Gelin Rasulullah (aleyhisselam)’ın asırlar öncesinden çektiği tozlu albümümüzdeki fotoğraflarımıza bir göz atalım da nerede durduğumuzu bir bilelim. Hali pür melalimizi görelim. Biz Müslümanların rehberi, bakınız asırlar sonrasını nasıl görmüş. Kendimizi tartmamız için mizanımızı nasıl kurmuş.
Kendi hevasından konuşmayan, konuşturulan Peygamberimiz bugünün fotoğrafını asırlar öncesinden çekmiş:
“Öyle bir gün gelecek ki kafirler, aç kurtların leşe saldırdıkları gibi size saldıracaklar.” diye buyurduğunda ashab:
“Ya Rasulallah! O gün sayıca az mı olacağız?” diye sorar. Peygamberimiz:
“Hayır! Sayınız çok fazla olacak ama selin önündeki çer çöp gibi olacaksınız. Zira Allah heybetinizi (korkunuzu) düşmanlarınızın kalbinden çekip alacak ve sizin kalbinize vehn yerleştirecek.”
Gel de vehni merak etme! Sahabe de merak edip sorar:
“Vehn nedir ya Rasulallah?” Peygamberimiz:
“Vehn; dünyayı çok sevmek ve ölümü sevmemektir.” (Ebu Davud, Melahim, İbn Hanbel, el-Müsned, 2/359.)
Sanırım içimizde vehn ahtapotunun kolları arasında olmayanlarımız kalmamıştır. Yoksa siyonist kafirler aç kurtlar gibi bize nasıl saldırabilirlerdi ki? Nasıl aç kurtlar gibi saldırmasınlar ki! Ümmetin çobanı yok, halifesi yok, hoşt diyecek kimsesi yok. Yoksa nasıl böyle tepkisiz kalabilirdik ki? Üstelik bizim sayımız 2.5 milyar, onların sayısı 6 milyon iken…
Ah seni gidi vehn ah! Ah bizdeki modern ismiyle dünyevileşme ah!
Müslüman ülke liderlerinin damarlarında kan yerine vehnin akıp, israile yardım edecekleri bir zamanın gelebileceğini kim tahmin edebilirdi ki?
Vehn daha bize neler yapmış neler bakmaya devam edelim. Şu vehn denilen zımpırtı neredeyse bizde iman bırakmamış. Ve görünen odur ki vehn evdeki hesabımız ile ahiretteki hesabımızı da birbirine uydurmayacak.
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki fâiz yemeyen kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan (Ebû Davud’un bir rivayetinde “Buharı” şeklinde geçer) bulaşacak.” (Ebû Davud, Büyû, 3/3331, Ayrıca bkz. Nesai, Buyu’, 2/4452; İbn-i Mace, Ticarat, 58; Ahmed, IV, 494; Beyhaki, Sünen, IV, 275.)
Ne tozu ne buharı! Çamuruna bulanmayanların sayısı azalmış durumda. Vehn yetmedi bir de faiz çamuruna bulandık.
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişinin helak olması, eşinin, anne-babasının ve çocuklarının elinden olacaktır. Onu fakirlikle ayıplarlar, gücünün üstünde tekliflerde bulunurlar, o da dinini kaybedecek işlere girer ve helak olur.” (Zeynu’l-Iraki Tahricu Ahadisi’l-İhya-İhya ile b irlikte-,II/24; Ayrıca bu hadisi, Hattabi, el-Uzle; Beyhaki, ez-Zühd adlı eserinde zikretmiştir).
“Çocuklarımız artık bizi dinlemiyor” diye yakınmayan kaç kişi kaldık?
Gel de işin içinden çık! Önce vehn, sonra faiz çamuru, şimdi de dağınık parçalanmış, kimsenin kimseyi dinlemediği aile reisinin ıskartaya çıkarıldığı aile yapısı…
“Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helalden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhari, Buyu, 7, 23)
Felaketlerimize şimdi de haram yutmaktan korkmayan gevşek boğaz eklendi. Allah wekil o zaman bu zaman…
“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hainlere güvenilecek. Kişi kendisinden şahitlik etmesi istenmediği halde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği halde yemin edecek”. (Taberani, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, XXIII, 314; Heysemi, VII, 283)
Talihsizliğimize bir gevşek dil maddesini de ekleyelim.
“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, VII, 280)
Dümdüz Asr Suresinde anlatılan “Asra yemin olsun ki bütün insanlar zarardadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler hariç” zarardakiler sınıfına da girdik mi?
Ölmüşüz ağlayanımız yok. Enes b. Malik’in “Rasulullah’tan duydum” dediği şu hadis tabutumuza çakılan son çivi olsa gerek. Enes bin Mâlik’e Haccac’ın yaptıklarından şikâyet edildiğinde: “Sabredin Rasulullah’ın şöyle dediğini işittim: “Siz öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, giden günden daha kötü olacak. Bu hal, Rabbinize kavuşuncaya kadar sürecek.” (Buhari, Fiten, 6; Tirmizi, Fiten, 35/2206)
“Öyle bir zaman gelecek ki okumaya meraklı kurralar çoğalacak; fakîhler (alimler) ise azalacak ve bu suretle ilim çekilip alınacak.” (Hakim, Müstedrek, IV, 504/8412)
Piyasada orijinal kaç alim kaldı ki?
“Öyle bir zaman gelecek ki kişiye, malının zekâtını vermek çok zor gelecektir.” (Taberanî, el-Mucemü’l-Kebir, XVII, 105)
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki bütün endişe ve gayretleri karınları (mide ve şehvetleri) için olacaktır, şerefleri malları ile ölçülecektir, kıbleleri kadınları olacaktır, dinleri de dirhem ve dinarları olacaktır. İşte onlar mahlûkatın en şerlileridir. Onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, XI, 192/31186; Ramûzu’l-Ehadis)
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, camilerin çokluğuyla övünürler de onlara çok az devam ederler.” (Taberanî, el-Mucemü’l-Evsat, VII, 301)
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, uzun süre ayakta beklerler de kendilerine namaz kıldıracak bir imam bulamazlar.” (İbn-i Mâce, İkâme, 47)
Yoksa kafanızda bir şeyler mi canlandı?
“Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihadtan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin.” (Tevbe, 24.)
Anladığım kadarıyla Allah’ın emrini bekleyeceğiz. Ayet her ne kadar “Allah’ın emri” diyorsa da biz “Allah’ın belası veya cezası” şeklinde anlayalım.