip şunun hakkını yiyor” “Camiye gidiyor ama dalavereci”
Aslında bu tür insanlar özü ve sözü bir olmayan insanlar veya Müslümanlardır. Yoksa hepimiz biliyoruz ki Allah’ın emirlerinden bir emir olan doğruluk, insanın söz ve davranışlarındaki samimiyeti ortaya çıkarır.
Öyle ki Peygamberimize Müslüman olmanın en kısa tarifi sorulduğunda O: “Amentu billah de! Sonra da dosdoğru ol” diye buyurmuştur.
Şu kısa yazımızda doğruluk ile ilgili ettiğimiz birkaç kelamdan doğruluğun dinimizin ana sütunlarından biri olduğunu anlıyoruz. Yıllarca İstanbul’da kalan bir akrabam anlatmıştı: “Yıllardır İstanbul’dayım. Birçok kişi nasıl geçindiğimi, geçinebildiğimi soruyorlar. Onlara şunu söylüyorum. Ekmeğimi doğruluk ve dürüstlük sayesinde yiyorum”.
O dürüstlüğü böyle esas alırken yukarıdaki ayetin işaret ettiği gibi Allah da işlerini düzeltiyor, rayına sokuyordu.
Peygamber Efendimiz Müslümanlığın kısa tarifini yaparken aslında cennetin biletinin de nasıl alınabileceğini tarif etmiş. Allah’a iman ettikten sonra davranışlarında, işinde, alışverişinde, ibadetinde, Allah’ın kendisi için çizdiği alanda hareket ederse, yani “Allah’a iman ettim” diyerek bir nevi Allah ile bir sözleşme yapıp sözleşmenin gereğini yerine getirirse cennet biletini almaya hak kazanmıyor mu?
“İnancı yok ama dürüst bir insan” sözüne çok rast gelmişsiniz. Ben de bunu birçok kişiden duymuşum. Siz de benim gibi onlara şunu söyleyebilirsiniz: Doğruluk fitrî bir şeydir. İnsan olmanın gereğidir. Fıtrat üzere kalanlar, dürüst olurlar, doğruluğu elden bırakmazlar. Sahtekârlık bozulmuş fıtratın sonradan getirdiğidir. Bilmem doğru mu söylüyorum!
Ne demiş Ziya Paşa:
“İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah,
Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah.”
Peygamberimizin, Kubeys Dağı’ında hemşehrilerine söylediklerini hatırlayın: “Eğer ben size şu tepenin ardında, sizinle savaşmaya hazır bekleyen bir ordu var dersem bana inanır mısınız?”
Ebu Cehil ve Ebu Leheb’in de aralarında bulunduğu O’nu tanıyan herkes: “Bugüne kadar senin yalan söylediğine şahit olmamışız. Ne söylersen inanırız” demişlerdi. Doğruluk timsali olduğunu kabul etmişlerdi.
Doğruluk timsali Peygamberimizin şu hadisi şerifiyle bitirelim:
İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sıdk (doğruluk) insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde sıddik (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir." (Buharî, Edeb 69; Müslim, Birr 102, 103) buyurmuştur.