“Allah Teâlâ meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” Melekler: “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler.” (Bakara, 30)
Melekler, insanı yapabileceği kötülükler üzerinden tarif ederken Allah Teâlâ: “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim.” (Bakara, 30) diyerek insanı üstün ve sadece onun bildiği erdemler üzerine tarif etti.
Allah, ilk insan olan Âdem’i ve ondan da eşi Havva’yı yarattı. Böylece insanlığın ilk ailesi ortaya çıktı.
Âdem ve Havva cennetteydiler. Sıkıntının, korkunun ve mahrumiyetin olmadığı bir hayat içerisindeydiler. Fakat Allah onlara bir sınır koydu. Cennetin nimetleri kendilerine açıkken, belirli bir ağaca yaklaşmaları yasaklandı. İşte bu yasakla birlikte imtihan başladı.
Şeytan onları yanılttı. Onlar ağaca yaklaşıp ağaçtan yediler. Hata ettiler. Fakat bu hatadan sonra birbirlerini suçlamadılar.
Kur'an bize:
“Âdem Havva'yı suçladı. Havva Âdem'i suçladı. Senin yüzünden oldu.” şeklinde bir tablo sunmaz.
Tam tersine ikisi birlikte Allah'a yönelerek şöyle dua ettiler:
“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz.” (A'râf, 23)
Burada çok büyük bir aile ahlakı vardır: “Ben hata ettim, sen hata ettin.” demediler. Hatanın müsebbibi şeytandı. Ve Allah onları şeytana karşı uyarmıştı. Taraflar birbirlerini suçlasalar şeytan sevinir ve sorun büyürdü. İkisi de sorunu çözmeye yöneldi.
“Biz kendimize zulmettik.” dediler.
İşte aile olmanın önemli sırlarından biri burada gizlidir.
Hatanın karşısında, çözümde aynı tarafta durmak, ilk ailenin ahlakıdır.
Hata olduğunda, iki farklı yol vardır: “Ben haklıyım, sen haksızsın.” Bu tavır şeytanı araya çağırıp sorunu büyütmektir.
“Bizim bir problemimiz var, bunu birlikte çözmeliyiz.” demek aile olmaktır.
Birinci yol aileyi iki cepheye böler. İkinci yol ise aileyi birbirine bağlar, ayakta tutar.
Eşler birbirlerinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.
Aile, aynı gemide olmaktır. Gemide bir delik açıldığında kaptanla yolcu birbirini suçlamaya başlamaz; önce deliği kapatmaya çalışırlar. Çünkü gemi batarsa herkes zarar görecektir. Aile de böyledir.
Problem çıktığında ilk soru! “Kim suçlu?” değil, “Bu problemi nasıl çözeriz?” olmalıdır.
Çünkü bazen insanlar problemin kendisinden daha fazla birbirlerini suçlayarak aileyi yıpratırlar.
Güçlü aile, hiç problem yaşamayan aile değildir. Güçlü aile, problem karşısında istikametini kaybetmeyen ailedir. Peygamber hayatında bu böyledir.
Ailede “Ben’den Bize Geçmek” esastır.
Aile olmanın temelinde “biz” vardır. Evlilik, “ben” kelimesinin tamamen ortadan kalkması değildir. Aksine insanın “ben”ini “biz” içerisinde anlamlandırmasıdır.
“Ben haklıyım. Senin problemin. Benim ailem.” Bu dil zamanla eşleri iki ayrı cepheye dönüştürür.
Oysa aile: “Bizim problemimiz. Bizim sorumluluğumuz. Biz bunu birlikte aşacağız.” diyebilmektir.
Âdem ve Havva'nın duasındaki “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik” ifadesi, aile için büyük bir ahlak dersidir.
Aile olmak birbirinin karşısında durmak değil, problemin karşısında birlikte durmaktır.
Aile birlikte Allah’a yönelmeyi ilk baba ocağı olan Âdem ve Havva’dan öğrenmelidir. Bu yöneliş bir asalettir.
Âdem ve Havva'nın kıssası bize, hatadan sonra nereye nasıl dönmemiz gerektiğini öğretir.
