7 Ekim'den bu güne kadar geçen zaman diliminde Gazze adeta İnsanlık tarihinin özetini yaşadı, yaşıyor.
Gazze'de zulme ve küfre karşı tarihin en büyük meydan okumalarından ve direniş tarihi örnekliklerinden birisi yaşanırken; öte yandan bu gök kubbenin gördüğü, görebileceği en büyük vahşetlerden birisi yaşanmaktadır.
Buradaki yiğitliği, sebatı, kahramanlığı anlatmaya kelimeler kifayet etmezken; aynı zamanda zulme karşı duyarsız kalış, terk edilmişliği de kelimeler ifade edememektedir.
Bu küçük coğrafyada, İslam'ın aziz beldesinde zulmün en koyu tonu yaşanmaktadır. Şartlar her geçen gün daha fazla ağırlaşmaktadır.
Siyonistler ve onları destekleyen küresel şer güçler, adeta bir halkı tamamen ortadan kaldırmaya ant içmiş.
Küresel haydutlar ve katliam çetesi israil, Gazze'de bombalarla öldüremedikleri, bombalardan kurtulan mazlumları açlıkla öldürmeye çalışmaktadır. Artık her geçen gün açlıktan dolayı ölüm haberleri gelmektedir. Özellikle neredeyse her gün çocuk ölüm haberleri almaktayız.
Bütün dünyanın, özellikle de Müslümanların gözleri önünde, bu ümmetin küçük evlatları açlıktan dolayı şehit olmaktadır. Sadece bize ulaştığı kadarıyla; öyle fotoğraflar geliyor ve öyle hikayeler anlatılıyor ki, aklımız ve bünyemiz bunları kaldıramıyor. Tabi bu anlatılanlar, gerçek yaşanılanlara nispetle, devede kulak bile değilken tahammül sınırlarımızı aşmakta, bizi adeta cinnet sınırına getirmektedir. Biz bu tabloya dayanamaz iken, bir buçuk yıldan fazla bir süredir bu vahşeti bizzatihi yaşayan ve iliklerine kadar hissedenlerin durumunu siz düşünün.
Bu süreç ile beraber insanlığın ve özelde de İslam Ümmetinin gerçek kapasitesi ve hassasiyeti ortaya çıktı. HAMAS liderliğinin de ifade etmiş olduğu üzere; Müslüman devletlerin ortaya koydukları onursuz duruş, Gazze'deki mazlumları derin bir hayal kırıklığına uğratmıştır.
7 Ekim süreci; aslında Müslümanların, Gazze gibi bir mektebe nasıl ihtiyacının olduğunu ve İslâm Ümmetinin uğramış olduğu derin şuur ve bilinç kaybını ortaya çıkarmıştır.
İmkân ve kapasitenin varlığına rağmen, Gazze'ye bir buğday tanesinin sokulamayışı, her ülkenin farklı endişeler ile sadece durumu idare etmeye çalışması, ortak bir iradenin olmayışı; Müslümanların hilafete olan ihtiyaçlarını bir kez daha en elzem şekilde ortaya çıkarmıştır. Bugün Gazze'de bu vahşet ve soykırım yaşandığı halde buna engel olunamıyorsa, bunun en büyük nedeni; ortak bir irade mekanizmasının olmayışıdır.
Müslümanlar derhal harekete geçmeli ve bir hilafet kurumu etrafında bir araya gelecekleri bir süreç başlatmalıdır. Ortak bir halife seçilinceye kadar da bu fonksiyonu icra edecek, şura temelli bir konsey inşa edilmelidir.
Gazze meselesi ile beraber, küresel kurumların işlevsizliği ve küresel düzenin bir eşkıya düzeni olduğu tescillenmistir. Bal arılarının takılıp kaldığı eşek arılarının ise delip geçtiği uluslararası sistemin lavğvedilmesi veya revize edilmesinin gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmıştır. İslam Ümmeti'nin ve özelde Arapların mevcut kurumlarının hiç bir işe yaramadığı gerçeği de ortaya çıkmıştır. Küresel sistemin ihdas etmiş olduğu kurumlar, bugüne kadar Müslümanların aleyhindeki meselelerde, tepelerinde Demoklesin kılıcı gibi sallanırken, zalimlere karşı ise hiç bir caydırıcılığı olmamıştır.
