Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem), panayırlar vesilesiyle insanlara son dinin öğretilerini aktarmaya çalışıyordu. Arabistan’ın yakıcı sıcağı altında insanlardan dayak veya azar yeme pahasına Allah’ın ayetlerini ulaştırma gayreti içerisindeydi. Tabi ki bu faaliyetlerden Mekkeli müşrikler, özellikle de amcası Ebu Leheb son derece rahatsızdı.
Panayırların yanı sıra yıllık Hac mevsimi de tebliğ açısından çok önemli bir imkân sunuyordu. Fakat Ebu Leheb ve benzerlerinin oluşturdukları olumsuz algı, Peygamber ile muhatapları arasında aşılması zor bir duvar örüyordu. Bu algının kırılması için davetçinin kendisini ifade etmesi, davet edilenlerin ise onu dinlemeleri gerekiyordu.
Bilindiği üzere Mekke’den sonra Arabistan’ın en önemli kentlerinden biri, o zamanki adıyla Yesrib, yani Medine idi. Burada da Mekke’dekine benzer şekilde müşrik Araplar yaşıyordu ve bu topluluk iki ana gruba ayrılmıştı: Evs ve Hazrec. Ayrıca çeşitli dönemlerdeki göçler vesilesiyle Yesrib’e yerleşmiş olan Yahudiler de bulunuyordu. Onlar da kendi içinde Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Beni Kurayza olmak üzere üç ana gruba ayrılıyorlardı.
Evs ve Hazrec kabileleri arasında derin husumetler vardı. Bu sorunları sürekli kaşıyan ve iki grubun çatışmasından menfaat devşiren Yahudiler ise giderek güçlenmişlerdi. Bisetin yedinci yılında, Hz. Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Mekkelilerin ekonomik ambargo ve sosyal boykotuna maruz kaldığı zorlu bir dönemde, Yesrib’te Evs ve Hazrec kabileleri arasında Buas Savaşı yaşandı. Aslında bu savaşın çok uzun bir geçmişi vardı. Yaklaşık 120 yıl sürdüğü belirtilen bu uzun mücadelenin sonuncusunu Evsliler kazanmıştı.
Tam bu dönemde Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem), Mekke’deki panayırlarda tebliğ faaliyetlerini sürdürüyor ve kendisi için güvenli yeni bir yurt arıyordu. “İbn Hişâm’ın ifade ettiği üzere, Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) o sırada yabancı bölgelere gidebilmek için eman anlaşmaları yapmaya çalışıyordu. Bu girişimlerin temel argümanı şu merkezde dönüyordu: “Beni himaye ediniz ve dediklerimi izleyiniz; bakarsınız çok yakında komşu İran ve Bizans imparatorluklarının sahibi sizler olmuşsunuz.” (Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi)
Belirtildiği gibi Peygamberimiz, hakaretler ve fiziksel zorluklar pahasına panayırlardaki faaliyetlerine devam ediyordu. Görüşmelerden sık sık olumsuz sonuç alsa da davasından asla vazgeçmiyordu. En sonunda Yesribli bir grup Hazreci ile Akabe denilen yerde görüştü.
İslam davası için büyük bir umut ışığı yakan bu buluşmada Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem), Hazrecileri İslam’a davet etti. Sanki Müslüman olmayı bekliyorlarmış gibi bu grup hep birlikte İslam’a girdi. Günlerce süren müzakereler olmadan, bu kadar kısa bir süre içinde, böylesine büyük bir karar alınması tarihçileri her zaman düşündürmüştür: Neden?
Bu sorunun cevabını birkaç farklı kategoride ele alabiliriz:
1. Siyasi ve Tarihi Akrabalık Bağları:
Medineliler bu davete psikolojik ve siyasi olarak hazırdılar. Çünkü Peygamberimizin dedelerinden Haşim’in eşi Yesribli idi. Kökü çok eskilere dayanan bu akrabalık ilişkisi sayesinde, Haşim’in eşi Selma’nın isteği üzerine bu evlilikten doğacak ilk çocuğun doğumu Yesrib’te gerçekleşmişti. Haşim, bu doğum vesilesiyle gittiği Yesrib’ten ticaret amacıyla Gazze’ye geçerken orada vefat etmişti. Doğumu Yesrib’te gerçekleşen bu Kureyşli çocuk, yani Şeybe (Abdulmuttalib), yaklaşık sekiz yaşına kadar Yesrib’te büyümüş, ardından amcası Muttalib tarafından Mekke’ye getirilmişti. Köle zannedildiği için kendisine Abdulmuttalib denilmişti.
