Sünnet-i Seniyye nedir, kaynakları ve dereceleri nelerdir?
Sünnet; izlenen yol, yöntem, örnek alınan uygulama…
Fıkıh usulü terminolojisinde, şer‘î hükümlerin meşruiyet delillerinden ikincisini ifade eder ve “Resûlullah’ın söz, fiil veya tasvipleri” (takrirleri) şeklinde tanımlanır.[1]
Kelâm ilminde ise Sünnet, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ve ashabının itikad ve amelde takip ettikleri yol…
Sünnet-i Seniyye, Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ‘in Kur’an’ın, yaşama yansımalarının gerekliliğine dair eşsiz örnekliğidir. Uygulamaları, davranışları, yaklaşımları, onayları, kabulleridir.
Peygamber Efendimizin akval (söz), ef’al (fiil/davranış) ve ahval (hal) ile hayata ışık tutan hakikatleri/belirttikleri... Sünnet-i Seniyye, hüküm itibarıyla özellikle ef’al (Fiiller) açısından farz ve vacip Fiiller(Allah’ın emrettiği farz ibadetler), Nevafil (Nafile) fiiller: (İstihbabî (sevilen) emirler), adât-ı hasene (Güzel Adetler, yeme-içme, oturma-kalkma..) O’na, Yar’a biraz daha benzeme niyetiyle sünnete uymak… Adetleri ibadetlere dönüştüren tılsımdır sünnet…
Seniyye yani yüksek, yüce, âlî, çok mühim ve kıymetli… Bizi Rıza-i Rahman’a eriştiren âli yol… Kulun her anını kulluğa dönüştüren mühim bir yöntem… Şu fani ve az ömrü baki ve çok meyveler veren sonsuz bir hayatı hakikiye eviren muazzam bir define...
Hayatın minik dokunuşlarını bile devasa seciyelere inkılap ettiren yüce bir niyet… Cam hükmündeki edinimlerinin her birini elmas kadar kıymettar yapan yüksek bir seciye…
İçinde bulunduğumuz şu karanlık çağın en acı yanı sadece zulümler, katliamlar veya halen işlenen siyonsoykırımları değildir. Bu çağın en acı, en karanlık yanının bir başka asıl sebebi Müslümanlarda meydana gelen bilinç bulanıklığı… Furkan hakikatini törpüleyen bu muzır hal en çok Sünnet-i Seniyye bilincimizi, siyer-i nebi ile olması gereken bağımızı, Kur’an muhabbetimizi zedelemektedir.Bu muarız fikirlerin, küfür desiselerinin, fitne merkezlerinin verdiği acı ve ıstırapların, kâfirlerin/müşriklerin/tağutların soykırım ile verdiği acı ve ıstıraplardan geri kalır yanı yok.
Sünnet-i Seniyye bilincimiz(şuurumuz) çağımızda özellikle müsteşrik müşriklerin, ebleh modernistlerin ve farklı görünmek ile öncü olmaya çalışan ego bozuntusu kibirli bilginlerin yoğun çabaları sayesinde maalesef ziyadesiyle zedelenmiştir.
Hakikat terazisini akla uygunlukta arayan şu akılsızlara, Kur’an-ı Kerim’in emirlerini sadece kendi yetersizliğiyle anlayacağını, ötesini ise yok sayarak kendisi gibi nakıs bir metne dönüştürdüğünün farkında dahi olamayan “az anlamış-çok aldanmış”lara gösterilecek pek çok delil var ancak göstermeye lüzum yok.
Beşerin en yüksek gayesi insan olmak ve kalmak.. İnsanın ise en büyük zirvesi Müslüman olmak ve Müslümanca yaşamak... İşte her bir Müslümanın da en yüksek gayesi, en ulvî emeli elbette ki Rıza-i Rahman’a ermektir. Allah’ın rızasını kazanmak… Bu hedef ve zirvelere ulaşmanın çok yolları içerisinde en sağlamı, en makbulü ve en kısası, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ‘ın gösterdiği ve takip ettiği yoldur. Yani Sünnet-i Seniyye’ye uymak… Severek, isteyerek… Allah’ın rızasına götürecek yegâne yol işte budur. Bu yola girilmez mi, uğruna canlar verilmez mi, sevdalar feda edilmez mi? Bu yola baş konulmaz mı?