BM'de terör örgütü israil aleyhine karar alınamamış, çok nadir de olsa aleyhte bir karar alınmışsa bile uygulanmamıştır.
UCM'nin, israil aleyhinde aldığı kararların bir türlü uygulanmasını, insanlık ailesi ve özgür dünya esefle ve ibret ile izlemektedir.
Tüm insanlık bir imtihandadır. Özgür dünyanın asil ve onurlu insanları bir tarafta cephe alırken, salt kötülük olan siyonistler ve şer cephesi diğer tarafta konumlanmıştır. Bu savaş; artık Müslümanlık dairesini de aşarak, insanlık ailesinin adalet ve özgürlük savaşına dönmüştür.
Bir kez daha halklar, adalete ve özgürlüğe daha duyarlı olduğunu göstermiş olup insanlık adına ümitvar bir tablo ortaya çıkmıştır.
Küresel intifada söyleminin; aslında bir ütopya değil, hakların kardeşliğinin kesişim noktası ve sembolü olduğu ortaya çıkmıştır. Bu insanlık meşalesi asla sönmemeli; Gazze intifada ve mukavemeti, insanlığın ufkunu aydınlatan evrensel bir meşale olmalıdır.
Biz, artık bir yol ayrımındayız. Hem Müslümanlar hem de özgür dünya olarak. İnsanlık ailesini teslim almaya çalışan şer ekseninin, bedel ödenmeden değişmeyeceği gerçeğini kabullenmeli ve bedel ödeme iradesini ortaya koymalıyız. Ya insanlık cephesi, şer cephesine karşı özgürlüğünü kazanmak için isyan bayrağını yükseltir ya da kölelik düzeni devam eder ve bizden sonraki kuşaklar da bu zalim düzenin kurbanı olurlar. Artık küresel bir meydan okuma kaçınılmazdır. Bu gün ya da yarın.
Daha fazla mazlumun kara toprağa düşmemesi adına, hemen ve hiç zaman kaybetmeden harekete geçmek gerekir. Gerçeklerden kaçarak ve gözlerimizi kapayarak hiç bir şeyi değiştiremeyiz. Tarih boyunca zalimlerin egemen düzenleri, bedel ödenmeden ve zulmü tolere ederek değiştirilmemiş. Tam tersine, bu onurlu ve kutsal savaşta bedel ödeme iradesi ortaya konularak zalimler tarihin kara deliğe gömülmüştür.
Bu itibarla; zulmün giderek ağırlaştığı ve mazlumları öğüttüğü bir tabloda, herkes ne yapabileceği konusunda imkânlarını sonuna kadar zorlamalıdır.
Herkesin Gazze için yapabileceği birçok şey vardır. Yeter ki, tam bir samimiyet ile yola revan olalım.
Bu savaş hepimizindir. Hepimiz, bu savaşta seferberlik ruhu ile tarihi bir rol üstlenmeliyiz.
Biz bu savaşta taraflardan birisini destekleyen bir konumda olmadığımızı, bizzatihi savaşan taraf olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bu kabul; bir tercih değil, bir zaruret ve farziyettir.
Bir buçuk yıldan fazla bir zamandır Filistin direnişi, üzerine düşen görevi fazlası ile yapmaktadır. Tarihte emsali görülmeyen bir mukavemet söz konusudur. Ama İslam ümmeti ve insanlık çok çabuk yoruldu. Ey insanlık ve ey Müslümanlar, direniş hala düşmemiştir, Allah'ın yardımı ile…
Herkes; insanlığın, bölge ülkelerinin siyonizm ile savaşında ön cephe olan Gazze cephesinin düşmemesi için sorumluluk almalıdır. Herkes bu tarihi sorumluluk altındadır. Bu cepheye destek veriyor gibi görünüp de somut adımlar atmayanlar, sadece kendilerini kandırıyorlar. Kendilerini çok zeki zanneden bu kişilik ve liderler, yarın ruz-i mahşerde Aziz ve Celil olan Allah'a nasıl bir cevap vereceklerini şimdiden düşünsünler.