Bu dayı-yeğen akrabalığı sayesinde Hz. Peygamber, annesi Amine ile birlikte küçüklüğünde Yesrib’i ziyaret etmiş ve çocukluğunun kısa bir kısmını burada geçirmişti. Hafızasında bu ziyarete dair canlı hatıralar kalan Peygamberimiz, dönüş yolunda Ebva köyü civarında annesini kaybetmişti. Bilindiği üzere daha önce babası Abdullah da Yesrib’te vefat etmiş ve burada defnedilmişti.
Dolayısıyla Hz. Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) peygamberlik öncesine uzanan manevi ve nesebi bağları vardı Hazrecilerle. Bu kabilenin bir kolu olan Neccaroğulları, Peygamberimizin dayıları sayılıyor ve bilindiği üzere hicretten sonra da ona en güzel şekilde misafirperverlik yapmışlardı.
2. Savaş Yorgunluğu ve Liderlik Boşluğu
Yaklaşık 120 yıl süren Buas Savaşı, her iki tarafta da derin bir bıkkınlık ve yorgunluk hissi bırakmıştı. Taraflar artık birbirleriyle kan davası gütmek istemiyorlardı. Yılların getirdiği bu düşmanlığın Peygamber eliyle barışla neticelenmesi her iki tarafın da ortak arzusu haline gelmişti. Nitekim hicretten sonra Evs ve Hazrec kabileleri İslam kardeşliği çerçevesinde kalıcı bir hukuk oluşturmuşlardır.
Ayrıca bu uzun savaşlar sırasında Peygamberimize muhalefet edebilecek güçlü liderlerin neredeyse tamamı hayatını kaybetmişti. Eğer bu liderler hayatta kalsalardı, Peygamberimize karşı sert bir muhalefet cephesi oluşturup kendi tabanlarını bu yönde konsolide edebilirlerdi. Nitekim ilerleyen süreçte bu konumda kalan nadir isimlerden biri olan Abdullah bin Übey, bu tarz bir muhalefetin merkezi hâline gelecekti.
3. Yahudilerin Beklentisi ve Dinî Zemin
Yahudiler, dinî olarak Yesrib halkını gelecek olan yeni bir peygambere hazırlamışlardı. Her ne kadar tahrif edilmiş olsa da Yahudilik ilahi kaynaklı bir dindi ve bu dinin metinlerinde son bir peygamberin geleceğine dair bilgiler yer alıyordu. Yesribli Yahudiler sık sık bu durumu dile getiriyor ve gelecek olan peygambere tabi olacaklarını söylüyorlardı.
Hazreçli altı kişi ise bu hayırlı işte öncelik almak istediler. Muhtemelen bu tercihi yaparlarken Yahudilerin de Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’e tabi olacağını varsayıyorlardı. Ancak Yahudiler yine insanları şaşırtmayarak Peygamber’in en büyük muhalifleri arasına girdiler.
Buna rağmen, yıllar boyunca Yesrib ahalisini yeni bir peygamberin geleceğine ve bu peygamberin hak yol üzere olacağına alıştırmışlardı. Halk bu fikirle büyüdüğü için, kendileri iman etmese bile Hazrec ve Evs kabileleri çok kısa süre içerisinde İslamiyet’i benimsemeye başladılar.
Bu ilk buluşmada Müslüman olan Es’ad bin Zürâre ve arkadaşları, yanlarında Peygamberimizden öğrendikleri İbrahim Suresi'nden bazı ayetlerle Yesrib’e döndüler. Bu vesileyle yaptıkları tebliğ ve davet, yukarıda sayılan tüm bu hazırlık zemininden dolayı halk arasında hızla kabul gördü.
Şehir kısa sürede bu yeni ilahi bilgiyle çalkalandı. Sadece Hazreciler değil, Evsliler de bu yeni dine yöneldiler. Öyle ki bir yıl sonraki hac mevsiminde, Hazrecilerden on ve Evslilerden iki kişi olmak üzere toplam on iki Yesribli Müslüman, yine Akabe’de Peygamberimizle buluşarak ona bağlılık yemininde bulundular.
Böylece Yesrib’in Medine olma süreci başlamıştı.