Elbette ki evet, çünkü bu yol, bizi Allah’a sevdirecek…
Kur’an-ı Kerim’in hayat sahnesinde sergilenmesinin adıdır sünnet… Emr-i İlahi’nin uygulama aşamasında insanlığa bilfiil yaparak-yaşayarak öğretilmesi, gösterilmesidir…
Sünnet-i Resûlullah, Kur’an-ı Azim’in kerim bir tefsiri ve Kur’an-ı Kerim’in azim bir manasıdır.
Sünnet-i Seniyye yaşayan İslam, yani İslam sistematiğinin örnek, pratik ve etkileyici birer tatbikidir. Yaşanabilir hakikatlerin birer uygulamasıdır. Akledenler için gerçek bir hayatın numunesi, nüvesi, çekirdeğidir.
İnsanlık birer insan misal, bebeklik ve çocukluk çağında gelişim evrelerinin her anında ihtiyaç duyulan bir anne, bir baba, bir eğitmen nasıl zaruret derecesinde ise aynı oranda Sünnet-i Seniyye de insanlık için, insanlığın gelişimi ve kemalatı için öyledir. Eşref-i Mahlûkat için olmazsa olmaz örneklik yani ahsen-i takvim elbette ki Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’dir. Yaptıklarımızın boşa çıkmasını engelleyen(47/33), bizi Allah’a sevdirecek(3/31), altından ırmaklar akan cennetlere eriştirecek(4/11) ve bize kendi canımızdan bile ileri olan(33/6), evlad-u iyalimizden, annemizden, babamızdan ve bütün insanlardan daha çok sevdiğimiz[2] Muhabbetullah’ın kaynağı, insanlığın zirvesi, iki cihanın huzur kaynağı elbette ki Hz. Ahmet Mahmut (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’dir. İşte ittibâ-ı Sünnet-i Muhammediye bize bu özleri, cevherleri, lütufları, sürurları ulaştıran yegâne yoldur. Dikkat edin; “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.”[3] ayet-i kerimesinin parıldayan ışığını kör olan bile hisseder/fark eder.
Biz Müslümanların cihad-tebliğ-inzar ve ıslah emirleriyle insanlığa hizmet etmek vazifemiz olduğu gibi, insanlığın medar-ı İftiharı’nın ümmetine emanet ettiği şu pak ve hak olan Sünnet-i Seniyye’yi yaşayarak, anlatarak muhafaza etmek, onunla ihya olunmak/etmek de en mühim vazifelerimizden biridir.
Zira insanlık âleminin bütünü, hayata dair ne kadar erdem ve değer, güzellik ve ihsan, onur ve özgürlük ve dahası gönüllere şifâ ve ferahlık, kalplere huzur ve sekine, akıllara ışık ve irfan, yüreklere cesaret ve insaniyet bahşeden ilâhî emirlerin tamamını, Allah Rasûlü Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in o mübarek ve mübin lisanından işitmemiş midir?
İşitilenler ancak ve ancak O’nun o kâmil yaşantısıyla bilfiil görülüp kavranmadı mı? An be an, adım adım kaydedilip gelecek çağlara aktarılmadı mı? Kalplere, gönüllere, akıllara, tarihin akışına ilmek ilmek nakşedilmedi mi?
Madem öyledir, Risalet semasının güneşi, nübüvvet burcunun hilali, iki cihanın mümtaz Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’e, her biri O’nun hidayet yıldızları olan Âl ve Ashabına sonsuz kere salat ve selam olsun.
Selam olsun bizi Allah’a sevdirecek olan bu mukaddes projenin mimarı, zat-ı mübareke…
Selam olsun Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’e.
Sonsuz kere selam olsun Allah'ım!
Senin rızanı kazanmaya ve Sünnet-i Seniyye’nin de hakkını ödemeye vesile olması duasıyla selam olsun O Yar’a, O Nur’a.
Selam olsun bizi Sana(Celle Celaluh) sevdirecek olana…
[1] Teftâzânî, II, 2
[2] “Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhâri, İman 8; Müslim, İmân 70)
[3] (Haşr 59/7)