Sıkıntılar, anlaşmazlıklar, çocuklarla ilgili problemler, geçim sıkıntıları, var olan nimetleri kaybetmeler, çeşitli imtihanlar olabilir. Asil aile, problem geldiğinde nereye sığınacağını bilen ailedir.
Allah'a yönelen aile, sıkıntıyı sadece bir kriz olarak değil, aynı zamanda Allah'ı hatırlatan bir imtihan olarak görür.
Aynı sofrada oturmak, aynı evde yaşamak aile olmak için yeterli değildir.
Aile; aynı Rabb'e yönelmek, birlikte dua edebilmek, birbirinin kusuruna merhametle yaklaşabilmek ve Allah'ın rahmetinde buluşabilmektir. Huzuru beraber yaşayabilmektir.
Yeryüzünde imtihanı gören ilk Âdem ailesi, sonraki nesillere örnektir.
Âdem ve Havva yeryüzüne gönderildiğinde artık cennetin rahatlığı geride kalmıştı.
Yeryüzünde emek vardı, geçim vardı, hastalık vardı, ayrılık vardı ve imtihan vardı.
Çocukları oldu. Fakat insanlığın ilk ailesi, sadece dışarıdaki zorluklarla değil, evin içerisindeki imtihanlarla da karşılaştı. Bu bize önemli bir gerçeği öğretir: İyi bir aile olmak, bütün fertlerin kusursuz olması demek değildir.
Anne-baba elinden geleni yapar, doğruyu gösterir, güzel örnek olur ama bütün bunlara rağmen umduğunu bulmayabilir. Her insanın kendi iradesi vardır. Anne iyi olabilir ama çocuk farklı bir yol seçebilir. Baba doğru bir hayat yaşayabilir ama evlat yanlış bir tercih yapabilir. Bu durumda anne-babanın bütün hayatını suçluluk içerisinde tüketmesi doğru değildir. İnsanın görevi doğruyu göstermek, güzel örnek olmak, terbiye etmek ve dua etmektir. Hidayet ise Allah'ın elindedir.
Asalet, Adem ve Havva’nın duruşunu yaşamaktır.
Asalet sadece soyla, makamla veya servetle ölçülmez. Asil insan, aslını unutmayan insandır.
Kendisinin Âdem'in çocuğu olduğunu bilen, topraktan geldiğini unutmayan, Allah'ın huzurunda bir kul olduğunu bilen insan, meleklerin değil Allah’ın tarif ettiği insandır.
Hata yaptığında kibirlenmek yerine tövbe eden, başkasının hatasını gördüğünde onu ezmek yerine merhamet eden, gücünü zulüm için değil, adalet için kullanan insan gerçekten asil insandır. Çünkü insanın şerefi kusursuz olmasında değil, Allah'a kul olma şuurunu kaybetmemesindedir.
Âdem'in çocukları olmak bize önemli bir ahlak mirası bırakır: Hata ettiğinde Allah'a dön. Eşinle problem yaşadığında “ben” demeden önce “biz” demeyi öğren. Ailenin içine giren fitneyi büyütme. Aileni Allah'ın rahmetine bağla.
Aile doğrunun tarafında daha iyisini ve huzuru arama sanatıdır.
Aile, sadece aynı evde yaşayan insanların topluluğu değildir. Aile, aynı doğruya götüren istikamette yürüyen insanların birlikteliğidir. Problem geldiğinde karşı karşıya geçmek değil, yan yana durmaktır. Birbirini ezmek değil, birbirlerine şifa olup, birlikte tövbe etmektir. Sıkıntı geldiğinde birbirinden uzaklaşmak değil, birbirine sığınak olmaktır. Ve en önemlisi: Allah'a beraber yürüyebilmektir. Öyleyse ailede bir problem olduğunda birbirimize karşı değil, problemin karşısında durulmalıdır.
Ellerimizi birlikte Allah'a kaldıralım:
“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz.” (A'râf, 23)
Çünkü biz toprağa ait Âdem'in çocuklarıyız. Hata edebiliriz. Yanılabiliriz. Ama asıl mesele, hata ettikten sonra nereye döndüğümüzdür.
Bir ev, iki kalp, tek istikamet:
Allah'ın rızasına yürüyen bir aile.