Önce Kürd Uleması denilince gözümüzün önüne nasıl bir kesim geliyor, bunu görelim. Daha sonra da bu devletin kuruluşuna şahitlik eden ve dolayısıyla kurulan bu yeni rejimle problemli olan Kürd âlimlerini biraz daha yakından görelim.
Hemen başta belirtelim ki dikkatlice bakıldığında bu ülke insanının tamamına yakınının şu son yüz yılda İslam adına Kürd âlimlerden beslendiği, Kürd seydalardan ve Kürd meşayihinden beslendiği görülecektir. Hem sadece bu ülke değil Orta Doğu’nun büyük bir kesimi buna dâhildir.
Her şeyden önce bugün Türkiye’deki en etkin tarikatların, etkin cemaatlerin tamamına yakını Mevlana Halid-i Bağdadi’ye dayanmaktadır. Bu zatın altmış civarında icazet verdiği, irşatla görevlendirdiği halifelerinden otuz tanesi Halid-i Bağdadi’nin kendisi gibi Kürddür. Bugün Anadolu’ya hakim durumdaki tasavvufi, Nakşi hareketlerin tamamı bu Kürd kollara dayanmaktadır. Başta Erenköy Altınoluk cemaati, İskenderpaşa cemaati ve Mahmud Efendi cemaati, Menzil cemaati de söz konusu Halid-i Bağdadi’ye dayanmaktadır. Yine, Orta Doğu ve Türkiye’de etkin konumdaki Haznevi tarikatı bütün kollarıyla aynı yerden gelmektedir. Yukarı doğru çıkıldığında Şeyh Şamil’in ve Arvasilerin varıp dayandığı yer Mevlana Halid-i Bağdadi Şehrezúri’dir.
Tam olarak tasavvuftan ayrışmasalar da Kürd medreseleri ve bu medreselerin seydaları, mollaları Türkiye’nin sadece doğusunda değil her tarafında yıllar yılı İslami hayatı beslemektedir.
Daha düne kadar bu ülkedeki Müftülerin ve sivil ulemanın önemli bir bölümü Kürdlerdendi ve böyle olmaya devam etmektedir.
Ali Arslan, Halil Gönenç, Muhammed Emin Er, Molla Sadreddin Yüksel bunlardan benim aklıma gelenler.
Bugün yüzlerce Kürd medreselerinde tahsil görüp icazet alan gençler başta ilahiyat fakülteleri olmak üzere akademik hayatta fark edilecek şekilde seçkin bir konuma gelmekteler.
Unutmayalım Kürdlerin yaşadıkları coğrafya Hz. Peygamber Aleyhisselamın vefatından 7-8 yıl gibi hemen sonra onun sahabeleri tarafından fethedilmiştir. Yani Kürdlerin 1400 yıllık bir İslami geçmişi söz konusudur.
İşte Türkiye Cumhuriyetinin çerçevesini çizmeye çalıştığımız bu Kürd ulemasıyla çözülmemiş problemleri vardır.
Bu problemin esası Osmanlının yıkılışından sonra onun yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başta Hilafeti kaldırması, İslam’dan uzaklaşması, laik bir yönetime geçmesi, tek ulus üzerine bina edilmesi, batılı bir hayat tarzını dayatması problemin ana kaynağıdır. Başta Şeyh Said-i Palevi, Bediüzzaman Said-i Nusi, Muhammed Es’ad Erbili, İskilipli Atıf Hoca olmak üzere ulemanın bu durumu kabullenmemesidir.
Hepinizin bildiği gibi bu Kürd uleması ile birlikte on binlerce kişi Kemalist sistem tarafından katledilmiş, binlerce kişi de sürgün hayatı yaşamıştır. Bu yara hiçbir zaman kapanmamış, Müslümanlar yapılanları asla unutmamıştır.
Gördüğümüz kadarıyla şu günlerde konjonktür gereği sistem Kürdlerle aradaki buzları eritmeyi düşünüyor ve bu anlamda karşılıklı ziyaretler ve müzakereler yürütülüyor, varsın yürütülsün, hiçbir akl-ı selim buna karşı çıkmaz.
Fakat biz buradan devlete, resmi ideolojiye, sisteme sesleniyoruz: Kürd ulemasının itibarı iade edilmediği müddetçe Kürd olan bu milletle kucaklaşmanız mümkün değildir. Şeyh Said-i Pavlevi’nin itibarı iade edilmeden, Bediüzzaman’ın itibarı iade edilmeden, Muhammed Es’ad Erbili’nin, İskilipli Atıf Hocaların itibarları resmi olarak iade edilmeden bu milletle asla kucaklaşamayacaksınız.
İtibar iadesi derken onlar için itibar dilenmiyoruz, onların itibarları kendilerine fazlasıyla yeter, burada itibar kazanacak olan devlettir, sistemdir. Bizim isteğimiz başta Şeyh Said hazretleri olmak üzere resmi ideolojinin onlar üzerine attığı iftira ve çamuru temizlemesidir. Onları İngilizlerle işbirliği yapma ithamında bulunanlara sadece bir çift sözümüz olacak; bir ellerine Şeyh Said hazretlerinin resmini alsınlar, öteki ellerine bu muhteremlerin katillerinin resimlerini alsınlar ve şöyle bir baksınlar Allah aşkına kim daha çok İngilizlere benziyor?
Evet, sistem bu milletle kucaklaşmak istiyorsa, bağrına bastığı Saidlerin itibarını iade etmelidir. Şöyle bir baksın devlet, Said ismi kadar bir isim var mı bu coğrafyada?
Sözün bu kısmında Seyid Rıza’yı ayrıca zikretmek istiyorum. Dersim katliamının sembol ismi Seyid Rıza’nın itibarı resmen iade edilmediği müddetçe rejim Alevi kesimle barışamayacaktır.
Kısacası rejim Kemalist ideolojiden sıyrılmak, kurulduğu günden bu yana kendi insanıyla kavgayı bırakmadığı müddetçe bu milletle barışamayacak, kucaklaşamayacaktır.
Her şeye rağmen milyonların kalbinde yeri olan ve buna engel olamayan rejim, düşüncelerine yüzde yüz katılmasak bile Ahmet Kaya’nın, Nazım Hikmet’in ve benzer sanatçıların itibarlarını iade etmeden kendisi asla itibar kazanamayacaktır vesselam.